Bir İstanbul rüyası
noma 3.0 duyurusunun yapıldığı 9 Ocak günü, bütün noma ekibi sıradaki Japonya pop up’ı için uçakta. René Redzepi, Kyoto yolundayken şahsi Instagram hesabı üzerinden takipçileriyle soru-cevap gerçekleştiriyor. O esnada gelen “Pop up için hangi ülkeyi seçerdin?” sorusuna karşılık “Dünyada en sevdiğim şehirlerden biri olan İstanbul’da yapmayı çok istemiştik. Bunun için çalıştık fakat çeşitli sebeplerden dolayı olmadı.” diyor.
Kendisinin verdiği cevabı önce oldukça heyecan verici buluyorum, tabii sonra bir o kadar da üzücü.
Aklıma hemen, noma ekibinin İstanbul çalışmalarını yapmış olabileceği isimler, Cemre Torun ve Mehmet Gürs geliyor. Haftasonu, iyi yemeğin peşinde İzmir’e gittiklerini biliyorum. Yoğun programının arasında bana cevap verme nezaketini göstereceğinden emin, Cemre’ye ulaşıyorum ve soruyorum.
René’ye eşlik ettiğiniz İstanbul ziyaretlerinde en çok etkilendiği, sizinle paylaştığı şeyler nelerdi? İstanbul’da bir pop up gerçekleştirme arzusu o anlarda saklı olsa gerek. Ve hayal etmesi en keyifli kısım, gelseler İstanbul’u ve bizi neler bekliyor olurdu?
René, Antep ziyaretinde
Kaynak: Mehmet Gürs'ün IG hesabı
Cemre Torun: Mehmet’le birlikte René’yle, İstanbul noma pop up konusunu yıllardır konuşuyoruz. Hatta Ege bölgesi için de konuşmuştuk. Nasıl olur, nerede olur diye birlikte de araştırdık. Baktık ama sonra pandemi oldu.
Pop up için Kopenhag’taki restoran kapanıyor. Bütün ekip ve aileleri o şehre taşınıyor; çocukların okulları, sağlık sigortaları, araştırma bütçeleri, hepsi gerekiyor. Devlet desteği ve özel sektör desteğiyle beraber ciddi bir maliyeti var. Ama getirisi bunun katbekatı. Her anlamda.
Gelseler bizi neler mi beklerdi? Bugüne kadar yapılan noma pop up’larının bölge mutfağına, tanıtımına, turizmine etkilerine bakmak yeterli. O kadar güçlü ki kısa bir süre var olan bu pop up restoran için yüzlerce haber yapılıyor. Dünyanın dört bir yanından kanaat önderleri ve gastronomi meraklıları o şehre geliyor. Orada yaşayanlar bile noma’nın menüsündeki yerel malzemeleri belki de ilk defa bu şekilde görüyorlar.
Ben davetli olarak Sydney’deki pop up’a gitmiştim. Oradaki i pop up’ta oturduğum masada Sydney’in en başarılı şeflerinden biri oturuyordu. Yemeklerden birindeki bir yabani ot adamın resmen gözlerini yaşarttı. “Bizim yanından geçip bakmadığımız bu otu (ki orada genelde bu tür şeyler gözden kaçmaz) nasıl kullanmışlar.” diye hayran kaldı.
René tam bir İstanbul hayranı. Pandemi sırasında yaptığım Restoranlar Evde projesi için ondan İstanbul restoranlarıyla ilgili şu yazıyı almıştım:
İstanbul'u hayal ediyorum. Gaziantep'i hayal ediyorum. Bir fincan çayla Kadıköy'de bir yerde oturmayı ve tarihin acelesini hissetmeyi... Bir parça Karadeniz kalkanı yiyebileceğim bir yer bulmayı umarak pazarlarda dolaşıyorum. Serinletici bir yüzme için Boğaz'a atlamak istiyorum. Türk aşçı arkadaşlarımın zeytin yerken rakı içmek için beni bir tekneye davet etmelerini hayal ediyorum.
Bu karantina en çok sevdiğim ve bana en çok ilham veren yerleri anlamamı sağladı. Benim için Türkiye böyle bir yer. Her şeyin karışımı aynı yerde, ama yine de her şey çok farklı. Hayatınızda yiyebileceğiniz en iyi dönerden, en modern yemeklere kadar her şey orada. Tüm bunlara sahip olduğunuz için ne kadar şanslısınız…
Bu Eylül, Türkiye'de bir sonraki noma menüsünün ilhamını bulmak için üç hafta geçirecektim. Bu seyahat ne zaman gerçekleşecek, kim bilir? Belki gelecek yıl ya da her şey yolunda giderse, bu Eylül’de gideceğim. Ama bir şey kesin. En kısa zamanda geri döneceğim.
Türk meslektaşlarım, kendinize iyi bakın. Her şey yoluna girecek.
Sevgilerimle,
René
noma
(*)
(*)Pandeminin ilk haftalarında kitap için yazdığı yazıdan.
NEREDE YAYIMLANDI?
Reyhan’ın noma hikâyesi, İstanbullu nomalıların noma 3.0 değerlendirmesi, René Redzepi’nin İstanbullulara mektubu.
16 Oca 2023

İLGİLİ OKUMALAR


