Ekmek, Balık, İklim

Moraller yerle bir, ama umudum var. Evet hala!
Ekmek, Balık, İklim

Beni tanıyanlar bilir, yemeğe bayılırım ( fiziksel olarak yemekten, tarih ve teorisine kadar) Tanımayanlar da bilebilir, sonuçta 20liğin ilk bülteninde etli sarmaya olan aşkımdan bahsetmiştim. Bugün durmadan kızarmış ekmekten bahsetmemin nedeni midemin biraz rahatsız olması. Tüm günümü harika olan çay, kızarmış ekmek ve beyaz peynir üçlüsü ile haşır neşir olarak geçirdim — pardon yalan olmasın akşam da haşlanmış patates ve yoğurt yedim. 

Sonra da aklıma arkadaşımın babası ile yaptığımız bir konuşma geldi. Kısaca bize doğanın, toprağın, direk bağından koparıp yediğimiz muhteşem kokan domateslerin, taze balıkların değerini bilmemiz gerektiğini çünkü dünyanın durumunun iyi olmadığını söylüyordu. Haklıydı da. Dünyanın kaynaklarını o kadar çabuk ve sürdürülebilirlikten uzak bir şekilde tüketiyoruz, her şeyi bozuyor ve kirletiyoruz ki gerçekten doğadan, tazelikten uzaklaşmamız çok yakın. 

Üç gün önce Alaçatı’da arkadaşımı ziyaret ettiğim için ailesi ile MA Urla’ya gitme şansını yakalayıp sultanlar gibi harika deniz ürünleri yedikten sonra bu konuşma zihnimde yankılanmaya başladı. Düşünsenize İstanbul'da çoğu kişi şu an müsilaj nedeniyle balık ve midye gibi deniz ürünleri tüketmiyor. Haziran ayında CNN Türk’e konuşan İstanbul Su Ürünleri Kooperatifi Birliği Başkanı Erdoğan Kartal, ocak ayından beri balıkçıların avlanma oranının %80-90 gerilediğini paylaştı. İnsanlar Marmara Denizi’nden çıkan balıklardansa Karadenizi tercih ediyorlar. 

Böyle haberler görüp, umutsuzluğa kapılmamak imkansız. Özellikle genç nesil olarak, elimize bırakılan dünyanın bu durumda olması çok moral bozucu. American Psychiatric Association’un Ekim 2020’de çıkardığı bir rapora göre anketlerini yanıtlayan 18-23 yaşındakilerin %67’si, 24-39 yaşındakilerin de %63’ü iklim değişikliğinin ruhsal sağlıklarına etkileri konusunda kaygılı. “Climate Anxiety” ya da eko-anksiyete, gençlerin iklim krizi nedeniyle duydukları korku ve umutsuzluk ile ilintili. İngiltere’de öğrencilere ruhsal sağlık hizmetleri sunan organizasyon Place2Be, öğrencilerin eko-anksiyetesinin giderek arttığını paylaşıyor. Bu kaygıyı tetikleyen faktörlerden biri de büyük firmaların ve devletlerin yeterince hızlı ve etkili davranmaması. 

Daha önceki bültenlerde paylaştığım gibi, devletler bu sorunu çözmek için gerekli yasaları çıkarmadan, sorunu ciddiye almadan gerçek bir değişim çok zor. Üniversitede aldığım Reform ve Devrimler adlı dersimde Top-Down ve Bottom-Up Revolutions diye iki kavram olduğundan bahsetmiştik, yani yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı devrimler — buna belki klasik hiyerarşik ve ters hiyerarşik de diyebileceğimizi öğrendim ama tam türkçe karşılığını gerçekten bilmiyorum, hocamın yalancısıyım. Top-Down, daha yüksek sınıflardan liderlerin başlattığı ve toplumu etkilediği devrimler oluyor, mesela Küba Devrimi. Bottom-Up ise toplum tarafından yapılan ve yavaşça yukarıya, üst sınıflara ulaşan türde bir devrim, mesela Fransız Devrimi ya da Rus Devrimi (1905).

Neden bundan bahsediyorum?

Çünkü bence şu ana kadar iklim krizini ele alışımız daha çok Bottom-Up. Yani insanlar ayaklanıyor, protestolar yapılıyor ama devlet tarafında, o ‘yukarı’ dediğimiz tarafın çok hareketlenmediğini görüyoruz. Demokratik toplumlar olarak, siyasetçilere iklim konusunda baskı yapmaya devam etmemiz lazım. Mesela Avrupa'da yeşil partilerin olması, başka partilerin de önemli iklim kararları alması için teşvik edici bir faktör. Dünyaya önem verdiklerini göstermeden, yeterince oy alamayacaklarını görüyorlar. Bu baskıyı ( ya da korkuyu 😅) da siyasetçilere aşılamak bizlerin elinde.

Climate Change Laws of the World dünyanın her yerinden iklim değişikliği ile ilgili kanunların bulunduğu bir veri tabanı. Burada ülkelerin kanunlarını, politikalarını ve iklim krizi karşısında savunmasızlık düzeyini gösteren Global Climate Risk Index’ini inceleyebiliyoruz. 

Mesela dünyanın en yeşil ülkesi seçilen Danimarka'nın iklim ile ilgili 11 yasası var. Bu yasalardan biri 2030 yılına kadar emisyon oranını %70 azaltmayı hedefledikleri Climate Act. Küresel emisyonu % 0.1. Türkiye’nin ise iklim ile ilgili 9 yasası var. Küresel emisyonu %0.83. 

Bir umut ışığı var! 

Avrupa Birliği 3 Temmuz’dan itibaren tek kullanımlık bardak, pipet, çatal gibi plastik ürünleri yasakladı. Nedense plastik şişeler bu yasağa dahil değil. Bu yasağın detaylarını Çevreci Geek’in 7 Temmuz bülteninden okuyabilirsiniz. Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada, tek kullanımlık ürünler tüketmek fazlasıyla ters bir mantık, o yüzden bu yasanın yürürlüğe geçmesi oldukça heyecan verici. Ancak daha gidecek çok yolumuz var ve bunu hızlıca yapmamız gerekiyor. Ruhsal ve fiziksel sağlığımız gerçekten bu sorunu ne kadar ciddiye aldığımıza bağlı.

Ayrıca Plastiksiz Temmuz devam ediyor! Bu işler ya hep ya hiç olarak işlemiyor. Elinizden geleni yapın, aklınızın ucunda ‘çevreye nasıl iyi davranabilirim, atıklarımı nasıl azaltabilirim?’ soruları bulunsun. 

🌿Bugün dışarı çıkın ve bir ağaca sarılın, çimlere çıplak ayaklarınızla basın, derin bir nefes alın. Umarım bu basit zevklerden asla yoksun kalmayız. 🌿

Görsel: Hiller Goodspeed

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Kızarmış Ekmekli Bülten

Balık, İklim ve Gizem Coşkun

08 Tem 2021

Kızarmış Ekmekli Bülten

YAZARLAR

Yasmin Güleç

Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR