Fırtınalı bir aşk-nefret ilişkisinden zorunlu evliliğe

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği hâlâ bir hayal. Ama artık kimse bu hayalin peşinde koşmuyor. Herkesin gördüğü gerçek mesele, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine damga vurması muhtemel şu yeni “jeopolitik zorunluluk” denklemi. Merkezindeyse, bütün çelişkileriyle Türkiye var.

Yazı: Gülener Kırnalı

Birkaç neslin ağzında kabak tadı bırakmış, uzun soluklu bir aşk-nefret hikayesinin yeni bir perdesindeyiz. Avrupa ile Türkiye arasındaki bu inişli çıkışlı ilişkinin son bölümü, bu kez demokrasi, hukuk ve değerler etrafında değil; güvenlik, jeopolitik, meşruiyet ve fayda ekonomisi etrafında dönüyor.

  • Avrupa'nın yeniden soğuk rüzgarlar estiren bir dünya düzeninde kendine yer aradığı, Türkiye'nin ise Batı'nın vazgeçemediği ama tam da güvenemediği bir “zorunlu ortak” olarak öne çıktığı yeni bir dönemdeyiz.

Bir süredir bu yönde esen rüzgar, geçen hafta yapılan iki dikkat çekici diplomatik ziyaretle hız kazandı. 27 Ekim'de İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ardından da 30 Ekim'de Almanya Şansölyesi Friedrich Merz Ankara'daydı. Tüm dünyanın merakla takip ettiği bu ziyaretlerde her iki lider de Cumhurbaşkanı Erdoğan'la kapsamlı görüşmeler yaptı; eller sıkışıldı, büyük laflar edildi.

Lafların ötesinde bu iki ziyaret, 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı ve çeşitli füze sistemlerinin satışını kapsayan, yaklaşık 8 milyar sterlinlik bir savunma anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Bir süredir İngiltere'nin özellikle üzerinde çalıştığı ve lobicilik faaliyetleri yürüttüğü bu anlaşma sonucunda İngiltere-Almanya-İtalya-İspanya ortak üretimi Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının yanı sıra MBDA ve Brimstone saldırı füzelerinin satışı, Türkiye'nin savunma sistemi açısından büyük önem taşıyor.

Ama mesele uçak ve savunma sistemi ticaretinden ibaret değil. Bu iki ziyarette de özenle ve ısrarla vurgulanan “stratejik ortaklık” ifadesi, Avrupa-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığının ilanı niteliğinde.

Avrupa'nın yeniden hatırladığı kadim paradigması: Realpolitik

Soğuk Savaş'ın kalıntıları hâlâ Avrupa'nın siyasi reflekslerinde yaşamaya devam ederken “değer temelli dış politika” mottosunun yerini hızla “Realpolitik” alıyor. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısındaki uluslararası ilişkileri açıklayan bu kadim anahtar kelime, Avrupa ve ABD basınındaki köşe yazılarında çoktan yerini aldı.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Çin'in ekonomik yayılmacılığı, Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşları ve ABD'nin içe kapanan siyaseti derken Avrupa kıtası, varoluşsal bir krizin pençesinde her masada zayıf ve geride kalmış olduğu hissinin itkisiyle yeniden güç siyaseti sahasına döndü. Bu denklemde Türkiye ise tıpkı 20. yüzyıl ortasında olduğu gibi, Batı için yeniden “stratejik olarak vazgeçilmez” hâle geldi.

Almanya'nın yeni dönemi ve Merz'in Türkiye siyaseti, tam da bu Realpolitik dönüşümünün sembolü niteliğinde. Washington’daki ilk resmî ziyaretinin ardından Merz’in Avrupa Birliği sınırları dışındaki ilk durağının Ankara olması, Türkiye’nin Almanya dış politikasındaki merkezî konumunu vurgulayan bilinçli bir tercihti.

  • Friedrich Merz'in Ankara ziyareti, Berlin'in uzun yıllar boyunca “değerler” eksenli yürüttüğü Türkiye politikasını rafa kaldırdığının ve Türkiye'ye bu bağlamda gösterilen dışlayıcı yaklaşımın yerle bir olduğunun küresel bir lansmanı gibiydi.

2019'da Suriye operasyonu sonrası Türkiye'ye silah ambargosu uygulayan Almanya, 2024 sonundan itibaren bu pozisyonunu yumuşatmaya başlamıştı. Bugün geldiğimiz noktadaysa Almanya, NATO'nun ikinci büyük ordusuna savaş uçağı satıyor.

Merz'in Ankara'daki basın toplantısında sarf ettiği “Büyük güçlerin siyasetin belirleyicisi olduğu yeni bir jeopolitik döneme girdik, Almanya ve Avrupa olarak stratejik ortaklıklarımızı geliştirmeliyiz ve Türkiye bu denklemde dışarıda kalamaz” cümlesi, yalnızca basın toplantısında söylenmesi gerektiği için söylenen bir iyi niyet nişanesinden öte, Avrupa'nın güvenlik refleksinin hangi yönde evrildiğinin açık bir ifadesiydi. Keza, Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisi içerisinde Türkiye'nin mutlak olarak yer almasına yönelik arzu, Alman siyasi elitlerince özellikle son iki hafta içinde her fırsatta ve her yerde dile getirildi.

Bu durum, aynı zamanda Almanya siyasetinde uzun süredir görülmeyen bir “tek seslilik” anlamına geliyor. Merkel dönemindeki koalisyon çatlakları, Türkiye politikası dahil birçok konuda Berlin'i sessiz kalmaya itmişti. Yeşiller’in de yer aldığı önceki Alman hükümeti ise, demokrasi ve insan hakları gerekçesiyle Eurofighter satışına onay vermeyi reddetmişti. Şimdi, yıllar sonra Almanya'da hem Şansölye hem Dışişleri Bakanı aynı siyasi partiden ve Almanya dış politika anlamında uzun zaman sonra ilk defa “tek ağızdan” konuşuyor. Fikir ve ağız birliği içerisinde söylenen bu yeni yaklaşım bütünüyle güvenlik odaklı, pragmatik ve Türkiye'yi dışlamayan bir perspektifi içeriyor.


YAZININ DEVAMI



NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

✊ Mamdani'nin zaferi, Türkiye-AB evliliği

New York'un ilk sosyalist ve Müslüman başkanı, Louvre soygununun siyasi izdüşümleri, Türkiye ile AB'nin zorunlu evliliği, Cumhur İttifakı'nda çatlak söylentileri.

07 Kas 2025

✊ Mamdani'nin zaferi, Türkiye-AB evliliği

İLGİLİ OKUMALAR