Disiplinler arası buluşmalardan, "ısrarlı saçmalık"lara: Can Kılcıoğlu

Can Kılcıoğlu'yla ilk uzun metrajlı filmi Karnaval’la başlayan keşif yolculuğu, Dagur Kári sinemasına ve Nordik sinemanın “ısrarlı saçmalık"larına uğrayarak sonlandı.
Disiplinler arası buluşmalardan, "ısrarlı saçmalık"lara: Can Kılcıoğlu

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Can’ı keşfetmek: “Çok sinematografik — keşfedilmemiş çok sokağa, köşeye sahip bir şehir,” diyor İzmir için. İzmir’de doğmuş, İzmir’de büyümüş ve 14 yaşından beri yönetmen olmayı kafaya koymuş Can Kılcıoğlu’nun içten, samimi, kara mizahla yoğrulmuş ilk uzun metrajlı filminin de İzmir sokaklarında geçmesi tesadüf değil. Karnaval’ın kahramanı Alis, otuz altı yaşında. Babası evden attıktan sonra otomobilinde yaşamaya başlıyor ve geçimini kapı kapı dolaşıp Karnaval markalı halı yıkama makinelerini pazarlayarak sağlamaya çalışıyor. Bu esnada tek hayali bir gün motosiklete atlayıp İstanbul’a gitmek ve orada kendi pastanesini açmak olan pastacı Demet’in ailesinin kapısını çalıyor ve âşık oluyor. 

Esta Atölye'de konuşlanan Karnaval DVD'si


Karnaval’ın hikâyesi aslında filmden yıllar önce, yönetmeninin bir kağıt parçasına çizdiği çöpten insanlar ve onlara bakıp kendisine sorduğu bir soruyla başlamış. Otomobilin önünde bir adam, yanında bir halı yıkama makinesi ve arkada öfkeli bir kadın — “Bu üçlü nasıl gelmiş olabilir buraya?” Bana kalırsa sorunun cevabı olarak ortaya çıkan bir büyüme hikâyesi çünkü büyümek için çocuk ya da ergen olmak gerekmiyor.

“Acaba ben ilginç miyim?”: Can Kılcıoğlu’nun 2019 yılında Mamut Art Project kapsamında sergilenen video işi Not: 35’inde izle'de kendi büyüme hikâyesini anlatıyor. 2000 yılında, 18’indeki Can, çocukluğunu geçirdiği apartman dairesindeki odasında kamera karşısına geçip içini döktüğü, hayallerini ve hayal kırıklıklarını, hayata ve geleceğe dair fikirlerini paylaştığı bu videoyu kaydettikten sonra, üzerine iliştirdiği “35’inde izle,” notuna verdiği sözü tutmuş. Videonun sonunda, 35’indeki Can’ın geçmişi dinlerken hissettiklerini de görüyoruz. Bir yeni yetmenin sözlerine ve dertlerine gülümseyişler, her şeyin ne kadar kişisel ve "büyük" olduğunun farkına varınca yerini göz yaşlarına bırakıyor — bir büyüme hikâyesi filminin aksine süreci gözlemlemek yerine sonuç doğrudan çarpıyor yüzümüze. “Acaba ben ilginç miyim?” diyor 18’indeki Can videonun başında. İzmir’deki genç odasından Moda’daki atölyesi Esta’ya uzanan on yedi yıl veriyor cevabı: “Evet.”

Kupalarda birleşen Esta Atölye ve Aposto! suretleri


Can’la keşfetmek: Büyüme hikâyeleri, ayrıksı karakterler, karakter sineması, ölümle dahi dalga geçebilen bir kara mizah — ikimizin de sevdiği temalar etrafında dönerken ibrelerin kuzeyi gösterdiğini fark ediyoruz ister istemez. Karanlığın ve buz gibiliğin içinde saklı mizahıyla, ikimiz de hoşlanıyoruz Nordik sinemadan. 

Komik gelen hâller: Can, kayıttan bir hafta önce konuştuğumuzda bana Nói albinói’yi izleyip izlemediğimi soruyor. Dagur Kári’nin izlemediğim tek filminin, onun sinemasını en iyi özetleyen filmi olduğunu fark ediyorum o hafta. Kári'nin sinemasındaki favorim Voksne mennesker gibi bu film de etrafında dolaştığımız tüm o temaları kapsıyor. “Bana hayatının türü ne diye sorsan 'Kara komedi,' derim,” diyen konuğumdan, bir süre sonra kara komedinin tanımı geliyor: “İçindeyken korkunç fakat dışarıdan göründüğünde komik gelen hâller.”

Israrlı saçmalıklar: İzlanda ve Danimarka arasında üretimine devam eden ve filmlerinin müziklerini de kendi müzik grubuyla birlikte yapan Dagur Kári’nin ilk uzun metrajlı filmi Nói albinói, İzlanda’daki küçük bir kasabada geçen, üstün zekâlı fakat dışlanmış, liseli albino bir gencin büyüme hikâyesini ve kaçma isteğini konu alıyor. Buzdan hayallerin yerini siyah-beyaz görüntülere, İzlandacanın yerini Dancaya bıraktığı Voksne mennesker’deyse yirmilerinin sonunda, bir türlü kendi ayakları üzerinde duramamış bir sanatçıyı izliyoruz. Büyümenin yaşı olmadığını tekrar tekrar hatırlıyoruz — bu bana hem iyi ve rahatlatıcı hem de kötü ve korkutucu geliyor. Sonunda, Dagur Kári sinemasında ikimizin de ilgisini çeken detayların adını koyuyor Can: “Israrlı saçmalıklar,” yani bir saçmalığa inanıp onda ısrar ediyor olma hâlleri. 

Diyor ki: “Ben tek koldan bir şey yapmayı sevmiyorum. Tüm disiplinlerin birbirine fazla küs olduğunu fazla uzak durduğunu düşünüyorum. Onları bir arada tutmanın yollarını arıyorum bir şekilde. Seviyorum o bir arada durma hâlini.”

Sana özel: Can Kılcıoğlu, 2019 yılında Mamut Art Project kapsamında sergilenen ve kendi büyüme hikâyesini anlattığı video işi Not: 35’inde izle'yi Duende okuyucularına özel bir haftalığına erişime açtı. Buradan izleyebilirsin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

Keşif Sineması #1.1: Can Kılcıoğlu

Can Kılcıoğlu'yla ilk uzun metrajlı filmi Karnaval’la başlayan keşif yolculuğu, Dagur Kári sinemasına ve Nordik sinemanın “ısrarlı saçmalık”larına uğrayarak sonlandı.

15 Eyl 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar