‘İnsanlığı kurtarma' peşinde bir milyoner: Sam Altman ne istiyor? - 2. bölüm

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
"İnsanlık" olarak dünyanın maddi-manevi mirasını kendi aralarında paylaşma yarışına girmiş teknoloji devlerinin oyununda bizim payımıza ne düşecek? İki bölümlük dizinin ilkinde yapay zeka alanının liderlerinin alanda devrim yapacakları iddialarına ve OpenAI CEO’su Sam Altman ile aralarında “kanlı elmas madeni” yarışına dönen rekabete eğilmiştik. Bugün yapay zeka rekabetinde hırslı bir lider olarak Sam Altman'ın portresi ve insanlığı bekleyen gelecek için ipuçlarıyla devam ediyoruz.
Sam Altman gibi liderler, açıklamalarında sık sık yapay zekanın “büyük ve korkutucu” bir gelişme olduğuna değiniyorlar. İlk bölümde de bahsettiğimiz gibi Altman, zaman zaman “yapay zekanın muhtemelen dünyanın sonunu getireceğini” bile söylüyor. Bu noktada O'Reilly Media'nın kurucusu Tim O'Reilly’nin fikirleri de ilgi çekici. "Web 2.0" ve "Government as a Platform" gibi terimleri popüler kullanıma sokmasıyla hatırlayabileceğiniz, açık kaynak hareketinin öncülerinden O’Reilly, yapay zekadaki “kirli yarış” hakkında şöyle diyor:
“Eğer bundan gerçekten korkuyor olsalardı, araştırma yapmayı bırakırlardı. Bunun yerine, tekel olmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Bu yarışın içindeki karakterlerin yaptıkları, Oz Büyücüsü'nün meşhur repliğini hatırlatıyor: ‘Perdenin arkasındaki adama çok da aldırmayın.’ Regüle edilmesi gereken asıl nokta bu. Neden değişim için bu kadar hızlı hareket ediyorlar?”
Her fırsatta yapay zekanın kaçınılmazlığından ve tehlikesinden bahseden Altman'ın 2015'te ilk defa OpenAI'dan bahsettiği konferansta söylediği o cümleyi de hatırlayalım:
“Bence yapay zeka büyük olasılıkla dünyanın sonunu getirecek. Ancak bu arada ciddiye alınması gereken, makine öğrenimi üzerine yaratılmış çok büyük ve mükemmel şirketler olacak.”
OpenAI felsefesi
Kâr amacı, aslında Sam Altman’ın 2015’de ilk defa açıkladığı OpenAI felsefesinin başlangıç noktası. Bugünden bakınca, sanki Sam Altman bir koşu geleceğe gidip gelmiş, yapay zekanın yepyeni bir dönem başlattığını görerek bulunduğu ana geri dönüp bir bir attığı adımlarla OpenAI’ın yolunu açmış gibi duruyor.
Teknoloji girişimciliğinin kapılarından Stanford Üniversitesi’nde henüz 2. sınıftayken başlattığı ilk girişimi Loopt ile giren Sam Altman, kendisini bir bir yapay zeka devrimine taşıyacak yatırımlarına da daha o yıllarda başlıyor ve Y Combinator’daki başkanlığını da bugünkü servetinin taşlarını döşemek için kullanıyor.
Altman hangi startup’lara yatırım yaptı?
OpenAI’da hissesi olmayan Sam Altman, şirketin kuruluşundan sadece üç yıl sonra ilk defa Forbes’un milyarderler listesinde yer aldı. Bir şekilde hep doğru zamanda doğru yerde bulunmayı başaran Altman, yıllar içinde Silikon Vadisi’nde çok iyi bir sosyal kapital ve bağlantılar biriktirdi.
Altman, Vadi’nin başarılı liderlerinde bulunması gereken iki önemli özelliğe sahip: Çok hızlı hareket etmek ve kararlı bir şekilde yeterince risk alabiliyor olmak. Altman'ın desteklediği tüm girişimlerin kurucuları, 2022 sonlarında ChatGPT'nin yükselişinden ve üretken yapay zekaya ilginin patlamasından bu yana da giderek daha çok tanınan isimler hâline geliyorlar; girişimlerinin değerlemeleri yükseliyor. Buradan bakınca Altman’ın yaptığı yatırımlardan kişisel olarak faydalanması da kaçınılmaz oluyor.
Buna en güncel örnek belki de Humane. Eski Apple çalışanları tarafından 2018’de kurulan Humane AI, “giyilebilir AI pin” adını verdikleri asistanı bu sene tanıttı. 700 dolardan satışa çıkan, yakanızda taşıyabildiğiniz bu minik AI asistanı, ilk kullanıcılardan çok da iyi yorumlar almadı. Ancak Sam Altman, Humane’e 2020 yılından bu yana yatırım yapmaya devam ediyor. Bu yatırımının yanı sıra daha geçen hafta, ünlü Apple Tasarım Başkanı Jony Ive ile birlikte yeni bir AI asistan cihazı için 1 milyar dolarlık bir yatırım turuna da çıktı.
Sam Altman'ın servetindeki aslan payı, yakın zamanda halka açılan Reddit ve fintech unicorn’u Stripe gibi Y Combinator’da henüz kariyerinin başında desteklemeye başladığı girişimlerden geliyor. Bunları, adını gelecekte çok daha fazla duyacağımız nükleer enerji şirketi Helion ve daha uzun bir ömür vaadiyle ortaya çıkan Retro Biosciences gibi cesur girişimlere yaptığı 555 milyon dolarlık yatırımları takip ediyor. Hydrazine Capital ve Apollo Projects fonlarındaki payının da 145 milyon dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Altman'ın servetinin geri kalanı, Y Combinator fonlarındaki hisselerden, California ve Hawaii'deki yaklaşık 90 milyon dolarlık gayrimenkulden ve değeri bilinmeyen kişisel koleksiyonlarından oluşuyor.
Teknoloji medyası, liderleri ve yatırım camiası, Sam Altman'ın OpenAI'dan herhangi bir finansal avantaj elde etmemesine şüpheyle yaklaşıyorlar. OpenAI sözcüsü Hannah Wong, Forbes’a Sam Altman'ın şirketteki tek yatırımının Y Combinator aracılığıyla—dolaylı olarak tanımladığı—küçük bir meblağ olduğunu aktarıyor. OpenAI'ın tartışmalı kâr amacı gütmeyen yapısı göz önüne alındığında, böyle bir şirketin kurucu ortağının ve CEO'sunun hissesinin olmaması hiç gerçekçi gelmiyor.
Peter Thiel etkisi
Yine bir adım geriye gidersek, karşımıza Vadi’nin fırsatçılıkla eleştirilen bir başka karakteri çıkıyor: Trump kampanyasına destek vermiş ve adı Cambridge Analytica skandalına karışmış, Mark Zuckerberg’in de akıl hocası ünlü girişimci Peter Thiel.
Sam Altman, 23 yaşındayken 43 milyon dolara sattığı ilk girişimi Loopt’tan elde ettiği gelirin büyük bir kısmını, PayPal'ın kurucu ortağı ve milyarder Peter Thiel'in danışmanlığında Hydrazine Capital'e aktarıyor. New Yorker'daki 2016 profiline göre, Thiel'in ana yatırımcısı olduğu bu fonun sermayesinin %75'ini YC şirketlerine yatırdığı görülüyor.
Bu yatırımlarla Altman daha büyük mali başarılar elde etmeye başlıyor. 2014 yılında blogunda, ilk 40 yatırımından beşinin, yatırdığı sermayenin 100 katı değerine geldiğini not düşüyor. Altman'ın geçen yıl StrictlyVC etkinliğinde açıkladığı gibi, en çok kazandıran yatırımı, Y Combinator'ın ilk mezunlarından biri olan ödeme şirketi Stripe. İlk girişimi Loopt’u sattıktan sonra, yeni kurulan girişimlere nasıl yatırım yaptığını "güç yasası teorisi"yle açıklıyor.
Altman'ın en cesur yatırımları ise 2023'te Microsoft'la nükleer enerji satın alma anlaşması yaptığını açıklayan deneysel bir girişim olan Helion ve ortalama insan ömrüne 10 yıl eklemeyi hedefleyen Retro Biosciences.
Moore Yasası
Altman'ı 10 yıldan fazla süredir tanıyan LinkedIn kurucu ortaklarından Reid Hoffman, Altman’ın bireysel yatırımlarının da OpenAI'daki hedeflerine ulaşmasına yarayacağını açıkça belirtiyor. Hoffman, Sam Altman’ın geçen Kasım ayında kovulmaması için oy veren isimlerden de biriydi.
Hoffman’ın bu demeci, şirketin yapay genel zeka (AGI) misyonuyla doğrudan ilgili. Şöyle diyor:
"Sam Altman para kazanmaktan her zaman mutlu olur, ancak bunu daha yüksek bir bilinçte, OpenAI'ın başarılı olma şansını yükseltmek ve ekosistemi büyütmek için yapıyor. Bu AGI misyonunumuz için de faydalı."
Şimdi bütün bunları, Altman'ın blog makalesi "Moore'un her şeye ilişkin yasası"na bağlayalım. Ne diyordu?
"Harika bir gelecek karmaşık değil: Daha fazla zenginlik yaratmak için teknolojiye ve onu adil bir şekilde dağıtmak için yeni bir politikaya ihtiyacımız var (...) Gerekli olan her şey ucuz olacak ve herkesin bunları karşılayabilecek kadar parası olacak."
Karma kâr ve işgücü
Moore Yasası'nı "kuzey yıldızı" olarak gören Sam Altman, henüz bir sene önce ünlü podcaster Lex Fridman’a konuk oldu ve OpenAI’ı kâr amacı gütmeyen bir şirketten kâr amacı gütmeye iten sebepleri anlattı. Burada anlattığı hikaye, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak para toplamayı yeterince denemiş oldukları ve bu konuda başarısız oldukları için başka çareleri kalmaması, kapitalizmin bazı avantajlarından “çok az” yararlandıkları iddiaları üzerine kurulmuştu.
OpenAI'ın yeni Yönetim Kurulu da burada devreye girdi. Kasım ayındaki kovulma skandalından sonra, hemen bu Mart ayının başında OpenAI şirketinin eski yönetim kurulu üyeleri dağıtılarak yeni bir takım oluşturuldu. Yeni gelen üyeler oldukça tartışmalı isimlerden oluşuyordu. Kapitalizmin göbeğinden gelen, insani değerlerle çelişen karakterleri Los Angeles Times teknoloji editörü Brian Merchant tarafından da vurgulanmıştı:

Bu sene bu yeni yönetim kuruluyla kapitalizmin nimetlerinden daha fazla yararlanacağı tahmin edilen OpenAI'ın yıldız ürünü ChatGPT'nin kullanıcılarının sayısını artırdığı da görülüyor. OpenAI'ın asıl ürünü olan kurumsal yazılım ise Microsoft diğer dev teknoloji şirketleriyle ortaklıklar yapmaya devam ediyor.
Bu da bizim bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz birçok kullanım alanı ve anlaşma doğuruyor. Buna savunma sanayii anlaşmalarının da dahil olduğu biliniyor. Buradan bakınca OpenAI'ın gezegendeki herkese satacak bir yapay zeka ürünü var. Bu anlamda OpenAI ile Sam Altman’ın iş planı gayet iyi yürüyor.
Peki bunun bizim için yarattığı sorun ne seviyede ve yapay zekanın gelişimine doğrudan katkıda bulunan insanlık, bir yapay zeka şirketi liderinin karşısında kendi çıkarları için neler yapabilir? Tim O'Reilly bu soruya şunu ekliyor:
"Küçük yapay zeka firmaları şimdiden silinmeye başladı bile çünkü OpenAI ve Anthropic gibi on milyarlarca dolar sermayeye sahip, çok güçlü büyük şirketler tarafından finanse edilen sadece birkaç firma var. Ve onların en iyi şirketler olduğunu bile bilemiyoruz. Derin yatırımcılardan oluşan merkezî bir komite var."
Tüm bunlar, Elon Musk ile Sam Altman'ı çok iyi arkadaş olduğu günlerden davalık olmaya taşıyan süreci biraz olsun aydınlatıyor. Daha birkaç sene önce birbirlerine video oyunu tavsiye ederken şimdi Musk şöyle diyor:
“OpenAI adını ben verdim ve bunu da açık kaynaklı olduğu için önermiştim. Ama şu an kapalı bir kaynağa dönüştü, bu yüzden ismi değiştirilmeli ve aynen şöyle olmalı: Maksimum Kâr için Süper Kapalı Kaynak.”
Güç gaspı
Elon Musk farkında ki Nvidia, Open AI, Microsoft ve Google geleceğimizi değiştirecek bu teknolojinin kontrolünü ele geçirmek istiyorlar. Bu noktada bu şirketlerin liderlerinin, bu değişimin insanlığın yararına olduğunu söylemeleri soyut bir değer önerisinden öteye gidemiyor.
Gerçekte ne yaptıklarını bilmemiz ve anlamamız ise çok daha fazla önem kazanıyor. İnternetin doğuşu ya da Web 2.0'a geçişin, bilişsel devrimin gerçekleşmesiyle gelen modern internetin toplumlara ciddi faydası oldu, ancak bütün bunlar dev şirketler ve kâr güdüsü tarafından çok hızlı bir şekilde mahvedildi. Bu güç gaspının etkilerini şimdiden hissetmeye başladık.
Yapay zeka için kullanılan çiplerin ana üreticisi olan Nvidia özellikle sağlık alanındaki yapay zeka robotik şirketlerine yaptığı büyük yatırımlarla dikkat çekiyor. Zaten kurucusu Huang da geçen ay Wired’a verdiği röportajda robotik devrimin çok yakın olduğunu anlatıyor.
Şirketler iş görüşmeleri için yapay zeka kullanmaya ve adayları pek de adil olmayan şekillerde seçmeye başladılar. İnterneti kullanılamaz hâle getiren bir ton çöp içerik ortaya çıkıyor. Yapay zeka artık kendi kendine LinkedIn yorumları üretmeye başladı. Bir konu hakkında söyleyecek bir şeyiniz yoksa bile sizi konuşmaya, dahil olmaya amaçsızca ve kolayca davet eden bir sisteme sürüklenmiş durumdayız.
Peki bu konuda ne yapacağız? Sam Altman, Moore Yasası makalesinde şöyle diyor:
"Kötü insanlar vardır, ancak tüm insanlar birbirleri kadar güçlüdür ve iyi insanlar kötü insanları durdurmak için biraraya gelirler. Şimdiye kadar tüm tarih boyunca bu böyle olmuştur."
Şu an içinde bulunduğumuz bu hiper hızlı çağ, yazan kişi hakkında pozitif düşüncelere sebep olabilecek bu tür söylemlere karşı daha şüpheci olmamızı gerektiriyor.
Bu büyük teknoloji dönüşümü, şimdilik sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen teknoloji liderlerinden başka kimseye fayda sağlamamış gibi görünüyor. Yapay zeka teknolojisinin, insanlığın daha önce başardığı her şey hakkında eğitilmeden var olamayacağını hepimizin idrak etmemiz, gelecekte ortak amaçlarda birleşebilmemiz için önem taşıyor.
Yüksek bilinçli yapay zeka AGI’ın kendine ait çok zeki araçlar geliştirmeye oldukça yakın olması; nükleer enerji kaynaklarına, robotik ve çip teknolojisine yapılan devasa yatırımlar, insan emeğinin düşecek maliyetiyle ilgili politik ve ekonomik korku senaryoları ile gelecekteki güç gaspı kavgasının büyüme olasılığı artıyor.
Sam Altman gibi liderler bunu kendi çıkarları için kullanmaktan çekinmeyen cüretkar bir cesaret gösteriyorsa da tüm insanlığın emeği üzerine inşa edilen bu büyük teknolojiden tüm insanlığın faydalanması gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
YAZARLAR

Çiğdem Öztabak
İletişimci. Pirix.co kurucusu.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?




