
New York’ta üniversitenin birinci yılında “Middle Eastern Cultures” yani Orta Doğu Kültürleri adında bir ders almıştım. ‘Yasmin Amerika’da okumaya gidip bu dersi mi aldın’ diyebilirsiniz ama her ülke tarihi farklı anlatır, bu konuları Amerikalılar nasıl işliyor merak etmiştim. Deneyimim kesinlikle alışılmışın dışındaydı çünkü dersi veren hoca harikaydı.
İtalyan-Amerikan hocam, Arapça bilen, kendini bu konuya adamış, İstanbul’da yıllarca yaşamış, Orta Doğu’yu sıkça ziyaret eden ‘cool’ bir bireydi — biraz da gizemli. Hala mailleştiğim, New York’ta görüştüğüm, saatlerce konuştuğum bu hocanın dersi fazlasıyla kazıktı. Dersi geçmek için sınavların, film analizlerinin ve makalelerin yanı sıra Orta Doğu ile ilgili etkinlik ve sergilere gidilmesini gerekli görüyordu. Aslında bölgenin tarihini farklı yollardan öğrenmemizi istiyordu. Halı kokan koridorlardandan geçip sınıfa vardığımızda, hep farklı bir şarkı ile karşılanırdık — en sevdiği gruplardan Baba Zula dahil.
Neyse! Bu ders hakkında saatlerce yazabilirim ama bir şeye değinmek istiyorum ( şu cümleden önce 100 şeye değinmemiş gibi davranırken ben); bunun için de sınıfın demografisini anlatmam gerekiyor:
Derste totem Türk birey olan benle beraber, Asya ve Avrupa’dan bazı öğrenciler ve Amerikalılar vardı. Amerikalılar arasında musevi olanlar ve müslüman olanlar, dinden ziyade daha önemlisi de Pro-Palestine ( yani Filistin yanlısı) ve Pro-Israel ( yani İsrail yanlısı) olduğunu belli eden iki grup vardı. Bu iki ‘taraf’ gerçekten sınıfın iki ucunda otururdu.
New York aslında şehir olarak Siyonizm’in gelişmesinde büyük bir rol oynamış — 1942 yılında New York’ta bulunan Biltmore Hotel’de 600 Yahudi lider, Siyonizm hareketinin 1. Dünya Savaşı sonunda bir ‘yahudi devleti’ kurması ve ne pahasına olursa olsun Filistin’e göç edilmesi kararını ileri taşıdı. Üniversitemde birçok hoca Filistin-İsrail konularına girmekten kaçınırdı, nasıl işleyeceğine emin olamazdı. Bu cesareti gösteremez, öğrencilerin tepkisinin ne olacağını kestiremezdi. Bu sadece benim okulumda olan bir şey değil. Gazeteci Noor Tagouri, Filistin’de olanların fazlası ile sansürlendiğini ve konuşulmadığını paylaşıyor.
Ama bahsettiğim hocam bu gruba girmiyor. Pers İmparatorluğu’ndan başladık, Fatih Sultan Mehmet, Türk kahvesi derken bulduk kendimizi kutuplaştırılmış bir konunun ucunda. Sınıfta bazı öğrencilerin gerginliği hissediliyordu.
Gazetecilik derslerimizde bize hep tarafsız olmanın öneminden bahsederler. Ama bu çok zor. Okumayı seçtiğimiz gazeteden, paylaştığımız resimlere kadar aslında her gün hangi tarafta olduğumuzu belli ettiğimiz kararlar veriyoruz. Bu hocamın da tarafsız olduğunu savunmuyorum ama bence o orta çizgiye oldukça yakındı. Daha ilk derste herkese fotokopilediği siyah beyaz dünya haritaları dağıttı ve Orta Doğu’da olduğunu düşündüğümüz yerlerin üstünü karalamamızı söyledi. Çoğunun kafasında bazı yerler soru işaretiydi, mesela Türkiye.
Bize baktı ve dedi ki ‘ bunun cevabı çok göreceli, kime göre orta doğu?’ Orta Doğu dememizin tek nedeni o dönemde güçlü ülkelerin hep batıda olmasıydı. Ee eğer İngiltere, Fransa, Amerika dizginleri tutuyorsa tabii ki biz orta doğuyuz. Eğer o dönem ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ dediğimiz yer İngiltere değil de Çin olsaydı şu an orta doğu dediğimiz yer orta batı gibi bir şey olurdu!! Beynimize yerleşmiş bu kavramların bile göreceli olduğu bir dünyada, tarafsız olmak biraz beyhude geliyor. Önemli olan tarafının sana at gözlükleri taktırmadığına, diğer taraflara sağır etmediğine emin olmak. Yeni bilgiler ile de fikirlerin değişebileceğini unutmamak.
Profesörümüz kim ne hisseder demeden anlattı. Arada şiddetli tartışmalara giden öğrenci yorumlarını güzelce yönlendirdi, kimi zaman yatıştırdı ve konuyu bitirdi. Bu dersten Orta Doğu tarihi dışında öğrendiğim bir şey de şu oldu: ‘rahatsız edici’ ve komplike konulara değinmekten korkmamak lazım. Dünyadaki çoğu problem cahillikten, konuşmak istememekten, tarihi anlamamaktan ve böyle konulara girmeye çekinmekten çözümsüz kalıyor — tabii bir de hırs, empati eksikliği ve genel bir saçmalama durumundan. Tarih aslında geleceğe çok güzel bir ayna tutuyor. Ama geçmişi anlamazsak, gelecekte de aynı hataları yaptığımız bir döngüye gireriz, giriyoruz zaten.
New York’tan ayrılmadan önce, profesörümle Washington Square Park’ta buluştuk. İnsanlardan ve özellikle yıllardır beni heykel taklidi yaparak korkutan adamdan uzak iki bank bulduk, maskelerimizle hasret gidermeye ve tabii ki olan bitenlerden bahsetmeye başladık. Konuşmanın bir yerinde “tarih tekerrürden ibaret”dedim ve beni durdurdu; “Tarih tekerrürden ibaret değil, insanlar sadece aptal ve hatalarından öğrenmiyor.” dedi. Aptallığın panzehiri nedir? Eğitim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




