Yeni bir dönemeç

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Eylül ayında katılacağı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Fransa’nın Filistin devletini resmen tanıyacağını duyurdu. Macron’un bu kolektif siyaset çağrısı belki kendisini de şaşırtacak bir hızda karşılık buldu. Peki nasıl ve neden?

Yazı: Merve Özdemirkıran Embel

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 24 Temmuz günü sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı bir gönderiyle Eylül ayında katılacağı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Fransa’nın Filistin devletini resmen tanıyacağını duyurdu. Bu kararın Fransa’nın Yakın Doğu’da adil ve kalıcı bir barış konusundaki tarihî taahhüdüne sadakati doğrultusunda alındığını vurgulayan Macron, Fransız dış politikasının genel ahvali dikkate alındığında son yıllarda sıkça tekrarladığı gibi risk alarak bir dış politika hamlesi yaptı.

Özellikle Donald Trump’ın gümrük vergileri çıkışlarıyla ABD ile AB ülkeleri arasındaki gerilimin tırmandığı bu dönemde AB ülkelerinin ve Birleşik Krallık’ın bu açıklama karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği, Fransa’da açıklamanın kendisinden daha çok gündemi işgali etti. Bu açıklamadan beş gün sonra İngiltere Başbakanı Keir Starmer da Macron’u izledi ve İsrail’in Gazze Şeridi’nde ateşkesin sağlanması yönünde bir angajmana girmemesi hâlinde İngiltere’nin Filistin devletini tıpkı Fransa gibi Eylül’de tanıyacağını duyurdu. Anlaşılan o ki Macron’un aldığı risk bu kez kısa sürede meyve vermeye başladı.

Macron, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği saldırılar sonrasında Fransa’nın İsrail’e “koşulsuz” desteğini açıklamış; Kasım 2024’te ise Fransız diplomasisi Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emrini uygulamayı reddetmişti.

Fransız devletinin ve Fransa kamuoyunun Filistin meselesine ilişkin geleneksel tutumları göz önünde bulundurulduğunda İsrail yönetimini bile şaşırtan bu politika, 2025’e geldiğimizde ciddi şekilde yön değiştirmiş görünüyor. İlk işaretlerinin Nisan 2025’te Macron’un Mısır dönüşü Cumhurbaşkanlığı uçağında yaptığı açıklamalarda görüldüğü bu yön değişikliğinin iki temel sebebi olduğunu söylemek mümkün.

İlki, özellikle bahar aylarından beri Gazze’deki tüm uluslararası antlaşma ve sözleşmeyi daha da önemlisi her türlü insani normu ihlal eden durum artık söz konusu uluslararası normların ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin anavatanı olan Fransa’da gözle görünür bir rahatsızlığa yol açmaya başladı. Fransa kamuoyu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Yaser Arafat’ın temsil ettiği mücadelenin yerini Siyasal İslamcı Hamas’ın almasından duyulan rahatsızlık nedeniyle geçmişte oldukça güçlü olan Filistin yanlısı tutumundan uzaklaştı.

Öte yandan toplum içinde İslam karşıtlığını da körükleyen aşırı sağın giderek güçlenmesi de bu uzaklaşmayı derinleştirdi. Öyle ki Fransa kamuoyu İsrail-Filistin çatışmasının başından beri ilk kez bu konuda derin bir kutuplaşmaya sürüklendi. Self-determinasyon, milliyetçilik ve Filistin halkının özgürlüğü temaları üzerinden tartışılan Filistin meselesi, anti-semitizm ve İslamofobi gibi kavramların arasına sıkıştı.

Ne var ki 2025 yılının bahar aylarıyla beraber Netanyahu’nun ateşkesin koşullarına uymayan tavrı ve en çok da Gazze’ye insani yardımın ulaştırılmasının İsrail devleti tarafından engellenmesi Gazze’deki durumu sistematik bir insan hakları ihlaline ve adı konmamış bir soykırım uygulamasına dönüştürdü. Aşırı sağa sürüklenen Avrupa kamuoyu bile artık sosyal medya kanalları üzerinde iyice görünür hâle gelen bu insani drama kayıtsız kalmadı.

Kamuoyundaki bu yön değişikliği, siyasetçilerin tavrına da çok geçmeden yansıdı. Örneğin Uluslararası Af Örgütü, 26 Temmuz’da Macron’a hitaben, Fransa’nın "söylemden eyleme geçmesi" çağrısında bulundu. 28 Temmuz’da yaptığı bir açıklama sırasında Trump bile Gazze’de gerçek bir kıtlığın emarelerini gördüğünü ifade etti. Hâl böyleyken Fransa’nın duruma sessiz kalması beklenemezdi. Ortadoğu uzmanı siyaset bilimci Jean-Paul Chagnollaud’ya göre, Fransa açısından kıtlık, muhtemelen bir eşik noktasını temsil etti ve “artık yeter” duygusunu tetikledi. Bu durum Macron’u Fransız dış politikasının önemli unsurlarından olan insani diplomasi ve normatif dış politika araçlarını tekrar harekete geçirmeye yöneltti. Böylece Fransa, Filistin devletini tanımaya angaje olan ilk G7 ülkesi oldu.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

✍ Filistin'i tanımak, kamusal alanın iptali

Fransa'nın Filistin'i tanıma hamlesi, Georges Ibrahim Abdallah'ın özgürlüğü, SDG-HTŞ'nin karşılıksız kalan görüşmeleri ve kamusal alanın iptali.

01 Ağu 2025

filistini-tanimak-kamusal-alanin-iptali

İLGİLİ OKUMALAR