
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Otoriterlere Karşı Direniş Dersleri
Gezi davasında kallavi kelimelerin bile taşıyamayacağı ağırlıkta verilen adaletsiz kararların karanlığı içindeyiz. Dört buçuk yıldır tek başına hücresinde yaşayan Osman Kavala'yı, salıdan beri küçücük çocuklarından, sevdiklerinden ayrı kalan Can Atalay, Hakan Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ekmekçi’yi düşündükçe sabahları güne başlamak zor. Timothy Snyder’ın 2017 yılında yayımlanan Tiranlık Üzerine Yirminci Yüzyıldan Yirmi Ders başlıklı küçümen kitabı tam bu günlerde okunacak bir kitap. Donald Trump’ın ülkesini sürüklemeye çalıştığı otoriter rejime karşı ABD vatandaşlarını uyarmak üzere yazmış kitabı Snyder. Dolayısıyla metinde ABD vatandaşlarına özel tespit ve uyarılar var. Öte yandan da bu öğütleri faşist ve totaliter rejimlerin tarihinden çıkardığı için, bugün Hindistan'dan Macaristan'a, Brezilya'dan Türkiye'ye farklı coğrafyalarda yaşayan herkes bu kısa metinden esinlenerek kendine üzerinde yürüyebileceği düşünsel ve eylemsel patikalar açabilir. Böyle zamanlarda yapılması gereken de bu sanki: Kararıp kalmadan neler yapılabileceği üzerine düşünmek, hayatımızı yaşamaya devam ederken etrafımızda olup bitenin de farkında olmak ve bir yerlerden bir şeylerin ucundan tutmaya çalışmak.

Snyder Yale Üniversitesi'nde tarih hocası. 1990'ların sonlarında beri Ukrayna, Polonya, Avusturya ve Almanya'yı da içine alan Orta ve Doğu Avrupa bölgesinin Yirminci Yüzyıldaki kanlı ve kara tarihi üzerine yazıyor. Bloodlands: Europe Between Hitler and Stalin (2010) ve The Road to Unfreedom: Russia, Europe, America (2018) gibi çok okunan kitapları var. Tiranlık Üzerine de New York Times'ın çok okunanlar listesinin en üstünde uzun süre kalmış bir kitap.
Snyder'a göre yaşadığımız dönemle otoriter ve faşist rejimlerin hüküm sürmeye başladığı 1920’ler arasında ciddi paralellikler var. Her iki dönemin de arkasında küreselleşme dönemlerinin yarattığı ilerleme beklentilerinin boşa çıkışı ve kitlelerin yaşadığı hayal kırıklıkları yatıyor. Dolayısıyla tam yüzyıl öncesi Avrupası'nın faşizm, soykırım ve savaş deneyimlerine bakarak bugün için dersler çıkartmak mümkün. Mesela, Snyder kitaptaki ilk öğütünde iktidarın beklentilerini öngörerek ona göre davranmamamız, "önceden itaat etmememiz" gerektiğini yazıyor. Çünkü otoriter rejimler bu sayede yapabileceklerinin sınırlarını hangi biçimlerde genişletebileceklerini kolaylıkla öğrenebileceklerdir. "Araştır", "doğruya inan", "başka ülkelerde olup bitenlerden haberdar ol" gibi öğütler çok sıradan olmalarına karşın, günlük hayatın koşturmacası içinde kaybolan pratiklere dikkat çektiği için önemli.
Televizyonun sansasyonel seslere boğarak verdiği haberlerin, sosyal medyada önümüzden akan çarpıcı, komik, şaşırtıcı olma iddiasıyla şekillenen mesajların gürültüsü içinde olup biteni anlamlandırma evrenimiz de daralıyor. İktidarın baskısından çokça payını alan geleneksel ve dijital medya dili basmakalıp kelime ve terimlerle hamaset dolu söylemleri sıkça tekrarladıkça, dünyayı yorumlamak için gereken ama kullanıl(a)mayan kavramlardan uzaklaşıyoruz, dilsizleşiyoruz. Bu yüzden "kitap okuyun" diyor Snyder. Harry Potter da olabilir, Hannah Arendt’in kitapları da... Ekrandan kafamızı kaldırarak okumanın bir direnme, bir karşı koyma, dile, düşünceye sahip çıkmanın bir yolu olduğunu hatırlatıyor.
Snyder iktidarın yaygınlaştırdığı "olağanüstü hâl", "terörizm" ve "aşırı uçlar" gibi terimlerin kullanımından uzak durmamızı salık veriyor. Nazilerin muhalefeti devre dışı bırakmak için mevcut durumun istisnai, olağanüstü bir durum olduğu kanısını yaygınlaştırarak olağanüstü hâli kalıcı bir aciliyet hâline çevirmelerinin ellerindeki en önemli yönetim stratejileri olduğunu hatırlatıyor.
Snyder'ın öğütleri arasında şunlar da var: İktidar sizin koltuğunuzda, etrafınızdan bihaber rahatınıza gömülmüş bir şekilde oturup kalmanızı ister. Ama kalkın ve siyasete katılmanın bir yolunu bulun. Sadece sosyal medya üzerinden değil, bedeninizle katılın. Özel hayatınızı koruyun. Bilgisayarınızı çerezlerden temizleyin, interneti daha az kullanın, insanlarla birebir ilişki kurun. Kurumları koruyun. Korumazsak teker teker yok olurlar. Onun için kendinize bir kurum seçin belki bir gazete, belki bir okul, mahkeme veya üniversite, bir tane seçin ve onu korumak için uğraşın. Bir de profesyonel ahlaka uygun davranın: "Hukuk düzenini avukatlar olmadan bozamazsınız, hakimler olmadan göstermelik mahkemeler kuramazsınız. Otoriterlerin itaatkâr memurlara ihtiyacı vardır." (38)
İktidar Atlası
Aralık 2021'de hem kitap hem de etkileşimli bir internet sayfası olarak yayımlanan ama bizim yakın zamanda keşfettiğimiz The Power Atlas (İktidar Atlası) bugünü anlamak için önemli ipuçları barındırıyor içinde aynı Snyder’ın kitabı gibi. Bu derleme European Council on Foreign Relations isimli liberal düşünce topluluğunun bir yayını.
Giriş yazısında Mark Leonard bu atlas çalışmasını çerçeveleyen varsayımları ve gözlemleri şöyle özetliyor: "Ekonomik küreselleşme ve liberal uluslararası düzenin hüküm sürdüğü Soğuk Savaş sonrası dönem bir süredir sona yaklaşmaktaydı ve ABD’nin Afganistan’dan apar topar çekilmesiyle kapandı. Böylece liberal küreselleşmenin yaratacağı varsayılan 'tek dünya' hayali de sona erdi. Peki dünyanın içine girdiği yeni dönem neye benzeyecek, gücü nasıl ve nerede tanımlayıp nasıl haritalandırmalıyız? İktidar Atlası, küresel düzeyde siyasi ve ekonomik gücün dağılımını incelerken ekonomi, teknoloji, iklim, insanlar, ordu/güvenlik, sağlık ve kültür alanlarına odaklanıyor."

İktidar Atlası ve haritaları, 20'nci yüzyılda sosyal bilimlerin genelinde çeperde kalmış coğrafi bakışın dünyayı açıklama yolunda önemine dikkat çektiği için de kıymetli. Leonard’a göre 19'uncu yüzyılın sonunda Almanlar demiryollarının ördüğü karasal güce yatırım yaparlarken Amerikalılar gücün gemilerle örülen denizler üzerinden aktığını varsaydılar ve doğru haritayı kullandıkları için kazandılar. Bugünün dünyasında ise artık karayı ya da denizi seçerek bu işin içinden çıkamayacağımız aşikâr. İktidar Atlası'na göre, "güç artık insanların, malların, paranın, bilginin akışının ve bunlarının birbirleriyle ilişkilerinin kontrolü üzerinden tanımlanıyor. Yeni dünyanın jeopolitik güç haritasını görebilen devletler modern dünyayı kontrol edebilecekler." Ağırlıklı olarak Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin akademisyenlerinden ve siyasi liderlerinden oluşan İktidar Atlası ekibi geleceğe yönelik tespitlerini ve olası senaryolarını iyi hazırlanmış, kapsamlı haritalarla destekliyorlar. Sitede büyük teknoloji şirketlerinin sahip olduğu denizaltı iletişim kablolarınınkinden siyasi kutuplaşmanın yoğunluğuna kadar farklı başlıklar altında birçok ilgi çekici haritaya ulaşabilirsiniz.


İktidar Atlası'nın Türk dizilerinin dünyadaki popülerliğini de tartıştığı, yeni dönemin değişen kültürel iklimine ve küresel iktidar mücadelelerine odaklandığı bölüm bize özellikle enteresan geldi. Bu bölümdeki değerlendirmelerden bu atlası hazırlayan, gelecekte liberal Batı değerlerine sahip bir dünyanın oluşması yönünde çaba gösteren ekibin post-komünist, liberal, küreselleşmeci ve Avrupacı ön yargılarının yanı sıra yeni dönemin hegemon adayı Çin'e bakışlarına dair ipuçları edinmek de mümkün.
Kültür bölümünün yazarları Ivan Krastev ve Mark Leonard’a göre Soğuk Savaş'ın bitmesi dünyanın tek kutuplu bir döneme girmesiyle sonuçlandı. Batı kültürü, fikirleri ve değerlerinin hüküm sürdüğü bir dönemdi bu. 2020’lerde ise farklı bir dünyadayız. Batı’nın fikir ve değerlerinin dünyanın dört bir köşesine nüfuz ettiği bir dönemden, ülkelerin kendi kontrollerini ellerine almaya ve diğerlerinin kültürünü taklit etmektense kendi kültürlerini tüketmek, kendi kültürel tekilliklerini vurgulamak istedikleri bir döneme geçtik. Yani "düz evrenselliğin" düzleştirdiği bir dünyadan "kültürel korumacılığın" hüküm sürdüğü bir dünyaya doğru yol almaktayız. 2000'lerin başında Amerika’nın "yumuşak gücünün" dünyayı kendine benzeteceğini ve liberal demokratik değerlerin her yere yayılacağını varsayıyor, dünyanın kültürel olarak homojenleşmesini, düzleşmesini tartışıyorduk. Oysa bugün kültürel direniş öğelerinin yaygınlaştığı bir çağdayız.
Bu durum önemli kültürel aktörlerin evrenselci (düz-kültürcü) olmak yerine taklit edilmesi zor ve dolayısıyla tehdit edici olmadan tüketilebilir yenilikler sunan eşsiz kültürlerin olduğu yeni bir dünya haritasına doğru gidilmesine ön ayak oluyor. Hint sineması, Türk televizyon dizileri, Güney Kore pop müziği gibi bir başka kültürü yok etme tehlikesi içermeyen şeyler, Hollywood’dan ve Amerikan pop müziğinden daha çekici hâle gelmiş durumda.
Krastev ve Leonard, Bollywood'un Hollywood’un tozunu attırdığını, K-pop’un ortalığı kasıp kavurduğunu, Muhteşem Süleyman gibi dizilerin -Fatima Bhutto’yu alıntılayarak- "seküler modernlik ile orta sınıf muhafazakârlığı arasında mükemmel bir denge" oluşturup Asya’da, Orta Doğu’da, Latin Amerika’da çok popüler olduğunu belirterek dizilerin dünyaya yayılımını haritalarla da gösteriyorlar. Dizi ihracatının Türkiye ekonomisine 2023’te 1 milyar dolar getirmesinin beklendiği de yazıdaki değiniler arasında.

Sonuç olarak çizdikleri bu çerçeveden yola çıkarak Krastev ve Leonard, genel kanının aksine günümüz dünyasında yarılmanın eski soğuk savaş günlerinde olduğu gibi bir tarafta Batı diğer tarafta -bu sefer Sovyetler Birliği’nin yerine geçmiş olan- Çin arasında tezahür etmeyeceğini, aksine yeni bir yol ayrımına gelindiğini savunuyorlar. Yani mesele basitçe yeni bir aktörle yeniden iki kutuplu bir dünyaya geçilmiş olma meselesi değil, diyorlar. Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu dünyasında, hem ABD hem de Sovyetler Birliği, kökleri Aydınlanma geleneğine dayanan evrenselci değerleri yaygınlaştırmaya, dünyayı kendi akisleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışan misyoner yaklaşıma sahip güçlerdi. Ama Çin başka bir yolda ilerliyor. Çin kültürünün gücü, taklit edilebilir bir model sunmasından kaynaklanmıyor. Aksine Amerika’nın ve Batı’nın kültürel yaygınlaşmacılığına karşı, kültürel direniş alanlarının olduğunu savunan ve herkesin kendi kültürünü sürdürebilmesine olanak tanıyan bir makro politika yürütüyor. Krastev ve Leonard da yeni dünya haritasında "misyoner güçlerin" değil, "ticari güçlerin" belirleyici olacağını iddia ediyor. "Misyonerden farklı olarak, tüccarın seni dönüştüreceğine veya döndüreceğine dair bir iddiası yoktur. Senin çıkarlarına yaptığı vurgu tüccarı misyonerden daha kabul edilebilir kılıyor."
Gıdanın Geleceği Dünyanın da Geleceği
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısıyla enerjinin yanı sıra tarımdaki sorunlar ve fiyat artışları da gündemden düşmüyor. Her iki sektörde olup bitenler kısmen birbiriyle de alakalı. Bu ilişki başta kimyasal gübreler olmak üzere tarımsal üretimde kullanılan birçok girdinin hammaddesini petrol ve doğal gazın oluşturmasından kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) geçtiğimiz haftalarda yayınladığı Nisan ayı fiyat endeksiyle tahıl, bitkisel yağlar ve et ürünleri fiyatlarının bütün zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını öğrendik. Şeker ve süt ürünlerindeki fiyat artışları da dikkat çekiciydi.

Rusya ve Ukrayna'nın dünyadaki tarım üretimi ve ticareti açısından ne kadar önemli olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Örneğin son bir iki yıl içinde Libya’da tüketilen buğdayın % 44’ü, Hindistan’daki ayçiçek yağının % 77’si, İngiltere’deki mısırın % 43’ü Ukrayna’dan gelmiş. Savaş nedeniyle gıda arzında yaşanan çok ciddi zorluklar ve düşüşlerin (ihracat yasakları, işlenemeyen tarlalar, bombalanan limanlar, tarlalarda kalan ürünler vs.) yanı sıra girdi fiyatlarındaki artışlar da enflasyonun tavan yapmasının arkasındaki başat nedenler arasında.
Yine geçtiğimiz haftalarda okuduğumuz birçok yorumda gıda enflasyonunun olumsuz etkilerinin özellikle geliri düşük ülkelerde yoğun yaşanacağına dikkat çekiliyordu. Örneğin şimdiden Sri Lanka’da halk sokaklara dökülmüş vaziyette. Ne de olsa gıda enflasyonu yoksul hanelerle dolu yoksul ülkelerdeki ekonomik kırılganlıkları daha da artırıyor ve bu da siyasi istikrarsızlıkların katmerlenmesini beraberinde getiriyor. Bu hep böyle olmuş, bugün de geçmişte de. Bize 1960’tan bu yana FAO gıda fiyatları endeksinin seyrini veren grafiği dikkatli inceleyelim:

Bu grafikte gıda fiyatlarının 3 dönemde tepe yaptığını görüyoruz. Birincisi, 1970'lerde, ikincisi 2010'larda, üçüncüsü de Covid-19'la birlikte başlamak üzere günümüzde. Bundan önce gıda fiyatlarının tırmanışa geçmiş olduğu iki dönemin ortak özelliği, takip eden yıllarda ciddi ekonomik ve siyasi krizlerin ve yeniden yapılanmaların yaşanmış olması. 1970’lerin başında dünya tarım tarihinin gidişatını değiştirecek gelişmeler yaşanırken başrol oyuncuları arasında yine Ruslar vardı. SSCB’nin büyük alımlarla dünya tahıl pazarlarına girmesiyle tırmanışa geçen gıda fiyatları bu döneme damgasını vurmuştu. Aynı dönemde enerji piyasaları da petrol fiyatlarındaki artışlarla birlikte alt üst vaziyetteydi. Bütün bunlar aynı zamanda finans piyasalarında yaşanan/yaşanacak krizlerin de habercisi oldu. 1970’lerde yaşanan ekonomik buhranla birlikte savaş sonrası büyüme döneminin sonuna gelindi. 1980’lerle birlikte artık farklı bir dünyada yaşamaya başladık: küreselleşmeyi ve ekonomik liberalleşmeyi canlı tutan piyasa/sermaye dostu düzenlemelerin dünyasında.
Grafikte gıda fiyatlarının ikinci defa zirve yaptığı 2010’lu yılların arkasında ise hemen hatırlanabileceği gibi Amerika’da emlak piyasalarındaki depremle birlikte başlayıp bütün dünyaya yayılan 2008-2009 finans krizi vardı. Bu kriz küreselleşme döneminde iyice finansallaşmış gıda piyasalarındaki spekülasyonları tetikledi ve başta yine yoksul ülkelerde olmak üzere yaşanan gıda enflasyonu kitleleri sokaklara döktü. Aynı dönemde birçok yerde yaşanan kuraklıklar da krizi derinleştirdi. 2008-2011 yılları arasında farklı dalgalar hâlinde Güney Amerika’dan Afrika’ya Asya’ya birçok yerde “ekmek ayaklanmaları” yaşandı. Arap ülkelerine gelen “baharla” Mısır, Tunus, Cezayir, Irak da dâhil olmak üzere Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da halk meydanları doldurdu. Aynı yıllarda Amerika’da başlayan “Occupy” hareketi sosyal ve ekonomik eşitlik talebiyle Avrupa da dâhil olmak üzere dünyanın birçok kentine yayıldı. 2013 Gezi hareketi de dünyadaki bu dalganın bir parçasıydı. O yıllardan bu yana dünyada ekonomi ve siyaset makas değiştirdi. Otoriterlik ve popülizmin arttığı, birçok ülkede siyasi yarılmaların derinleştiği, ekonomik küreselleşmenin gerilediği (“deglobalization”) bir döneme girdik.
Grafikte gıda fiyatlarının bütün zamanların yükseliş rekorlarını kırdığı 3'üncü dönemin tam içindeyiz. Buradan nereye gidileceğini hep birlikte göreceğiz, hatta ve daha doğrusu gidişata hep birlikte yön vereceğiz. Önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız siyasi ve toplumsal gelişmeler uzun dönemli etkileri açısından sadece Türkiye değil, bütün dünya için oldukça kritik olacak.
Bu bölümü 14 Nisan’da The Guardian’da ilk yazısı yayınlanan iklim krizi, biyoçeşitlilik, dünyada tarım ve gıda tüketiminin geleceğiyle ilgili kapsamlı, toparlayıcı ve zengin görsel içeriğiyle çok güzel bir dosyayı hatırlatarak kapatalım.
(Ve bu yazının çok boyutlu görsel içeriğiyle ilgili küçük bir not düşelim: Son zamanlarda sizlerin de dikkatinizi çekmiştir, dijitale geçişi hakkıyla yapmış The Guardian, New York Times gibi gazetelerde interaktif, görselleri hareketli/akışkan, dinamik formatta hazırlanmış özel haberlerin sayıları arttı. Artık haberlerin sadece içeriğinin oluşturulması değil, görsel kurgusunun hazırlanması da bir takım işine dönüşmüş durumda. Örneğin, biraz önce referans verdiğimiz Ukrayna’da tarımla ilgili Financial Times yazısının “visual storytelling team’inde” (görsel hikaye anlatma ekibi) tam 7 gazeteci var. Bu gazetecilerin ortak özelliği muhabirliğin yanı sıra veri, tasarım, kodlama ve grafik gibi alanlara açılan çok disiplinli bir formasyona sahip olmaları. Belli ki önümüzdeki yıllarda bu tür çalışmaların ve formatların çoğalmasıyla haber okuma pratiğimiz, yazılı haberden beklentilerimiz ve haberlerin standartları da ciddi şekilde değişecek.)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yale'li tarihçi Timothy Snyder'dan otoriter rejimlere karşı direnme tavsiyeleri, yeni dünyanın iktidar haritaları ve rekor kıran gıda fiyatları ile "ekmek ayaklanmalarının" dünü ve bugünü Eklektik Bülten'in üçüncü sayısında.
01 May 2022

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



