Dünyanın en sürdürülebilir şehri: Kopenhag

“Zaman değişiyor. Eskiden hiç bu şekilde olmazdı. Ama neden şimdi bu şekilde oluyor, biliyor musun? Çünkü başka bir şey daha değişiyor: iklim”.
Dünyanın en sürdürülebilir şehri: Kopenhag

Bir anda yağmur bastırmış, elimde pusetle parkın ortasında kalmıştım. Meteoroloji merakım ve tabii ki Esmiyor sebebiyle; hava durumunu, uydu görüntülerini, basınç haritalarını takip ediyorum. Özellikle de yaşadığım ve hava hareketlerini biraz da olsun içselleşetirdiğim yer olan İstanbul’un dışındayken. Ama bu ani yağmur hiçbir şekilde tahminlerde gözükmüyordu. Kendimi bir şekilde parktaki bir çatının altına attım ve 70 küsür yıldır hayatını Kopenhag’da devam ettiren tatlı bir teyze ile yağmur üzerinden başlayan sohbet, iklim krizine geldi. Bana aynen bunu söyledi: 

“Zaman değişiyor. Eskiden hiç bu şekilde olmazdı. Ama neden şimdi bu şekilde oluyor, biliyor musun? Çünkü başka bir şey daha değişiyor: iklim”.

Esmiyor’dan sonra nereye gitsem, ne yapsam sürekli bir iklim krizi ve sürdürülebilirlik gözlüğüyle bakıyorum. Bu yazıyı yazacağım için de Kopenhag’daki 5 günde iki kat dikkatle gözlem yapmaya özen gösterdim. Daha önce de Kopenhag’da bulunmuştum, o yüzden çevreye biraz aşinalığım da vardı. 

Dikkatimi ilk çeken şey, şu anda dünyanın bir çok şehrine göre hiç bir şekilde sürdürülebilirlik, yeşil, iklim krizi pompalaması yapılmamasıydı. Billboardlarda, duvarlarda, mağaza tabelalarında, otobüslerin yanlarında hiç bir şekilde “aman efendim şöyle sürdürülebiliriz”, “yeşili seviyoruz, bunu yaptık”, “20XY yılında sıfır karbon, valla söz”, “sıfır atık bizim göbek adımız” gibi hiç bir şey yok.

Ama mesela şu haberin, artık haber değeri yok... Sürekli bu şekilde ilan ediliyor zaten.  

Nasıl ya? 

Kısa bir not: Kopenhag 2025 yılında dünyanın ilk sıfır karbon başkenti olmak istiyormuş, bunu da bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmalarda öğrendim. Hiç bir yerde buna ilişkin bir ifade yoktu. 

Aslında Kopenhag bir şekilde Esmiyor’da defalarca anlatmaya çalıştığımız bazı konuların hayata geçirildiği bir açık hava laboratuvarı gibi. 

İklim krizi ile mücadele ve sürdürülebilirliği; kişilerin / vatandaşların / paydaşların sorumluluğuna bırakmaktansa, sistemik değişiklikler ve altyapılar ile sürdürülebilirliği kovalamış ve böylece insanların hayatlarına minimal etki ederek “dünyanın en sürdürülebilir şehri” olmuş. 

X ürünü var, bu çevreye zararlı ve bunu alabilirsin; ama istersen Y ürünü var aynı işi görüyor, fiyatı 3 katı ama bunu alırsan çevreye zararlı bir şey yapmamış olursun” mantığı yok yani. Bu yaklaşım tanıdık geldi mi? Bu arada devam etmeden söyleyelim (örnek olarak), Kopenhag’da bambu bir diş fırçası, plastik olandan daha ucuz. 

Evet, biliyorum. Kopenhag oldukça zengin, sosyo-ekonomik denge ve cinsiyet eşitliği gibi konularda çok farklı bir noktada. Küçük bir şehir. Ama nüfusu yaklaşık Eskişehir kadar, hiç az değil yani. 

Aslında sürdürülebilir bir şehir yaratmak için kurgu çok basit, hiç de zor değil. 

İlk çözülmesi gereken şey ulaşım

Kopenhag’da ilkokulların bile önünde bisiklet park etme yerleri var. Öyle 10-20 tane değil. Okuldaki öğrenci adedi kadar. 2019 verilerine göre Kopenhag’da yaşayan insanların %62’si işlerine veya okullarına bisiklet ile gidiyor. Geri kalan kısmın büyük bir çoğunluğu da toplu taşıma ve araç paylaşımıyla. Toplu taşımanın ve araçların hepsi olmasa da bir kısmı elektrikli ve bu sayı git gide artıyor. 

Çözülmesi gereken ikinci nokta ise, şehir içindeki ısıtma ve soğutma sistemi,

Özellikle Kopenhag gibi kışın ısınma derdi olan bir şehirde sürdürülebilirliğe ulaşmak istiyorsanız, verimli bir ısınma sistemi şart. Bunun detaylarına girmeyelim, ama merak edenler buradan okuyabilir: 

Diğer yapılan şeyler ise enerji verimliliği olan binalar (ve eski binaların restorasyonu), yeşil alanların korunması ve “onun partisi, benim partim” saçmalıklarına bulaşmadan, “benim belediyem şunu yaptı, benim bakanlığım bunu yaptı” gibi sidik yarışına girmeden sürdürülebilirlik odağında bir ortak yönetim anlayışı

Şu ana kadar söylediklerimin hiçbiri bireylerin alması gereken kararları etkileyen, suçu ve sorumluluğu onlara yükleyen hareketler değil. Farkında mısınız? Bunların hepsi sistemik değişiklikler. Sadece bu değişiklikleri yaparak bile sürdürülebilirlik alanında inanılmaz bir ilerleme kaydetmek mümkün…

Bu arada Kopenhag sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir anda sürdürülebilir olmadı. 1973 yılında Danimarka enerji ihtiyaçları bakımından %100 oranında fosil yakıtlara dayalı bir ekonomiydi. Şu anda bu oran %20-25’lere düşmüş durumda ve giderek azalıyor. Yenilenebilir mi, değil mi bilinemeyen ama Türkiye'de yenilenebilir olarak pazarlanan hidro ise %0.1.

Danimarka’nın enerjisinin yaklaşık yarısı rüzgar santrallerinden üretiliyor. Bunu da Danimarka’nın  beş büyük şirketi yapmıyor. Hükümetin verdiği bir teşvik ile aileler tek başlarına veya içinde bulundukları toplulukla birlikte (örneğin kooperatiflerle) rüzgar tirbünleri alabiliyorlar ve bu yatırımlarını ödeyecekleri vergilerden düşebiliyorlar. 

Devlet, “parayı alayım, sonra rüzgara yatırayım” demek yerine, aradan çekilmiş oluyor. Yüzbinlerce Danimarkalı bu kooperatiflere üye ve binlerce rüzgar türbini bu şekilde kurulmuş durumda. 

Dünyanın en önemli rüzgar türbini üreticilerinden biri olan Vestas da Danimarkalı. Ama burada ana nokta: devletin vergi sistemini ve teşvik sistemini, yenilenebilir enerjilerin halk tarafından da destekleneceği bir şekilde yapılandırması ve bu konudaki teknolojik çalışmaları desteklemesi. Ve sonunda şöyle projeler ortaya çıkıyor:

Farkındaysanız şu ana kadar bahsettiğim neredeyse hiçbir şey tüketicilerin taleplerine göre şekillenen bir sistemi anlatmıyor. Veya iklim krizi ile mücadelede tüm yükü insanların omuzlarına yıkıp, onlara “senin karbon ayak izin nedir?” diye sormuyor. 

Tabii ki bu sürdürülebilir altyapı ve sistemin üstüne hygge gibi bir felsefe, minimalist tasarım ve hayat anlayışı, ortak yaşam alanlarında birbirine sonsuz saygı ile olağanüstü güven de eklendiği zaman sonuç dünyanın en sürdürülebilir şehri oluyor. Ama bilemiyorum; kültür mü sistemin değişikliklerini tetikledi, yoksa sistemli değişimler mi kültürü etkiledi?

Bu yazıda çok fazla Kopenhag’da neler yapılır, ne yenir, ne içilir diye bahsetmedik. Ya da çatısında kayak yapılabilen enerji santralinden, yıllardır nasıl bilimsel verilere dayalı ortak yönetim anlayışı ile parti marti dinlemeden işbirlikleri yaptıklarından, çok fazla çöp üretilmesine rağmen bu dezavantajı nasıl avantaja dönüştürdüklerinden, gıda marketlerindeki ekoloji tabelalarından da bahsedemedim. Ama amaç da buydu. 

Tüketicilerin statüko önyargısı var. Bireysel olarak değişmek, dönüşmek gerçekten çok zor ve hantal. Bazen sistemi değiştirmek çok daha bile kolay olabiliyor. Tabii Danimarka bu sürece 50 yıl önce, Kopenhag ise yaklaşık 30 yıl önce başlamış. Ama bu güzel örnek hakkında biraz daha meraklandıysanız sizler için güzel bir YouTube playlist hazırladık. Buradan buyrunuz: 


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

İki Şehrin Hikayesi: Kopenhag ve Doha

"Elinizden geleni yapın. Hayatı bazen boşa harcıyor olsak dahi, uğraşmaya değer" (Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi).

26 May 2022

İki Şehrin Hikayesi: Kopenhag ve Doha

YAZARLAR

Derin Altan

Esmiyorsa, bir nedeni var demeye devam ediyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR