Cadı Üçlemesi 15+: Cezaevinden Mektuplar


İstanbul’un zengin çay-kahve kültürünü HaHa Kafe ’de deneyimliyoruz
Bugünün bültenine tam da Duende okurunun sevdikleriyle vakit geçirirken ayrı; kulağında kulaklığıyla kendi başına zaman geçirirken ayrı keyif alacağı bir mekânı konuk ediyoruz. Türk çayını ve kahvesini tüm dünyayla paylaşmak amacıyla bu…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Ceylan Özgün Özçelik'in 2019 yılında Cadı Üçlemesi 13+ adlı, tek plan çekilen tekinsiz ve gerilimi yüksek kısa filmle başlayan üçlemesi, yine aynı derecede vurucu ve etkileyici bir deneysel belgeselle devam ediyor: Evlilikleri boyunca fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış iki kadının trajik hikâyesini merkeze alan Cadı Üçlemesi 15+, bürokratik engeller nedeniyle öznesi olan iki kadının görüntülerini ya da seslerini kullanamasa da oyuncular Gülçin Kültür Şahin ile Hare Sürel'in seslendirdiği mektuplarıyla onların dünyasının kapılarını açıyor. İlk gösterimi 41. İstanbul Film Festivali'nde yapılan, yarından itibaren Mubi'de izleyebileceğiniz Cadı Üçlemesi 15+'nın geçtiğimiz gün Kadıköy Sineması'nda gerçekleşen özel gösteriminin ardından, yönetmen Ceylan Özgün Özçelik sorularımı yanıtladı:
Cadı Üçlemesi 15+, önüne konan bürokratik engellere rağmen gücünden hiçbir şey yitirmemiş, aksine alışılmadık bir belgesel formatına evrilip daha güçlü olmuş belki de. Bu filmi öznelerini görebildiğimiz, duyabildiğimiz bir şekilde yapabilseydin, ortaya çıkacak sonuçla ilgili niyetin ve fikrin nasıl bir film olmasıydı?
Cezaevinde kamerayla çekime izin verilseydi; görüş odalarında, baş başa, yakın plan çekim yapmak istiyordum. Niyetim Aylin ve Havva’nın cezaevindeki yaşamlarını kaydetmek değildi. Görüş odasındaki masada oturacaklardı, kamera sadece yüzlerinde olacaktı, kameraya bakacaklardı. Direkt seyirciye sesleneceklerdi, göz teması kuracaklardı. Kurguda iç içe geçirdiğimiz imgeler dünyasında; onları, duygularını görebilecektik. On gözlü köprüsünde Aylin’in gözleri, Samandağ sahilinde Havva’nın yüzü belirecekti. Mekânlar, onların yüzüyle birleştiğinde farklı anlamlar taşıyacaktı şüphesiz. İki kadını, anlattıklarından bağımsız, amiyane tabiriyle “konuşan kafalar” olarak göreceğimiz bir yapıyı hiç düşünmedim. Bize cezaevlerinden seslenirken dışarıda olabildikleri, anlattıkları yerlerde dolaşabildikleri bir dünya kurmak istedim. Kâbus-mekânlarda yaşananları paylaştıkları zaman Aylin ve Havva’nın yüzlerini görmeyecektik. Kamera onların bakış açısına geçecekti. Kadınların gözlerinin içine bakan seyirci, bu kez onların gözünden sokaklarda yürüyecekti. Böylece daha dinamik bir seyir deneyiminden söz edebilecektik.

Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik ve yapımcı Armağan Lale, Cadı Üçlemesi 15+'nın Kadıköy Sineması'ndaki özel gösteriminde
İki kadının yaşamının geçtiği yerlerde aldığınız görüntülerde seni en çok etkileyen neresi oldu?
İlk kez bu belgesel sayesinde gördüğüm çok yer var ama ikisi bir başka: Zemini, dokusu, kemeriyle bilinmez bir zamana sürükleyen Sultangazi Kent Ormanı ve içine çekildiğim Belen. Amanos Dağları’ndaki Belen’in rüzgâr türbinleri, engebeli sokakları, renkli evleri ve çatıları resmen çarpıyor. Hayranlık uyandıran bir gerilimi var ilçenin. Görüntü yönetmenimiz Gözde Koyuncu’yla buraya duyduğumuz hayranlıktan rahatsız olduk. Çünkü Belen, Havva’nın kâbus-mekânıydı ve onun gözünden çekim yapmalıydık. Kameranın karış karış nefret etmesi gereken Belen’i kendi “güzel” hislerimizle kaydettiğimizi fark edip çekimi bir süre durdurduk. Garip bir süreçti.
Hare ve Gülçin projeye nasıl dâhil oldu? Mektuplarını seslendirdikleri kadınlarla görüşme, gerçek seslerini duyma fırsatları oldu mu?
Bunu rasyonel bir yerden açıklayamam ama Aylin’in sesi beni Hare’ye, Havva’nın sesi Gülçin’e götürdü. Herhangi bir ortaklıkları ya da benzerlikleri olduğu için değil, öyle hissettiğim için. Sesleri kaydettiğimiz dönem salgının en yoğun günleriydi. Yeteneklerine duyduğum saygının yanı sıra proje özelinde; bir süredir tanıştığımız, birlikte zaman geçirdiğimiz, birbirimizi anladığımız, birbirimize güvendiğimiz oyuncularla çalışmak istedim. Aklıma düşse de Aylin ve Havva’ya kendilerini kimin seslendirmesini istediklerini sormadım, daha doğrusu soramadım. Tanışıklığımın olmadığı oyuncularla bir bağ kurabilmem, sonra da onların Aylin ve Havva’yla bağ kurabilmelerini sağlayabilmem için gereken zaman yoktu. Sadece zaman da değil, gereken koşulların hiçbiri yoktu. Pandemide görüşlerin durdurulmasına karar verildiği için oyuncuların Aylin ve Havva’yla bir araya gelmesi mümkün değildi. Seslerini duymalarını sağlayabilirdim. Ancak Hare ve Gülçin’le gerçek sesleri duymamalarının daha sağlıklı olacağını, aksi halde ana eksenden çıkabileceğimizi düşündük. Önemli olan seslerinin benzemesi değildi.

Cadı Üçlemesi 15+ (2022, Ceylan Özgün Özçelik)
Cadı Üçlemesi 13+ bir kısa filmdi, Cadı Üçlemesi 15+ uzun metraj bir belgesel. Ben özellikle 15+‘daki çoğunlukla müzik ve kamerayla yaratılmış o karanlık, tekinsiz ve gerilimli anlarda 13+‘nın izlerini yakaladım. Üçlemenin son halkasında bizi tematik ve biçimsel olarak nasıl bir film bekliyor?
Üçlemedeki filmler; tür, form, öykü, mekân, karakter açısından birbirinden bağımsız. Onları birleştiren şey temaları. 18+, fantastik bir kara komedi. Tek bir gecede, bir evde geçiyor. Oyuncu kadrosu tamamen kadınlardan ve kız çocuklarından oluşuyor. Müzikal ögeler ve dans sahneleri var. 2016’dan beri her projemde birlikte çalıştığımız Ekin Fil müziklerin büyük bir kısmını yaptı bile!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Caz rock ve caz füzyon müziklerinin öncülerinden John McLaughlin, Ceylan Özgün Özçelik'in son filmi Cadı Üçlemesi 15+, Angel Olsen'ın yas güncesi albümü Big Time ve dahası. Duende Keşif bu hafta da dopdolu, keşfetmeye gelir misin?
24 Haz 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




