
Hepimizin malumu olduğu üzere Orta Doğu’nun kanayan yaralarından Filistin, bu aralar yine şiddetle kanamaya devam ediyor. Dinler ve halkların çok ötesinde kirli siyasi bir şiddet olduğu aşikar bu insanlık ayıbının biteceği umudunu yitirmek istemezken görüp duyduklarımızdan utanmaya devam ediyoruz. Ben de Filistin’e en iyi bildiğim şey olan müzik ile bir selam/omuz vermek istiyorum buradan. Çeşitli kayıt ve araştırmalardan bulabildiğim ve öğrendiğim kadarıyla gelenekselden günümüzde Filistin’in ses çevresini anlatmaya çalışacağım.
Ulus devletlerin olmadığı dönemlerde farklı grupların iç içe yaşamasıyla oluşan bir müzikal kültürü günümüzdeki ülke isimlerine göre sınıflandırmayı çok da doğru bulmuyorum. Yüzyıllar boyunca birlikte büyüyüp gelişmiş bir dağarcık ve aktarımı siyasi sınırlara sığdırmak güç. Keza Filistin’in müzikleri de şüphesiz ki içinde bulunduğu coğrafya ile bu coğrafyanın bitmek bilmeyen siyasi ve toplumsal karmaşasından bağımsız düşünülemez. Orta Doğu’nun iç içe geçmiş kültürlerinin zenginliğinin yanı sıra sürekli kaynayan siyasi kazanının yarattığı tansiyon Filistinli müzisyenleri her daim çok etkilemiş.
Filistin’in geleneksel halk müzikleri; Orta Doğu coğrafyasının Arap, Yahudi ve Levant topluluklarının hepsinden etkileşimler içeren geniş bir kültür ve repertuar. Örneğin; “dabke” olarak bilinen ve halay benzeri bir dans ile birlikte var olan müzik türü, Akdeniz kıyısındaki diğer Levant ülkelerde de görülüyor ve muhtemelen civardaki halay benzeri oyunların farklı bir varyasyonu.
Geleneksel müziklerin neredeyse tamamında makamsal yürüyüşleri duyabilirsiniz. Bunda İslam’ın yanı sıra (malum Kuran ve Ezan gibi unsurlar kendine has makamsal söylenme biçimleri içerir), konumsal olarak Mezopotamya ile Mısır arasındaki bir geçiş yolu olmasının etkisi büyük. Haliyle karakteristik enstrümanlardan birinin ud olması da kaçılmaz olmuş yine coğrafya gereği. Günümüzde Lübnan, İsrail, Ürdün, Suriye gibi pek çok ülkeden ud sanatçısı görebiliyoruz geleneksel müzik repertuarı icra eden. Mesela Filistin kökenli “Le Trio Joubran” da bunlardan birisi ve tüm dünyada da tanınan önemli örneklerden.
Tüm armonik ve ritmik zenginliğine rağmen maalesef Filistin ve yakın coğrafyalarında gelişen müzikal kültürün bir handikapı var: yazıyla aktarılmıyor. Yani notasyon üstüne kurulu değil; hem repertuar hem de öğrenme kulaktan aktarım yoluyla oluyor, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi. Bunun “handikap” olarak adlandırdığım yönü de şu: geçmişi sadece bize aktarılan şekilde ve aktarılıp günümüze ulaşabildiği kadarıyla tanıyabiliyoruz. O yüzden kayda alınmamış dönemlerle ilgili materyaller biraz kısıtlı.
Smithsonian Folkways tarafından yayınlanan 1959 tarihli albüm, çeşitli seremoni ve dini ritüellerde çalıp söylenen parçaları bir araya getiren önemli bir arşiv çalışması. İsrail Antropoloji Enstitüsü’nün Folk Müzik Departmanı tarafından yapılan kayıtlarda (bu enstitü önceleri Filistin Folklor ve Etnoloji Enstitüsü imiş albümün kartonetindeki bilgiye göre), Filistin’de yaşayan farklı etnik gruplardan parçalar derlenmiş. Albümde İbranice şarkıların yanı sıra Kuran’dan parçalar ve Buhara Yahudileri’nden sözlü eserler de yer alıyor. Meraklısı buradan dinleyebilir ve buradan da albüm notlarına erişebilir.
Ve 20. yüzyılın ikinci yarısına geldiğimizde artık daha çok kayıtlı materyal bulabiliyoruz. Fakat bu dönemde üretilen müziklerin temaları ise biraz daha politikleşiyor. Zira, Nakba ve sonrasındaki işgal dönemleri, Filistin kökenli pek çok müzisyenin başka ülkelere göç etmesine yol açıyor. (Nakba demişken Mor ve Ötesi’nin bu enfes parçasını eklemeden duramayacağım.) Bu yüzden Avrupa ülkeleri veya komşu ülkelerde hayatlarını sürdüren müzisyenler ise dönemin pop, rock, elektronik gibi global akımlarıyla etkileşirken sosyopolitik söylemleri de içeriklerine dahil ediyorlar. Tabii memleketlerinin makamsal ve ritmik formları da bir şekilde bu yeni türler içinde kendilerine alan yaratmayı başarıyor. Protest müziğin süreç içerisinde folk rock veya akustik başlayıp zamanla rock, metal, hiphop ve elektronik gibi formlara büründüğünü görüp duyuyoruz. Günümüzde Filistin dışında gelişen Filistin kökenli müziklerin ne kadar çeşitlendiğini bir sonraki bölümdeki çalma listesinde duyabilirsiniz. Bu yazıyı da Filistin ve direnişin sembol parçalarından biriyle noktalamak isterim. Yine Filistinli müzisyen Emel Mahltlouti’nin İspanyol şarkı “Naci en Alamo” uyarlaması “Naci en Palestine”
“naci en Palestina / Filistin’de doğdum
no tengo lugar / yerim yok
y no tengo paisaje / toprağım yok
yo menos tengo patria / yurdum yok”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Turna Ezgi Toros
Sesli Düşünme Kanalı

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR







