Gevende: Dengesiz delilerle 'Ağlaya Ağlaya' 20 yıl

Bazı grupların görünmeyen ama capcanlı bir hayalet ruhu olduğu gibi dinleyicilerinin de tanımsız bir kolektif kültü var. Kült küçük olabilir, külttekiler birbirini tanımayabilir ama kendini bilir, bir de kabileden olanı gözünden anlar. Veya dansından.
Gevende: Dengesiz delilerle 'Ağlaya Ağlaya' 20 yıl

21 Ocak - Domestos
Domestos ile birlikte

Efsanevi Domestos ejderhası İstanbul semalarında görüldü Geçtiğimiz günlerde Taksim’de, Atatürk Kültür Merkezi önünde beliren gizemli dev yumurtadan Domestos ’un ejderhası çıktı. Peki ya ejderhanın ilk durağı neresi oldu? Neler oldu? Yoğun kıvamlı formülüyle mikropların %99.99’unu yok eden Domestos ’un ejderhası Kız Kulesi ’ne kondu. Durdurulamaz gücüyle evlerin her köşesinde maksimum hijyen sağlayan Domestos , son reklam filminde mikroplara kaçacak yer bırakmayan ejderhaya yer verdi. İstanbul’un en merkezi ve kalabalık yerlerinden biri olan Üsküdar sahilinden Kız Kulesi’ne doğru havalanan ejderhayla Cemal Can Canseven, Yılmaz Sisters, İpek Yazıcı gibi yakından takip edilen isimlerin vlog 'larında karşılaşmış olabilir; Atatürk Kültür Merkezi önünde ilk defa karşımıza çıkan ejderha yumurtasının gizemini ilk siz çözmüş olabilirsiniz. Domestos ’un efsanevi gücüyle mikroplara kaçacak yer yok.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Hemen ardına, ölecek gibi
Uzuyor boyum, ha bire
Her bir gece, süzüyor beni
Kaç kişi gitmiş, benden diye
Ağlaya ağlaya, sarhoş gibiydim
Ağlaya ağlaya         
       
-- “Ağlaya Ağlaya”, Gevende (Kırınardı, 2017)

Türkiye ziyadesiyle ilginç bir ülke. Dünyada bir eşi yok, benzeri de var mı uzun uzadıya tartışılır. Pek çok alanda kendine has dengeleri, gerçekleri, duyguları olan bir yerdeyiz. Bir ülkeye karakterini veren sadece toplumu değil elbet; coğrafyası, taşı, toprağı, havası, suyu, tarihi ve tabii ki ortak sevinçleri ve travmalarıyla derinleşmiş toplumsal hafızası. Bu bakımdan Türkiye’nin 100 yıllık cumhuriyeti ve eğreti demokrasi deneylerine yaslanan ulusal kültürü, türlü çuvallamalarla yamalı ve yaralı olduğu gibi muazzam zenginlikler ve mücevherle de dolu. Bu hazinelere örnek gösterebileceğimiz alanlar çok fazla ama bu yazının ele alacağı alan müzik.

Müzik diyerek engin bir deryayı, sayısız sanatçıyı, koskoca bir yaratıcı külliyatı, devasa bir repertuvarı bir kelimeye sıkıştırmaktan ziyade, geçen hafta düzenlenen bir konserin düşündürdüklerinden yola çıkmak isterim. Fazla tanınmayan, tanıyan ve bilenlerin bir kısmınca çok sevilen, sevenleri tarafından tapılırcasına teveccüh gören Gevende grubunun 20. yıl konserinden bahsediyorum. Yurt dışında bulunduğumdan konsere gidemedim ancak sosyal medyada ve internette konserle ilgili okuduklarım, duyduklarım, gördüklerim, ayrıca müzik sevgisine ve bilgisine çok güvendiğim Selin Altan’ın blog yazısında okuyup kendisinden bizzat dinlediklerim beni konsere gitmiş gibi hissettirmeye ve olan biteni anlayabilmeme yetti.

Gevende epeydir birarada olan bir grup. Eskişehir’de kurulduktan iki sene sonra İstanbul’da Roxy Müzik Günleri yarışmasını kazanan, ertesi sene ilk albümünü yayınlamasının ardından İran, Pakistan, Hindistan ve Nepal’i kapsayan bir aylık bir “kafa yolculuğu”na çıkan grup, akraba tınıların elçisi birçok başka grupla çağdaş ve akıldaş. Tanımsız ama birbirini bilen bir kabilenin müzik dairesi başkanlarından aklıma ilk gelenler arasında Nekropsi, Kesmeşeker, Ayyuka, Replikas, Kırıka, Dandadadan ve Peyk’i sayabiliriz. Bu grupların görünmeyen ama capcanlı bir hayalet ruhu olduğu gibi dinleyicilerinin de tanımsız bir kolektif kültü var. Kült küçük olabilir, külttekiler birbirini tanımayabilir ama kendini bilir, bir de kabileden olanı gözünden anlar. Veya dansından.

Yer aldıkları 50'nin üzerinde saygın uluslararası festival konseri ve turne haricinde Gevende, grup olarak fazla üretken ve göz önünde olmayabilir ama üyelerinin hepsi teker teker hatırı sayılır, mahir ve çok yönlü müzisyenler. Özellikle grubun kurucusu, lideri ve solisti Ahmet Kenan Bilgiç takdire şayan nitelikte ve nicelikte projelere, dizi ve film müziklerine imza atan, yaratan, üreten bir “müzisyen müzisyeni”. Bununla kastettiğim, kendi ismi popüler kültürün temel taşlarından biri hâline gelmemiş olsa da, büyüğünden küçüğüne, güçlüsünden tıfılına, tecrübelisinden toyuna, müzikle ve etrafındaki yaratıcı sanatlarla iştigal eden isimlerin çoğunun tanıdığı, sevdiği ve saydığı bir sanatçı olması. Bunun hakikisi nadir rastlanan bir durumdur. Sahtesineyse, özellikle bu çağda ve sosyal medyanın haşarı fasaryasında bolca rastlanır.

Grubun 20. yıl konserinde 3 bine yakın insanı Zorlu PSM’ye çekebilmesi yukardaki nedenlerden ötürü şaşırtıcı değil. Gevende gibi grupların dinleyicileriyle kurdukları bağ, günümüzün çok hareketli ve talep gören canlı müzik sektörünün dinamikleriyle birleşince, koca koca salonların biletlerinin tükenmesine, insanların biraraya gelerek duygudaşlıkla fiziksel ve ruhsal bir bütünleşme yaşamalarına ve bunu başka birçok sosyal deneyime tercih etmelerine kapı açılıyor. İnsana ve hayata dair her şeyi doğrudan ve dolaylı yollardan çürüttüğüne ve dünyayı daha az yaşanılır bir yer hâline getirdiğine inandığım sosyal medyanın belki de en ölçülebilir ve ayrıştırılabilir faydası bu alanda oldu: Konser mekanları, festivaller, organizatörler, muhtelif tedarikçiler, sanatçılar ve nihayetinde “canlı” müzik kurtuldu. Kurtulmakla kalmadı, her zamankinden fazla rağbet ve talep gören bir şeye dönüştü. Zuckerberg’in buğulu camdan gözleri oradan öylece bakıyor şimdi, biz de ona bakar ve düşünürken, her lanet nimetiyle gelir diye. 

Gevende’ninki 20. yıl konseriydi ama aslında bu ismi 2003 yılında almışlardı. Öncesinde başka bir isimle var olan grubun temelleri ise 2000 senesinde atılmıştı. İlk albümleri Ev 2006 yılında yayınlandı. Grubun dikkat çekici ismini ilk duyduğumda nerede olduğumu ve ne yaptığımı çok iyi hatırlıyorum: Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde verecekleri turne konseri için mor ve ötesi’yle birlikte Trabzon’a doğru yola çıkmıştık. Romantik bir edayla Karadeniz’i seyrediyordum ama aslında sahneye birkaç saat kalmış olmasına rağmen hâlâ ödenmeyen konser ücretini düşünmekten kendimi alamıyordum. Büyük bir stres altındaydım. “Gevende mi… Ne biçim isimdi o öyle?"

Wikipedia’ya göre ismi Kürtçe “düğün şarkıcısı” demek olan grup, merak uyandıran albüm (Sen Balık Değilsin Ki, Kırınardı) ve şarkı isimleriyle (Gözağrı, Beboyi Yerki) olduğu kadar, sıradışı besteleri, keman, trompet gibi az rastlanan aletleri içeren enstrüman dizilimi, komplike düzenlemeleri, anarşik caz-folk tınıları, kısmen Türkçe kısmen de Ahmet Kenan Bilgiççe yazılmış sözleriyle de garipti; ilgi çekiciydi ve tuhafları kendine çekiyordu. Zaten böyle olur ya bu işler; bir deli kuyuya bir taş atar, taşın yolundan tüm benzer akıllı deliler o kuyuya dalar, orada birbirini bulur, kendi yankı odalarını kurar, aşina ruhların fiziksel ve ruhsal salınımlarıyla tarifsiz deneyimler yaşarlar. Kabile kendiliğinden kurulmuştur.

Yukarıda Ahmet Kenan Bilgiççe derken söylemek istediğim, Gevende’nin şarkı sözlerinin büyük bir kısmının sanırım Bilgiç’in uydurduğu ve bilinen bir dilde herhangi bir anlam ifade etmeyen (bkz. Özkan Uğur – Sude) kelimelerle yazılmış olması. Küçücük yaştan beri tutkulu bir müzik dinleyicisi olmama rağmen sözlerin önemini ve keyfini son 20 yılda tam olarak kavramaya başlamış biri olarak benimsemekte zorlandığım bir tarz olsa da, gerekçesini anlasam da anlamadığım, yaratıcı kökenini bilsem de hemfikir olmayacağım bir seçim olsa da saygı duyduğum bir ifade biçimi bu. “İnsan sesi müzikal bir enstrüman mıdır, değil midir” tartışmaları bir yana dursun, şarkıları “müzikli hikayeler” olarak dinlemek, yazılan şarkıyı ve onun anlattığını anlamak, ancak anlaşılır sözlerle olabiliyor.

Bu nedenle, Gevende’nin üç stüdyo albümü ve bir oyun müziğinden (grup ülkemizde az rastlanan bir şekilde, yerli bir oyun stüdyosu tarafından yaratılan Monochroma’nın müziklerini yazdı) mürekkep repertuvarıyla geçirdiğim zamandan sonra, sözleri anlaşılan şarkılara ağırlık verdiğim kendi Gevende albümümü derledim. Bana göre ilk albüm Ev (2006) ile ikinci albüm Sen Balık Değilsin Ki (2011) arasında kat edilen mesafe kadarı ikinci albümle son albüm Kırınardı (2017) arasında kat edilmiş. Bunun sonucunda Kırınardı, grubun en erişilebilir ve dinlenir albümü, açık ara en fazla dinlenme sayısına sahip olan Ağlaya Ağlaya ise en misafirperver şarkısı. Kırınardı albümündeyse, ilginç bir simetriyle ilk ve son ikişer şarkı kenara konduğunda albümün omurgasını oluşturan Sessiz Gibi Bir Yer, Kırınardı, Saroyan, Ağlaya Ağlaya ve Ters Okyanus'tan oluşan beşli omurga dışında ikinci albümden Kadibostan ve Sanki'yi, ilk albümden de sözlerinin tersten söylendiği iddia edilen Nayu (Uyan?) şarkısını dinleyebilir ve bu şahsına münhasır grupla ilgili epeyce fikir edinebilirsiniz. 

Bazen bir grup öyle bir öneri sunar ki size (mesela Kadibostan'ın 3:20-4:50 arası öyle bir kesit benim için) hem neye uğradığınızı şaşırır hem de nereye geldiğinizi çok iyi bilirsiniz. Oralar saf dehanın arz-ı endam ettiği tuhaf bahçelerdir. Çocuksu bir yaratı, yerden yüksek salınan bir özgür ruh vardır orada; belirli belirsiz görünüp kaybolsa da boğum boğum hissettirir kendini. Lalettayin buluşlar değildir bunlar; ele dile söze kolay, akla kalbe ruha zor hadiseler. Burada kabilenin öncü gruplarından Peyk’in Don Kafa ve Ayyuka’nın FM şarkılarını ve videolarını anmak gerektiğini hissettim.

Her şeyin büyüğüne koşarak hizmet sunmanın, büyük olana hizmet paradigmasını yeniden beslemek, zorbanın tahakkümünü yeniden var etmek olduğunu anlamayı reddeden, söylemlerini her türlü ikiyüzlülüğe siper etmeyi meşru gören popüler kültür ikonlarını her zaman müsamahasız filtrelerden geçirmeli ki optik yanılsamalar yerine işin özü ve tözü görünsün. Zira bu güzel ülkede bir gün bir şeyler adile, iyiye ve sevgiye doğru değişecekse, para ve güç sevdalı cilalı imajlıların, “mühim adamlar”la ilişki simsarlarının lambalı kürsülerinden bezirganlık yaptıkları megafonlarıyla değil, bu kabilenin sessiz bilgisinden alev alan tutkuyla ve o tutkunun kapalı salonlardan sokaklara akmasıyla değişecektir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📬 ChatGPT’nin yardımıyla yazılan ödüllü kitap

Lana Del Rey, folk müziğe doğru ilerlediğinin sinyallerini veriyor. 43. İstanbul Film Festivali restore ettirmek için Hayallerim, Aşkım ve Sen filmini seçti.

21 Oca 2024

Domestos ile birlikte
Fotoğraf: The Asahi Shimbun, The Getty Images

YAZARLAR

Can Sertoğlu

Menajer, prodüktör ve köşe yazarı. 1998’de New York’ta önce Right Track Recording kayıt stüdyosunda, ardından Atlantic Records’da çalıştı. 2019’da kurduğu Ferment Records ile müzik yapımcılığına devam eden Sertoğlu, More Management etiketiyle 2005’ten beri sanatçı menajerliği yapıyor ve çeşitli mecralarda düzenli müzik yazıları yazıyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta