TEMİZ, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAK

Sağlıklı bir çevre temel bir insan hakkıdır!
TEMİZ, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAK

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

WWF-TürkiyeEce Özkan

73 yıl önce 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. 1972 yılında açıklanan Stockholm Bildirgesi’nden beri de sağlıklı bir çevre hakkı tartışıldı — bu hakkın temel bir insan hakkı olarak tanımlanması için en önemli adım, 2021'in Ekim ayında atıldı ve BM İnsan Hakları Konseyi, “temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkı”nı temel bir insan hakkı olarak tanımladı. Karar, yasal olarak bağlayıcı değil ancak küresel statükoyu değiştirmek için önemli bir adım.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100’ün üzerinde ülkenin anayasasında, çevre kanunlarında ve taraf oldukları anlaşmalarda sağlıklı bir çevre hakkından bahsediliyor. 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir,” ifadeleri geçiyor ancak bu sağlıklı bir çevreye erişim hakkının temel bir insan hakkı olarak tanımlanması anlamına gelmiyor. 

Çevre hakkı toprak, su, hava, iklim, biyolojik çeşitlilik gibi ekolojik denge için hayati önemde pek çok etmenin bir arada korunması ve sürdürülebilir bir geleceğinin olması anlamına geliyor. Çevre hakkına sahip çıkmak aynı zamanda bastığımız toprağın, topraklarımızı besleyen suların, havamızı temizleyen ve biyoçeşitliliğin devamı için paha biçilemez hizmetlerde bulunan ormanların yaşam döngüsünü de hesaba katarak birlikte sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı da beraberinde getiriyor. 

Çevre hakkı = temel bir insan hakkı

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ve umutsuzluktan sonra yürürlüğe konmuştu. Şimdi bilim insanlarının yıllardır dile getirdiği öngörülerin gerçekleştiği, doğanın benzeri görülmemiş bir yıkım sürecinden geçtiği, iklim krizinin etkilerini aşırı hava olayları ve çevre felaketleriyle daha fazla hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. 

Bildirgenin ilan edildiği 1948 yılından bu yana gezegenimizdeki yıkım her geçen gün artıyor. 2020 yılında yayınlanan WWF Yaşayan Gezegen Raporu’na göre geçtiğimiz 50 yılda omurgalı tür popülasyonu %68 oranında azaldı. Bu kriz hâli, insan haklarının çevre hakkını içerecek şekilde güncellenmesi ihtiyacını da beraberinde getiriyor.

Grafik: Yaşayan Gezegen Endeksi (LPI)


Yaşama hakkıyla doğrudan bağlantılı

Çevre hakkı, üçüncü kuşak haklardan biri olarak sınıflandırılsa da ikinci kuşak haklardan sağlık hakkı ve birinci kuşak temel insan hakkı “yaşama hakkı”yla doğrudan bağlantılı. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bir yıl içinde dünya üzerinde gerçekleşen toplam ölüm vakalarının %24’ü (yaklaşık 13,7 milyonu) hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalma gibi doğrudan çevre kirliliği kaynaklı sebeplerle gerçekleşiyor. 

İnsan hakları açısından problemli dönem: Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP)’nun hazırladığı Kara Rapor 2021: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri çalışmasına göre kirli hava, Covid 19 virüsünün vücuda girişini kolaylaştırıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörü David Boyd, “bir an önce ayağa kalkıp gezegenimizi korumak ve doğa kayıplarını geri kazanmak için gerekli ve sürdürülebilir adımları atmazsak” insan hakları açısından problemli bir dönemin bizi beklediğini ifade ediyor.

İnfografik: Temiz Hava Hakkı Platformu


Biyoçeşitliliğin azalması: WWF’in 2020 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Sağlıklı Ekosistemler ve İnsan Hakları Raporu'nda yer alan açıklamasına göre biyoçeşitliliğin azalması ve zarar gören ekosistemler insan haklarına doğrudan zarar veriyor; temiz hava ve temiz suya erişim hakkını etkiliyor. Yaban hayatı kayıpları, yasa dışı yaban hayatı ticareti ve sürdürülebilir olmayan balıkçılık uygulamaları, yaşamları biyoçeşitliliğin devamına dayalı toplulukların güvenliğini ve sağlıklı gıdaya erişim hakkını tehlikeye atıyor

Ormansızlaşma: Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkı, temiz suya ve gıdaya erişim hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı ve güvenlik hakkının önünde bir tehdit. Ormansızlaşmayla beraber seller ve kuraklık gibi iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini yaşamlarının devamı doğaya bağlı topluluklar sert bir şekilde hissediyor. Doğa kayıplarıyla beraber, toplumsal cinsiyet eşitliği de tehlikeye giriyor. Geçimleri için doğaya bağlı kadınlar, iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybından daha fazla etkileniyor

Boyd, çevre hakkının temel bir insan hakkı olarak tanımlanması bir anda bütün çevre problemlerini çözmeyeceğini ancak bu gelişmenin ileride daha güçlü adımların atılmasına öncü olabileceğinin altını çiziyor. Çevre hakkını tanıyan ülkeler, potansiyel olarak daha güçlü ve kapsayıcı çevre politikaları üretebiliyor

İnsan hakları ve doğa hakları birbirinden ayrı değil: İnsan ancak doğayla uyum ve barış içinde yaşarsa sağlıklı bir hayat sürdürebiliyor. Doğa kayıplarını durdurma ve iklim kriziyle mücadelede göstereceğimiz performans, sadece gezegenin değil, temel insan haklarının da geleceğini belirleyecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🌳 ANGST 18: ÇEVRE HAKKINA SAHİP ÇIKIYOR MUSUN?

WWF-Türkiye'yle soruyoruz: Sağlıklı bir çevre temel bir insan hakkı mıdır? İklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybından kim daha fazla etkileniyor?

04 Oca 2022

🌳 ANGST 18: ÇEVRE HAKKINA SAHİP ÇIKIYOR MUSUN?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR