Devrim Muhafızları, İran’ın bankacılık sistemini nasıl bozdu?

Merkez Bankası verileri, İran bankacılık sistemindeki en büyük 20 borçlu kuruluşun en az 15’inin devlet kuruluşları veya İslam Devrim Muhafızları ile bağlantılı şirketler olduğunu gösteriyor. Ve böylesi kilit bir güç, merkezî kanunların üstünde kaldığı ve şeffaf olmayan faaliyetlerden kâr elde etmeye devam ettiği sürece krizin çözümü ufukta görünmüyor.
Devrim Muhafızları, İran’ın bankacılık sistemini nasıl bozdu?

İran İslam Cumhuriyeti, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana en ciddi toplumsal meydan okumalardan biriyle karşı karşıya. 2025’in son günlerinde başlayan ve İran geneline yayılan protestolar daha önce görülmemiş ölçekte büyürken diğer yandan eski ayaklanmalara kıyasla yüksek düzeyde vahşi bir güvenlik baskısı ve internetin tamamen karartılması durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

İşin ilginci, Elon Musk’ın yasağa karşı protestocuların iletişim kurabilmesi için ücretsiz hizmet sağladığı Starlink’in de neredeyse tamamen engellenmiş olması. İsrail ile savaşın ardından İran’ın İHA saldırılarını engellemek için GPS sinyallerini bozduğu belirtilirken İran’in Starlink'in sağladığı internet erişimini durdurmak için Rusya tarafından sağlanan jammerları (sinyal bozucular) kullandığı da iddia ediliyor.

  • Tüm iletişim kanallarının kapatılması sebebiyle İranlılar sesini dış dünyaya yeterince duyuramazken, güvenlik güçlerinin halkın üzerine ateş açtığı bilgileri geliyor; binlerce kişinin tutuklandığı belirtilirken maalesef ölü sayısı tam olarak bilinemiyor; sağlıklı veri akışı sağlanamadığı için de teyit mekanizması işletilemiyor. 

Uluslararası Af Örgütü, internet kesintilerinin yönetim tarafından, ağır insan hakları ihlallerini gizlemek için kasıtlı biçimde kullanıldığını ifade ediyor. Güvenlik güçlerinin sebep olduğu ölümler de dahil olmak üzere sokakta işlenen tüm ihlallerin belgelenmesi engellediği gibi cezasızlık da kalıcı hâle getiriliyor.

Bu sokak eylemlerini 2011, 2015, 2019 ve 2023’teki protestolardan ayıran en belirgin özellik, toplumsal derinliğin daha fazla oluşu. Bu kez, öğrencilerin, gençlerin yanı sıra esnaf, işyeri sahipleri ve hatta orta yaş üzeri insanlar da sokakta. Temel sebep olarak, ülke ekonomisinde en ufak bir iyileşme umudunun kalmamış olması gösteriliyor.

Ancak bu kez iç karışıklığa bir de dış tehdit eklenmiş durumda: ABD Başkanı Donald Trump'ın askerî harekat uyarıları, İran ile İsrail arasında 12 gün süren ve İran rejimini zayıflatan savaş sırasında ABD'nin ülkenin kilit nükleer tesisleri vurmasından yedi ay sonra geldi.

Geçmiş yıllarda İran ile Venezuela arasında kurulan hat, yaptırımlar altında ABD’ye karşı dayanışmanın bir yoluydu. Venezuela’da Trump yönetiminin Nicolas Maduro’yu devirmesiyle bu hat koparılmış oldu. Diğer yandan, Rusya ve Çin ile yakınlıkları da bu hattı ABD için daha kritik hâle getiriyordu. İran, küresel olarak bir kez daha yalnızlaştırılarak, zincirin halkaları bir bir kırılarak zincirin diğer halkalarına da mesaj veriliyor. 

Donald Trump'ın İran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi kararının Çin’i de kapsaması hâlinde ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin yeniden tırmanabileceği değerlendiriliyor. İran'ın en önemli ticaret ortaklarından olan Çin, İran'dan petrol ithal ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2024’te 13,37 milyar dolar oldu.

  • Peki, İran’daki gerginlik nasıl bu noktaya geldi, İran’ın günümüz jeopolitiğindeki konumu nedir, ekonomik göstergeler bize İran’ın geleceği hakkında neler anlatıyor ve İran rejimi çökmek üzere mi bunlara bakalım…

Elbette rejim değişiklikleri hiçbir zaman tek bir faktöre bağlı değil. Ekonomik krizin başı çektiği bir denklemde, yoksulluk ve yolsuzluk ortamında ihtişamlı bir hayat yaşayan elitler, geniş tabanlı bir muhalefet koalisyonu, tekrar eden bir direniş geleneği ve rejim değişikliğine elverişli bir uluslararası ortam gerekliliği gibi faktörleri sayabiliriz. 

İran'da son birkaç haftadır yaşananlar rejim için büyük bir kriz anlamına geliyor. İranlılar’ın öfke ve hayal kırıklığı daha önce de sokaklara taşmıştı ancak bu son patlama, ABD ve İsrail'in son iki yılda İran'a askerî bakımdan vurduğu darbelerin üstüne geldi.

Bu yazıda İran’daki ekonomik kriz, yolsuzluk, rüşvet ve geniş bir tabanın yoksulluğu üzerine odaklanacağız.

İran riyalinin değeri yıllar içinde eridi gitti

Bilindiği üzere, İran’daki gösteriler uzun süredir devam eden mali krize tepki olarak başladı. İran’da genel enflasyon yüzde 50’nin, gıda enflasyonu ise 70’in üzerinde seyrediyor. 

  • Son bir yıl içinde İran’ın para birimi, dolar karşısında yüzde 80’den fazla değer kaybetti. 1979’da bir ABD doları 70 İran riyali ederken, bugün 1,47 milyon riyal ediyor; bu da yüzde 99’dan fazla bir değer kaybı anlamına geliyor. 

İran parası artık bir değişim aracı olmaktan çok, ulusal umutsuzluğun günlük bir endeksi hâline gelmiş durumda. Üstelik geçmişteki ekonomik krizlerin aksine bu çöküş, çarşı esnafından varlıklı kesimlere ve yoksullara kadar tüm sınıfları etkileyerek toplumsal sınırları aşmış durumda.

92 milyonluk nüfusa sahip ülkede toplum, onlarca yıldır küresel finansal sistemden yalıtılmış şekilde yaşayan belki de dünyanın en büyük toplumu olarak ayakta kalma mücadelesi veriyor. Enflasyona ek olarak ülke kronik yolsuzluk, kötü yönetim ve beyin göçü sorunlarıyla da boğuşuyor. Genç İranlılar yüksek işsizlik ve eksik istihdam oranlarıyla karşı karşıya; daha ileri yaştaki kuşaklar ise emeklilik fonlarının büyük ölçüde iflas etmiş olduğunu görüyor.

İran, yıllardır devam eden uluslararası yaptırımlar, kötü yönetim, yolsuzluklarla toplumsal özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı derinlerde yatan öfke ve Batı'yla uzun süren açmazın maliyetinin neden olduğu ıstırap nedeniyle kırılmış durumda. İran gelir dağılımının en kötü olduğu ülkelerin başında geliyor.

Aslında İran’da bu son sokak eylemlerinin kıvılcımını ateşleyenin bir bankanın batışı olduğunu söylesek, yanlış olmaz. 

Bank Ayandeh’in batışı İran’ı kaosa sürükledi 

İran, çöküşün eşiğine gelen büyük bir özel bankayı devralarak ülkenin finans sistemine son on yılların en büyük müdahalelerinden birine imza attı. 2025’in sonlarına doğru rejime yakın çevreler tarafından yönetilen ve 7 milyar dolardan fazla borcu olan Bank Ayandeh, feshedilerek devlet tarafından devralındı. Bu büyük bankacılık yolsuzluğunun yükü hükümetin omuzlarına aktarıldı. 

  • Bank Melli İran (İran Merkez Bankası) yetkililerine göre, Bank Ayandeh'in Bank Melli’ye yaklaşık 5.000 trilyon riyal (4,6 milyar dolar) borcu var. Bank Ayandeh, toplam kredilerinin yüzde 97'sinden fazlasının ödemesini aksatmış durumda.

Banka isim olarak özel olsa da gerçek kişiler tarafından değil, siyasi bağlantıları aracılığıyla denetimi ve hesap verebilirliği engelleyen rejim yetkilileri tarafından kontrol ediliyor. Bank Ayandeh’in kurucusu olan etkili Ansari ailesi, uzun zamandır politikacılar ve analistler tarafından mevduat sahiplerinin parasını spekülatif girişimlere ve bağlı şirketlere aktarmakla suçlanıyor. Aynı zamanda İngiltere, bankanın sahibi Aliakbar Ansari’yi "İran Devrim Muhafızları'nın faaliyetlerine mali destek sağlama rolü" nedeniyle yaptırım listesine aldığını açıklamıştı.

İran haber ajansı Tasnim'e göre, Ayandeh'in kredilerinin yüzde 40-44'ü bankanın kendi iştiraklerine gitti. Bankanın en büyük projesi, Ortadoğu'nun en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Tahran'daki İran Mall'un inşasıydı. İran Merkez Bankası’na göre, batık kredilerin miktarı en az 1.400 trilyon riyal (1,3 milyar dolar) civarında. 

Analistler, bu kredilerin çoğunun ya teminatsız ya da aşırı değerlenmiş varlıklar karşılığında verildiğini söylüyor. Analistlere göre, İran'ın finans sektörü uzun zamandır düşük sermaye gereksinimlerine ve hafif düzenlemelere sahip; bu durum bankaların batık krediler tutmasına ve bilanço uyumsuzluklarına yol açtı. ABD yaptırımları nedeniyle İran'ın küresel bankacılık ağından izole olması da sorunu daha da ağırlaştırdı.

Sonuç olarak, Bank Ayandeh'in devasa borcu hükümete kaldı ve hükümet de her zamanki gibi Merkez Bankası'ndan daha fazla borç alarak bu borcu kapatmaya çalıştı. Bu durum, daha fazla para basılmasına neden olduğu için likiditeyi artırılırken fiyatları fırlamasına sebebiyet verildi; böylece ülkedeki geniş toplum kesimleri Bank Ayandeh'in çöküşünün maliyetini kendi ceplerinden karşılamak zorunda kaldı. Bankaya bağlı varlıklara el konulmadan Bank Ayandeh'in Bank Melli ile birleştirilmesi “zararların millileştirilmesi”nden başka bir şey olmadı.

Bank Ayandeh'in faaliyete başlamasının, yolsuzluk ve çökmekte olan bankacılık sistemi üzerindeki düzenleyici denetim eksikliğinden kaynaklanan 2010’lardaki bir krizin ortasında gerçekleştiği, o dönemde İran’ın nükleer programı nedeniyle Birleşmiş Milletler yaptırımlarıyla sarsıldığı belirtiliyor. O dönemde, ülkede yarı devlet kuruluşları, askerî veya dinî vakıflarla bağlantılı yüzlerce ruhsatsız finans kurumu ülke genelinde hızla çoğaldı. 

Ayrıca, bankaların nakit çekmek için fahiş faiz oranları sundukları, çoğu zaman mevduatları geri ödemedikleri ve bunun da binlerce yatırımcının yıllarca mevduatlarını çekememesine yol açtığı ifade ediliyor. 

Devrim Muhafızları yolsuzluk denkleminin neresinde?

İran Devrim Muhafızları'nın iç muhalefeti bastırmak için düzenli olarak işkence ve çeşitli diğer insan hakları ihlallerini uyguladığı öteden beri bilinen bir gerçek. Devrim Muhafızları, doğrudan dinî lider Ayetullah Ali Hamaney'e bağlı. Görevi devlet ideolojisini ve hükümet sistemini savunmak. Silahlı 150 bin civarında askerî olduğu bilinen ve İran’ın konvansiyonel ordusuna paralel bir güç olarak faaliyet gösteren Devrim Muhafızları’nın sahip olduğu güç, sistemi her ne pahasına olursa olsun savunmak istemesini de beraberinde getiriyor.

Mevcut rejimin başta ekonomi olmak üzere ülke sorunlarına çözüm bulma kapasitesi olmadığı gibi Devrim Muhafızları’nın oluşturduğu oligarşik yapı, tüm ekonomik damarlara sirayet etmiş durumda. Devrim Muhafızları, 1979’dan bu yana askerî bir yapı olarak aynı zamanda İran İslam Devleti’nde bir güç aparatı, bir güvenlik ve istihbarat operasyonu mekanizması olmanın ötesinde rüşvet çarkını döndüren, yozlaşmanın odağında bir holding olarak da işlev kazanıyor.  

Merkez Bankası verileri, İran bankacılık sistemindeki en büyük 20 borçlu kuruluşun en az 15’inin devlet kuruluşları veya İslam Devrim Muhafızları ile bağlantılı şirketler olduğunu gösteriyor. Geri kalan beş şirketin CEO'larının da İran İslam Cumhuriyeti’ne yakın çevrelerinde iyi bağlantıları olan ve Devrim Muhafızları içinde gözde isimler olduğu ortaya çıkıyor, bu durum bu firmaların da perde arkasında Devrim Muhafızları'nın etkin kontrolü altında faaliyet gösterdiğini gösteriyor.

Sadece 2025 yılının son altı ayında ABD doları İran riyaline karşı yüzde 35 değer kazandı. Daha basit bir ifadeyle, 3,3 katrilyon riyal altı ay önce yaklaşık 4 milyar dolar değerindeyken, altı ay sonra 3 milyar dolardan daha az bir değere sahipti; bu da nihai borç alanların, yani hükümetin ve İslam Devrim Muhafızları'nın bu süreçte fiilen 1 milyar dolardan fazla kazanç sağladığı anlamına geliyor. 

  • Elbette, bu tür sorunlu yönetimsel uygulamalar ve devlet destekli bu kadar büyük ölçekli yolsuzluklar, İran İslam Cumhuriyeti'ne özgü olarak görülebilir, ancak bunun tek seferlik bir olay olmadığı belirtilirken rejimi temsil edenlerin rahatlığı ve ceza almayacaklarına yönelik güven toplumdaki gerilimi daha da artırıyor. 

Ayrıca çok sayıda rapor, Devrim Muhafızları kontrolündeki limanların ve sınır geçiş noktalarının kaçakçılık faaliyetlerine karıştığını ve küçük kargo gemilerinin askerî koruma altında gizlice faaliyet gösterdiğini kaydediyor. Gözlemciler, yakıt kaçakçılığının Devrim Muhafızları'nın bölgesel operasyonlarını ve kayıt dışı harcamalarını finanse etmeye yardımcı olduğunu, bu nedenle de kârlı ve siyasi olarak korunan bir girişim olduğunu söylüyor.

Söylenegeldiği üzere, çarşı tüccarları 1979 devriminde kilit bir rol oynamış, yıllar boyunca İran İslam Cumhuriyeti’nin temel toplumsal dayanaklarından ve ekonomik tabanlarından biri olmuştu. Ancak son on yıllarda rejim, Devrim Muhafızları Ordusu’nu servet ve gücün aktığı bir askerî ve endüstriyel holdinge dönüştürdü. 

Bu düzen yalnızca rejimin ideolojik bütünlüğünü zayıflatmakla kalmadı, aynı zamanda geleneksel tüccar sınıfını da yerinden etti ve böylece çarşıyı bir destek sütunundan bir muhalefet kaynağına dönüştürdü. Diğer yandan, bugüne kadar İran İslam Cumhuriyeti’nin çökmesini engelleyen de Devrim Muhafızları’nın sağlam duruşu oldu. Ülke çapında yıllardır süren protestolara ve İsrail’in onlarca üst düzey ismi hedef alan suikastlarına rağmen, henüz hiçbir üst düzey Devrim Muhafızları komutanı saf değiştirmiş ya da Ayetullah Hamaney’i açıkça eleştirmiş değil. Bu da sistemin yıllar içinde nasıl kemikleştiğinin bir işareti olarak ortaya çıkıyor. 

İran Devrim Muhafızları gibi kilit bir güç merkezî kanunların üstünde kaldığı ve şeffaf olmayan faaliyetlerden kâr elde etmeye devam ettiği sürece krizin çözümü pek ufukta görünmüyor. Aksine, ülkenin ekonomik sıkıntılarını daha da derinleştirerek devlet kurumlarına olan güveni daha da aşındırma tehdidi oluşturuyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR