
Yaşam hakkı. Herkes, yaşama hakkına sahiptir. Bu hak yalnızca devletin insanların yaşamına müdahale etmemesini değil, aynı zamanda yaşam hakkının korunabilmesi için gereken edimlerde bulunmasını da içerir. Doğal afetler karşısında önlem almak da bu edimlerden. Nitekim İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi sel oluşma riskini ve bunun yaratacağı sonuçları bilmelerine rağmen bölge halkını korumak için gerekli yasal önlemleri almayan/uygulamayan ve sonrasında yargısı sorumluları yeterli düzeyde soruşturmayan Rusya’nın yaşam hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. İlgilenenler Budayeva ve Diğerleri v. Rusya kararına bakabilir.
Deprem ülkesi olduğumuz bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş bir gerçek. Maalesef ki geçmiş tecrübelerimiz bunu bizlere ayrıca öğretti. İçinde bulunduğumuz yüzyılda doğal afetleri engelleyemesek de etkileri ile mücadele edebiliriz. Yani “kader” bahane değil. Herhangi bir sorunda mücadelede İngilizcede iki “p” olarak anılan iki başlık öne çıkar: önleme (prevention) ve koruma (protection). Bazı konularda üçüncü “p” olan kovuşturma (prosecution) da devreye girer. Bunların tanımları olay özelinde değişebilecek olsa da deprem için
- depremin etkilerini önleme
- deprem sonrasında oluşan etkilerden insanları koruma
- önleme ve koruma
konusunda ihmali olanları soruşturma alt başlıklarından bahsedebiliriz.
Depremin etkilerini önleme: Depremi önleyemiyoruz; fakat deprem olmadan etkilerini en aza indirebilecek önlemler alınabilir. Bu gibi önlemler basit olarak iki düzlemde gerçekleşir: kuralları oluşturma ve bu kuralları izin/denetim/yaptırım gibi yollarla uygulama. Bizim de inşaat reklamlarında sıkça duyduğumuz deprem yönetmelikleri “kural oluşturma” dediğim aşama. Binalar, boru hatları, köprüler, kıyı ve limanlar, karayolları, hava meydan yapıları gibi birçok alan için kurallar oluşturulmuş durumda. Bu yönetmeliklere uygun olma şartının yapı/yapı kullanım izinlerinin düzenlendiği imar mevzuatında da olduğunu görebiliriz. Kurallar var, peki yeterli mi? Bunun tespiti bana düşmez. Fakat izlediğim haber programlarına katılan uzmanlar mevzuatın yeterli olduğu görüşündeler (programa atıf yapmak isterim ama hangi program(lar)da duyduğum maalesef şu an aklımda değil (Fox, Habertürk ve Halk TV izlediğimi söylemiş olayım en azından.)
Binlerce binanın yıkılması, sorunun “uygulama” olduğunu gösteriyor. Mevzuata uygun yapılmayan yapılara izin verildiği, bu yapıların denetlenmediği, mevzuata aykırılıklar karşısında gerekli yaptırımların uygulanmadığı ve bu problemin münferit değil sistematik bir sorun olduğu aşikâr. Hatay Belediye Başkanı’nın, Hatay’ın depreme hazır olmadığını söyleyen program da bunun kanıtlarından biri.
Depremin etkilerinden koruma: Ben bu yazıyı yazarken açıklanan resmi sayılara göre 31 bin 643 kişi hayatını kaybetti, 80 bin 278 kişi yaralandı. Bu acıların sebebi ise yalnızca deprem öncesi önlem alınamaması değil. Kurtarma çalışmalarının ekip ve gerekli teçhizat eksikliği, yolların zarar görmesi gibi sebeplerle enkazlara erişememe ya da koordinasyon eksikliği yüzünden çalışmalarının sürdürülememesi bu sebeplerden. Depremzedelerin yalnız kaldıklarını söylemeleri, deprem bölgelerine gidenlerin hayalet şehir benzetmeleri, depremin üçüncü gününde hâlâ ulaşılamayan enkazların olması, sosyal medyada “ses” verdiği paylaşılan insanlara zamanında ulaşılamaması ve daha sonrasında bu kişilerin vefatını öğrenmemiz başka bir şekilde açıklanamıyor.
Kovuşturma: Depremin etkilerini önlememenin de etkilerinden koruyamamanın da sorumluları var. Yetkili kurumların, hukuksuzluğa göz yuman kamu görevlilerinin ve bu kamu görevlilerini liyakat esasına göre atamayanların sorumlulukları var. Bu sorumluların doğru bir şekilde tespit edilmesi ve yargılanmaları gerekli. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da ihmali olanların hesap vereceğini söyledi. 99 depremi sonrası yapılan yargılamalar ya da şu an savcıların müteahhitlerin peşine düşmek yerine tweet atıp Devlet eleştirisi yapanların peşine düşmesi maalesef ki tüm kayıplarımızda kusuru olanların sorumlu tutulacağına olan inancımızı zedeliyor. Bizim yapmamız gereken var olan tüm iletişim imkanlarımızı kullanarak dava süreçlerinin takipçisi olmak, tabii sorumlular hala ülke sınırlarımızdaysa. Sivil toplum, barolar ve muhalefet partilerine burada da çok iş düşüyor. Hukuki olmasa da siyasi sorumluluğu olanlar için yapacağımız da sandık başında bugünleri unutmamak sanırım.
OHAL şart mı?
7 Şubat tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan olağanüstü hal (OHAL) ilan edileceğini açıkladı. Bir anda medya kuruluşları OHAL ilan edilmiş gibi haberler vermeye başlasa da bu basın açıklamasıyla yapılabilecek bir şey değil (en azından henüz). 8 Şubat tarihli Resmi Gazete'de ise depremden etkilenen 10 ilimizde üç ay süreyle OHAL ilan edilmesine ilişkin 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı yayımlandı. Bu karar Anayasa md. 119 ve 2935 s. Olağanüstü Hal Kanunu md. 3 uyarınca alındı. Bu kararın aynı gün TBMM onayına sunulması da gerekiyordu. Söz konusu kararın TBMM’ye o gün sunulduğu basına yansıdı. TBMM’nin Cumhurbaşkanı kararını onayladığı kararı ise 10 Şubat tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.
Anayasa doğal afet gibi durumlarda hızlı karar alabilmek ve çözüm üretebilmek için bu yetkiyi tanıyor. Olağanüstü hale ilişkin olarak da Cumhurbaşkanı OHAL cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) çıkarabiliyor. Cumhurbaşkanının olağan dönemde çıkardığı CBK'ların normlar hiyerarşisindeki yeri nedir, kapsamı ne olabilir, hangi konularda çıkarılabilir/çıkarılamaz hukukçular arasında çok tartışma konusu oldu, hâlâ da tartışılıyor. Fakat bu tartışmalar OHAL CBK'ları bakımından geçerli değil. Çünkü Anayasa md. 119/6 uyarınca bu CBK'lar “kanun hükmünde”. Tabii bu CBK'ların üç ay içinde TBMM onayına sunulması gerekecek.
Televizyonlarda ve sosyal medyada çoğu hukukçu olmayan birçok kişi OHAL ilan edilsin çağrısı yaptı. Yukarıda dediğim gibi OHAL ilanı doğal afetle mücadelede önemli bir yöntem. Fakat OHAL, Cumhurbaşkanı kararnameleri için öngörülen çoğu sınırlamayı ortadan kaldırıyor. Mesela olağan dönemde Cumhurbaşkanı mülkiyet hakkına ilişkin kararname ile düzenleme yapamazken şu an böyle bir konu sınırlamasına tabi değil.
Tabii bu, yetkilerinin sınırsız olduğu anlamına gelmez. Anayasa md. 15 olağanüstü hallerde dahi “kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” güvencesini getiriyor. Bazı hükümlerde de hak özelinde bazı güvencelere yer verilmiş durumda.
Bunlar dışında OHAL yetkisini öngören Anayasa maddesi olağanüstü hal düzenlemelerinin “olağanüstü halin gerekli kıldığı” konularda çıkarılmasını öngörüyor. Yani Cumhurbaşkanı durumla doğrudan ya da dolaylı ilişkisi olmayan hak sınırlamaları (mesela seçimlerin ertelenmesi) yapamaz. Peki yetkinin hukuka aykırı kullanılması ihtimalinde bu aykırılık denetlenebilecek mi? Anayasa md. 148, olağanüstü hallerde çıkarılan kararnamelerin Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne dava açılamayacağını söylüyor. 90'lı yıllarda, Anayasa Mahkemesi OHAL döneminde çıkarılan ama mekân ve konu olarak OHAL’in dışında kalan KHK’ların (o zaman CBK yok tabii) olağan dönem KHK'sı olacağını belirtmişti. Fakat 2016 yılında Anayasa Mahkemesi bu içtihadından vazgeçti. Yani olağanüstü hal cumhurbaşkanlığı kararnamesi olarak çıkarılan bir CBK, OHAL ile ilgili olmasa bile denetlenemeyecek (tabii bir kez daha içtihat değişmezse). İşte benim OHAL’e mesafeli olmamın sebebi de tam olarak bu.
Depremle başka şekilde mücadele edilmeyecekse bu neyin mesafesi diye sorabilirsiniz? Doğru. Fakat OHAL ilan edilmeden de devletin doğal afet ile mücadele edebilmek için sahip olduğu yetkiler olduğunu düşünüyorum. İdarenin ihtiyaç duyduğu taşınırların mülkiyetini ve taşınmazların kullanma hakkını elde etme yetkisi olarak tanımlanan istimval bunlardan biri. Hukukçular bile bu yetkiyi unutmuş gözüküyor. (Bunun sebebi idare hukukçuları olarak bu yetkiyi kamulaştırma yetkilerine göre daha az anlatmamız olabilir, yani çoğu idare hukukçusunun öyle yaptığını düşünüyorum).
Doğal afet söz konusu olduğunda da bu yetkinin bir örneği 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun. Bu Kanun md. 6 uyarınca afetlerden sonra vali ve kaymakamlar “18 - 65 yaş arasındaki bütün erkeklere görev vermeye, bedeli, ücreti veya kirası sonradan ödenmek üzere canlı, cansız, resmi ve özel her türlü taşıt araçlarına ve gerekli makina, alat ve edevatına el koymaya ve hiçbir kayda ve merasime tabi olmaksızın tedavi, kurtarma, yedirme, giydirme ve barındırma gibi işlerle bu gibi işlerin gerektirdiği acil satınalmaları ve kiralamayı yapmaya, Devlete, mahalli idarelere, evkafa, İktisadi Devlet Teşekkülleri ile bunlara bağlı kurumlara ilişkin her türlü taşınmaz malları; yetmemesi halinde de diğer tüzel kişiler ile gerçek kişilere ait bina ve müştemilatı ile bahçe ve arsa gibi araziyi geçici olarak işgale” yetkilidir. Yani aslında depremle mücadele etmek için çok geniş yetkiler tanınmış durumda. Tabii bunun için vali ve kaymakamların yetkilerini kullanma iradesi göstermesi gerekir.
Endişelerim bir yana, şu ana kadar bir adet OHAL CBK'sı çıkarıldı. O da deprem gerçekleşen şehirlerin ilaç ve tıbbi cihazlara erişiminin kolaylaştırılmasıyla ilgili 121 sayılı CBK. OHAL’in deprem ile ilgili olarak kullanılmaya devam edilmesini dileyip bundan sonraki CBK'ların takipçisi olmamız gerektiğini söylemekle yetiniyorum.
Bu arada, yetkileri olanların bu yetkileri kullanmadığı için kurtarma faaliyetleri olması gerektiği gibi yürütülmezken ve depremzedelerin beslenme, barınma gibi ihtiyaçları giderilemezken görev alan tüm özel kuruluşlara ve gönüllülere bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum. Zor zamanlarda bir araya gelebilmemiz hayranlık uyandırıcı. Bu süreçte yurt dışından gelen arama kurtarma ekiplerine ve desteklere de ayrıca teşekkür etmek lazım. Bu gibi iş birlikleri umarım olağan dönemlerde yer yer alevlenen kavgalara da bir son verir.
Siyaset yapmanın zamanı değil mi?
Millet olarak bir arada olmamız gereken zor günlerde “siyaset yapma zamanı değil” demek alışkanlığımız oldu. Bu "siyaset yapmayalım" ne demek? Mesela hangi parti daha çok yardım ediyor yarışına girmeyelim demekse doğru. Tüm enerjimizi parti kavgalarına harcamayalım demekse doğru. Yardım ederken parti ayırmamak demekse doğru. Ama onun dışında siyaset yapmanın zamanı değil demek doğru mu?
Deprem vergilerinin yol yapımına harcandığı ama yolların da ulaşımı engelleyecek kadar hasar gördüğü, giden yardım tırlarının üzerine kimin isminin yazılacağının tartışıldığı, enkaz alanına giden siyasilerin vatandaşla ilgilenmek yerine telefonlarına baktığı, Cumhurbaşkanı’nın depremden etkilenen muhalefet belediyelerini daha geç aradığı, insanlara yardım etmeye çalışanların sırf eleştirilerini paylaştılar diye göz altına alındığı, deprem bölgesine giden siyasilerin Cumhur ittifakı vurgusu yaptığı, gönüllülerin yardımları AFAD veya Kızılay yerine AHBAP’a yapmayı tercih ettiği, daha önceki depremlerde görev alan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm imkânlarını kullanamadığı, yıkılan binalar arasında hastanelerin ve kamu kurumlarının olduğu, bazı basın kuruluşlarının eksikleri göstermek yerine hükümeti övdüğü, bölgedeki eski bir AKP'li vekilin, yardıma gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na defol diye bağırdığı, yüzlerce insan sosyal medya sayesinde kurtulmuşken sosyal medyanın yavaşlatıldığı bir ülkede “siyaset yapmanın zamanı değil” demek doğru mu?
Bence değil. Yukarıda yazdıklarım muhalefetin “siz de siyaset yapıyorsunuz” diyerek siyaset yapma gerekçesi olabilir. Fakat bunlar olmasa bile bizim deprem için toplanan onca vergiye rağmen nasıl olur da bu kadar insanımızı kaybederiz diye sormamız lazım. Çünkü biliyoruz ki etkisi geçtikten sonra bu sorular çok daha az duyulur hâle geliyor. Maalesef biz toplum olarak unutuyoruz. Bu yüzden de başta Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayınladığı videoyu ve içinde bulunduğumuz duruma yönelik olan tüm sorgulamaları kıymetli buluyorum. Bu sorgulamaların hepimiz güvende olana kadar devam etmesi dileğiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu ay merkez üssü Kahramanmaraş olan ve birçok ilimizi etkileyen deprem üzerine yazdım. Yaşamlarını yitirenlere rahmet, sevenlerine sabır ve yaralılara acil şifalar diliyorum.
14 Şub 2023

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


