Kır çiçeğinden kültür çiçeğine

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yazı: Gözde Akyüz
Lalenin anavatanı neresidir sorusu yüzyıllardır en sevdiğimiz tartışma konularından biri. Aslında lale kelimesinin dilimize Farsçadan girdiğini biliyoruz. Canlı kırmızı rengi ile bilinen bu çiçeğin adı, Farsçada aynı renkteki değerli taşın ismi olan “lâl”den türetilmiş. Pers ve Yunan mitolojisinde anıldığı gibi İslam kültüründe de güçlü bir etkiye sahip.
16. yüzyılın ikinci yarısından 18. yüzyılın ortalarına dek İstanbul’da asaletin ve kent inceliğinin en değerli öğesi sayılan lale etrafında mimariden edebiyata, minyatürden çini sanatına uzanan zengin bir kültür oluşmuş. Bir kır çiçeği olan lalenin bir kültür çiçeğine dönüşümü, bununla da kalmayarak yüzlerce türünün yetiştirilmesi, elbette İstanbul çiçekçiliğinin de bir başarısı.
Lalenin bir bitki olarak temel özelliklerini ve İstanbul lalesinin doğuşunu İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Gülay Ecevit Genç’e soruyoruz:
“Lale, Liliaceae familyasında yer alan çok yıllık, soğanlı, otsu bir bitkidir. Çiçekleri büyük, 6 parçalı, genellikle sarı, kırmızı, turuncu, pembe veya beyaz renklidir. Her bir parçanın tabanında koyu renkli bir leke bulunur. İlkbaharda çiçek açar; çiçek ve yaprakları kuruduktan sonra soğanları bir sonraki bahara kadar toprak altında uykuya dalar. İngilizcedeki ismi Tulip’in (Latince Tulipa) tulipan (tülbent) kelimesinden türediği düşünülüyor.
Dünya üzerinde lale cinsinin en fazla çeşitlilik gösterdiği bölge Orta Asya’dır. Avrupa’daki yayılışının büyük bir kısmı ve Akdeniz’deki yayılışının bir kısmı doğal olmayıp Anadolu ve Orta Asya’dan taşınan türlerin o bölgelerde bahçelerden kaçarak doğallaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Dünya üzerinde yaklaşık 115 türü bulunan cinse ait ülkemizde 18 tür doğal olarak yayılış göstermektedir.”
Gülay Ecevit Genç, Türklerin laleye muhabbetini ise şöyle anlatıyor:
“Türkler, laleleri ilk toplayan ve yetiştiren halk olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, özellikle 16. ve 18. yüzyıllar arasında lale süs bitkisi ve süsleme motifi olarak önem kazanmıştır. Kanunî Sultan Süleyman (1495-1566) döneminde İstanbul’da gösterişli yabani lale türlerinden melezleme yoluyla 'Lale-i Rumi' ismi verilen laleler yetiştirilmeye başlanmıştır.
Daha sonra bu isim Osmanlı Lalesi veya İstanbul Lalesi olarak anılmaya başlanmıştır. İstanbul Lalesi, çiçeklerinin badem biçiminde ve tepallerinin hançer şeklinde ve tığ gibi sivri, ince uçlu olması ile diğer lale çeşitlerden ayrılır. İstanbul’da yetiştirilen lalelerin sayısı 2.000’e yakındır. İstanbul lalesi çeşitlerinin biçimleri hakkında en önemli kaynak ise Lale mecmuasıdır.”
Bahsi geçen “Lale Mecmuası”nın hikayesi de oldukça ilginç. 1725 yılına tarihlenen, 50 kadar İstanbul lalesi çeşidinin renkli baskısını içeren bu nadir eser, 1950 yılında Merhum Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından bir risale olarak yayımlanarak bilim ve sanat dünyasına tanıtılmıştı. Fakat tıpkı lale bitkisi gibi yurt dışına kaptırılan bu kopya, uzun yıllar süren uğraşlar sonucu Prof. Turhan Baytop tarafından ülkemize tekrar kazandırıldı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Karışık duygularla başladığımız 23 Nisan haftasında, çocuk çocuktur diyerek şehre yayılan etkinlikleri derledik. The Neighbourhood konseri de kapıda.
21 Nis 2026

İLGİLİ OKUMALAR


