Bizim Olmayı Bırakan Yerler

Nerede o eski Bodrum…
Bizim Olmayı Bırakan Yerler

Doğduğumdan beri her yaz Bodrum’a gideriz. Anneannem ve dedem ile geçirdiğimiz o birkaç hafta hep şen şakrak, biraz gürültülü ve yemek dolu geçer. Dedemin yıllar içinde kendi elleriyle orman haline getirdiği harika bahçesini sulamasını ve ağaçlara tırmanmasını (evet hala) izler, anneannemle çay içip saatlerce konuşur, dayımın 51 oynarken hile yapması ile çıkan kavgaları fişekler, annemle saatlerce denizde yüzer, babamla da kim daha çok yandı yarışmasına girer ve hep kaybederim. 

Küçükken anneannem ve dedemle damda yatar, yıldız toplardık. Sabah kalktığımda yanımda bulunan sepette anneannemin erkenden kalkıp alüminyum folyodan yaptığı yıldızları bulur, heyecanlanırdım. Çarpım tablosunu Bodrum’da öğrendim, denizden çıkarken merdivende tamamen kestiğim topuğumun, yara izi hala durur. Kısaca 22 senedir Bodrum’da ailemle olmak hayatımdaki en daimi olan geleneklerden biri. Bu 22 senede ise Bodrumun değişimini, tabiri caizse “soylulaştırılmasına” şahit oldum, oluyorum. Bunu gördükçe de üzülüyorum.

Soylulaştırmadan kastım nedir?  

Soylulaştırma ya da ‘gentrification’, orta ve üst sınıfların, düşük gelirli semtlere yerleşip oraları değiştirmesine deniyor. Bu değişim ile bakımsız yerler yenilenirken, eski mahalle sakinlerinin de istemeden yerinden edildiği gözlemleniyor. Bununla beraber de o mahalleyi özel kılan birçok şey de bu yenileme ve sözde “nezihleştirme” çabaları arasında kayboluyor. Bunun New York örneği; yıllardır Çinli göçmenlerin, restoranları ve marketleri ile kendilerinin kıldıkları Chinatown’a geliştirme projeleri ile yeni binalar yapılması ve zenginlerin yerleşmesi. Bunun sonuçlarından biri de küçük el yapımı noodle dükkanları yerine Pinterest-havasında pahalı kafelerin açılması. Mahallelerin kalkındırılması, geliştirilmesi, yaşam standartlarının iyileştirilmesi önemli olsa da, bunu oranın sakinlerini yerinden etmeden ve özgün kılan unsurları yok saymadan yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. 

Bir Istanbullu olarak, yazın gittiğim Bodrum’un eski Bodrum olmamasından şikayet etmem, kabul ediyorum, biraz tuhaf. Eminim oranın daimi-sakinlerinin söyleyecek daha çok sözü vardır. 2017’de Çeşme’nin özellikle İstanbullular arasında popülaritesinin artmasıyla bazı İzmirliler “İstanbullular siz İzmir'e gelmeyin,” gibi paylaşımlarda bulunmuştu.

Şu an Bodrum’da İstanbul'un lüks gece hayatından birçok iz görebiliyorsunuz: Lucca, Papermoon, Inari gibi yerler Bodrum’da şubeler açtı. Büyük oteller, bol turistler, mermer yerler derken tamamen farklı bir ortama büründü. Yalıkavak’ta bulunan marinanın eski halini hatırlayanlar var mı bilmiyorum ancak onun bile sıcak, sarı ve kahverengi tonlarından, hasırlı dekorasyonundan, gri, markalar ile dolu ve mermer görünüme dönüşmesi bile bu değişimin çok net bir göstergesi. Benim için problem Bodrum’un değişmesinden çok, nasıl değiştiği ile ilgili. Seyahat ederken aşina olduğunuz restoranlar ve yapılar görmek insanı rahatlatabilir, kabul ediyorum, ancak Bodrum’un mini bir İstanbul’a dönüşmesi, turist ve lüks hayata yönelik bir yer olması beni rahatsız ediyor. Gezmenin amacı, yaşadığımız yerde bulamadıklarımıza ulaşmak değil mi? Birazcık alıştıklarımızdan uzaklaşmak, keşfetmek, yeni şeyler denememiz gerekmiyor mu? Yoksa 8 saat yol gidip aynı yere varmanın ne önemi var? 

Soylulaştırmanın da beni rahatsız eden kısmı bu. Şehirleri özel kılan o köşeler, taşlar, yerler kayboldukça, hepsi birbirine benzeyen, tanıdık ama yüzeysel mekanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Alıp Başını Gidenler için Berk Kır ile yaptığım röportajda ona sorduğum ama bültene eklemediğim sorulardan biri İstanbul’un değişimi ile ilgili ne hissettiğiydi — bu konuda onunla kalbimin çok kırıldığını paylaşmıştım.  O da her zamanki belagatı ile bana bir dengeden bahsetmişti. 

“Beni bazen üzüyor, bazen de heyecanlandırıyor ama genelde bir kırgınlık oluyor üzerimde. Bir şeyin anlamını anlamadan onu sadece dönüştürmek ya da günümüze uyarlamak çok doğru bulduğum bir şey değil. Ancak eğer bi gelişime katkıda bulunacaksa bunun daha ince bir çizgide yürütülebileceğini düşünüyorum. Kendi hayatımda farklı katmanlara değer veren bir insanım. Buna da taraflar üstü bir yerden baktığımda bu değişi İstanbul’un oluşmakta olan yeni bir katmanı olarak görüyorum. İyi ya da kötü, gün sonunda burayı ifade eden bir şey.”

Berk’in de dediği gibi değişimin içinde eskiye de bir yer olmalı — bir yeri özel yapan şeyleri tamamen sil baştan yapıp her yeri birbirine benzetemeyiz. Eski katmanların da yeniler ile bir arada var olabilmesi lazım. 

Anthony Bourdain’in seyahat üzerine çok güzel bir sözü var. Seyahatin amacının rahat olmaktansa kendimizi zorlamaktan, alıştığımız düzenlerden çıkmaktan ibaret olduğu ile ilgili. İngilizcelerini de tutuyorum çünkü çevirilerim kesinlikle Bay Bourdain'in hakkını vermiyor. 

“Travel isn’t always pretty. It isn’t always comfortable. Sometimes it hurts, it even breaks your heart. But that’s okay. The journey changes you; it should change you. It leaves marks on your memory, on your consciousness, on your heart, and on your body. You take something with you. Hopefully, you leave something good behind.”

“Seyahat hep güzel değildir. Her daim konforlu da değildir. Bazen canınızı acıtır, hatta kalbinizi bile kırabilir. Ama bu sorun değil. Yolculuk sizi değiştirir; sizi değiştirmeli. Hafızanızda, bilincinizde, kalbinizde ve vücudunuzda bir iz bırakmalı. Seyahatten bir parça alıyorsunuz ve umut ediyorum ki, siz de arkanızda güzel bir şey bırakıyorsunuzdur.”

Eski Yalıkavak Marina’da ilk (ve son) defa kornette pizza yemenin heyecanını tattığım, benim Bodrumum artık bana biraz uzak geliyor. Ama bulmak için o mesafeyi gitmeye hazırım. Sonuçta biz hatırlamaya ve ulaşmaya çalıştıkça, sevdiğimiz yerlerin anısı yaşamaya, hala ayakta duran yerler de korunmaya devam edecek. Günün sonunda, damında yıldız topladığım Bodrum hala benim. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Yazlıklı Bülten

🌟Yıldız toplama, Küba ve Yiğit Karataş✨

15 Tem 2021

Massimo Vitali

YAZARLAR

Yasmin Güleç

Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR