Azerbaycan ve Ermenistan Barış Antlaşması'nın ardından: Dağlık Karabağ sorununa dair

Karabağ’ın kaybının yarattığı etkiler, Ermenistan toplumunu hâlâ bölmeye devam ediyor. Bu da hem referandumun hangi koşullar altında yapılacağı hem de toplumsal tepkilerin Paşinyan yönetimini nasıl etkileyeceği sorusunu gündemde tutuyor.
Azerbaycan ve Ermenistan Barış Antlaşması'nın ardından: Dağlık Karabağ sorununa dair

8 Ağustos Cuma günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Beyaz Saray’da, onlarca yıldır süren bir çatışmanın sona erdiğini ilan eden ortak bir bildiri imzaladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın memnun bakışlarıyla kendi imzasını eklediği belgeyle Güney Kafkasya’nın iki ülkesi “nihai olarak çatışmaya son verme, ticari ve diplomatik ilişkileri açma ve karşılıklı egemenlik ile toprak bütünlüğüne saygı gösterme” taahhüdünde bulunduklarını açıkladı. Ancak bu taahhüdün bağlayıcı niteliği belirsizliğini koruyor. 

Dağlık Karabağ bölgesindeki anlaşmazlık ve çatışmalar nedeniyle bir çözümsüzlük döngüsüne hapsolan Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin ana hatları her iki tarafın da çözüm için istekli olduğu bir süreçle bir barış antlaşmasıyla yeniden oluşturuluyor. Antlaşmanın imzalandığı sırada hâlinden çok memnun görünen ev sahibi Trump’ın huzurunda Aliyev, “Bugün Kafkasya’da barışı tesis ediyoruz” diyerek tarihî bir güne tanıklık ettiklerini söylerken ABD’nin uzun süredir uyguladığı askerî işbirliği kısıtlamalarını kaldırma kararından ötürü Trump’a teşekkür etti. Paşinyan ise bu anlaşmayı “on yıllardır süren çatışmaya son verecek bir yol” olarak nitelendirdi.

Anlaşmanın bir başka özelliği de Azerbaycan’ı Ermenistan üzerinden geçerek batıdaki Nahçıvan’a bağlayacak bir transit koridorunun oluşturulmasını öngörmesi. Bu koridor; demiryolu, karayolu, enerji (petrol ve doğalgaz) hatları ve dijital (fiber optik kablolar) altyapıyı kapsayacak şekilde tasarlanmış olup, 32 kilometrelik bir hat üzerinden bağlantı kurmayı hedefliyor. Bakü’nün uzun süredir talep ettiği ve Zengezur Koridoru olarak adlandırdığı bu yapı “Trump Yolu: Uluslararası Barış ve Refah” adıyla anılacak (İngilizce kısaltması TRIPP). 

  • ABD, bu bölgede özel yatırım haklarına sahip olacak. Bu sayede Washington, hem enerji kaynakları açısından zengin hem de stratejik bir coğrafyada etkisini artırabilecek. Bölgenin Rusya açısından önemi düşünüldüğünde bir yandan Ukrayna konusunda Putin’le ılımlı bir ilişki yürüten Trump, diğer yandan bu jeostratejik açıdan özel bölgede nüfuzunu yaymaya çalışıyor.   

Bununla birlikte, 2020’deki 44 Gün Savaşı'nda Bakü’ye verdiği kritik askerî destek sayesinde Azerbaycan ordusunun ezici bir zafer kazanmasına katkı sağlayan Ankara da Dışişleri Bakanlığı açıklaması ile “Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisine yönelik kaydedilen ilerlemeden memnuniyet duyuyoruz” ifadeleriyle barıştan hoşnut olduğunu gösterdi. 

Öte yandan: Anlaşmanın Türkiye’nin Ermenistan’la gergin ilişkilerini yumuşatma arayışına girdiği bir dönemde sağlanmış olması da Ankara açısından olumlu bir gelişme olarak kaydedildi. Nitekim adı taraflar arasında “Zengezur” mu “Trump Yolu” mu olarak anılacak hâlâ tartışmalı olsa da Azerbaycan’ı Nahçıvan’a bağlayacak koridorun önemli bir bileşeni olan Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu demiryolu hattının temeli 22 Ağustos’ta Ulaştırma Bakanı Uraloğlu’nun katılımıyla atıldı; böylece Türkiye’nin söz konusu barış anlaşmasına ilişkin somut beklentileri karşılanmaya başlamış oldu.  

Ne var ki, liderlerin güleryüzleriyle telaffuz ettikleri beyanları; ABD, Avrupa Birliği ülkeleri ve başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin memnuniyetleri, varılan barış anlaşmasının geleceğe dair ümit verdiğini işaret etse de Dağlık Karabağ meselesi, tarihsel arka planı ve 1990’lardan beri süregelen çatışmalar dikkate alındığında hâlâ kimsenin pek bakmak istemediği odadaki fil gibi varlığını koruyor. 

İkinci Karabağ Savaşı’nın Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlanması meselenin çözümüne ilişkin dengelerde önemli bir değişiklik yaparak barış anlaşmasının bir nevi yolunu açmış olsa da konunun hem tarihsel niteliği hem de sosyo-ekonomik boyutları barışın yumuşak karnı olarak varlığını sürdürüyor. Tam da bu nedenle Azerbaycan ve Ermenistan, ABD Başkanı Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterme söylemiyle barışa yaklaşırken Dağlık Karabağ meselesinin tarihsel süreçte nasıl evrildiğini ve barışa olası etkilerini hatırlamakta yarar var.

Dağlık Karabağ sorununun tarihsel kökenleri

Dağlık Karabağ, bölgenin dağlık kesimini ifade eden Rusça bir isimdir. Dağlık Karabağ’ın ulusal kimliği, Azerbaycanlılar ile Ermeniler arasında geçmişteki yerleşimlere dayanan bir tartışma konusu. 

  • Azerbaycan tarih yazımına göre Dağlık Karabağ, geçmişte Aran olarak anılmakta olup, Pers İmparatorluğu’na bağlı bir toprak olarak ifade ediliyor. Ermeni tarih anlatısına göreyse, Dağlık Karabağ’ın gerçek adının Artsakh olduğu ve bu toprakların eski Ermenistan Krallığı’nın 10. eyaletini oluşturduğu söyleniyor. 

Dağlık Karabağ, tarihsel olarak hem Ermeni Apostolik Hıristiyanları hem de Azerbaycanlı Türk Müslümanları barındırmış olsa da, iki topluluğun nüfus içindeki ağırlığı da ayrı bir tartışma kaynağı. 1917’de Rus İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak kısa sürede Bakü’de etnik çatışmalar başladı. 1920-1921’de Kızıl Ordu, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı işgal etti. 

Stalin’in başkanlığındaki Kafkas Bürosu (Kavburo), bu bölgeleri Sovyetleştirmek amacıyla kuruldu. Sovyet liderliği, yerel koşulları gözeten bir toprak düzenlemesi yapmaya çalıştı ve Karabağ’ın Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmasına karar verildi. Ermeniler bu kararı hiçbir zaman kabul etmedi ve Karabağ’ın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne devrini talep ettiler. Karabağ ve Nahçıvan, Azerbaycan’a bırakıldı. 

Ancak Nahçıvan, Zengezur dağları Ermenistan’a verildiği için Azerbaycan’dan coğrafi olarak ayrılmış oldu. Temmuz 1923’te Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde kuruldu. Bu çözüm, çatışmaları sınırlamaya yönelik pratik ama yüzeysel bir uzlaşı sağladı. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise özellikle Gorbaçov’un reformları sırasında Ermeniler, Karabağ’ın önce Ermenistan’la birleşmesini, ardından da tam bağımsızlığını talep etmeye başladı.

1988’den itibaren başlayan kitlesel protestolar ve etnik çatışmalar, büyük göç dalgalarına ve karşılıklı katliamlara yol açtı. 1991’de Karabağ, bağımsızlık ilan etti; bu süreç 1994’e kadar süren ve 25 binden fazla kişinin öldüğü bir savaşa dönüştü. Yaklaşık 1,5 milyon kişi yerinden edildi: Azerbaycanlılar Ermenistan ve Karabağ’dan, Ermeniler ise Azerbaycan’dan göç etmek zorunda kaldı. 

Birinci Karabağ Savaşı sonunda Azerbaycan yalnızca Karabağ’ı değil, çevresindeki yedi bölgeyi de kaybetti. 1994’te Rusya arabuluculuğunda ateşkes sağlandı. Ancak kalıcı barış hiçbir zaman tesis edilemedi. Çatışmanın taraflarının kim olduğu sorusu da sürecin önündeki en büyük engellerden biri oldu: Azerbaycan, Karabağ’ı tanımayı reddederek yalnızca Ermenistan’la müzakere etmek isterken Ermenistan, kendisini taraf olarak görmediğini, meselenin Karabağ ile Azerbaycan arasında çözülmesi gerektiğini ileri sürdü.

İkinci Karabağ Savaşı ya da diğer bilinen adıyla 44 Gün Savaşı ise, Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlanarak hem sahadaki dengeleri hem de Azerbaycan ve Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini kökten değiştirdi. Savaşın çıkış noktasında Azerbaycan’ın Ermenistan lehine işleyen statükoyu reddetme kararlılığı vardı. Erivan ise müzakereleri uzatarak bu düzeni korumaya çalıştı ancak çözümün gecikmesi, nihayetinde askerî bir tırmanışa yol açtı.

Bu süreçte Türkiye, Azerbaycan’a siyasi, diplomatik, teknik ve askerî alanlarda en güçlü desteği veren ülke oldu. 2010’da kurulan Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi mekanizması üzerine inşa edilen ilişkiler, 2021’de imzalanan Şuşa Bildirgesi ile “stratejik müttefiklik” seviyesine taşındı. Karabağ ihtilafının başından bu yana güç dengesi giderek Azerbaycan lehine kaydı. 

Enerji kaynakları açısından zengin ve askerî açıdan daha güçlü olan Azerbaycan, aynı zamanda çok taraflı platformlarda daha etkin rol oynarken Ermenistan, çoğu zaman diplomatik olarak da yalnız kaldı. 44 Gün Savaşı, yalnızca çatışmanın seyrini değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin ve barış sürecinde aktif rol oynayan ABD’nin hem Azerbaycan hem de Ermenistan’la ilişkilerini yeniden şekillendiren yeni bir dönemin de kapısını araladı. 

Ortaya çıkan yeni statüko, Beyaz Saray’daki toplantıdan önce çatışmayı geride bırakma arzusuyla Azerbaycan ve Ermenistan’ın, Mart ayında masaya oturmasını sağlamıştı. Ancak savaşın galibi Azerbaycan, Ermenistan’ın Anayasası’nı değiştirerek Dağlık Karabağ üzerindeki tüm toprak iddialarından resmen vazgeçmesini şart koştu. Başbakan Paşinyan bu talebe uyacağını, 2027’de anayasa referandumu düzenlemeyi planladığını açıkladı. 

Ne var ki Karabağ’ın kaybının yarattığı etkiler, Ermenistan toplumunu hâlâ bölmeye devam ediyor. Bu da hem referandumun hangi koşullar altında yapılacağı hem de toplumsal tepkilerin Paşinyan yönetimini nasıl etkileyeceği sorusunu gündemde tutuyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel

Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR