İnternet öldü mü?

Ölü internet teorisi, internetin artık ağırlıklı olarak otomasyon yoluyla üretilen içeriklerden oluştuğunu savunuyor. Uzmanlar ise giderek çok daha güçlü hâle gelen bu dominasyonun, “gerçek” dediğimiz olguyu değiştirme potansiyeli taşıdığına işaret ediyor.
İnternet öldü mü?

Google’a “cute monkey”, yani “sevimli maymun” yazdığınızda çıkan ilk 20 görselden yalnızca 4’ünün gerçek bir maymun görseli olduğunu görüyorsunuz. Google’a “sevimli maymun” yazıp da gerçek bir maymun görüntüsüne ulaşamamak, başlı başına bir problem. Elbette gerçeği nasıl tanımladığınıza göre değişir bu... Kötü haber şu ki bu problem, bir tesadüften ibaret değil. Esasında bunun bir sebebi var. 

Rakamlar: Amazon Web Services (AWS) araştırmacıları tarafından bu yıl yayımlanan bir çalışmaya göre internetteki içeriklerin %57’si, yani yarısından fazlası yapay zeka üretimi. Üstelik bu oran, devasa bir hızla büyümeye devam ediyor. Europol’un 2022 yılında yayımladığı başka bir raporda da uzmanlar, 2026 yılına kadar çevrimiçi platformlarda yapay zeka kullanılarak üretilen sentetik içeriklerin oranının %90’a ulaşacağını öngörüyor.

Bu sentetik içerikler, yalnızca yapay zekayla üretilmiyor. Derbi ve siyasi seçim gibi geniş çaplı toplumsal olaylarda sosyal medyanın altını üstüne getiren bot hesaplar da sentetik içeriklerin sayısındaki artışa tuz biber ekiyor. 

Ölü internet teorisi: İnternetin yakalandığı bu hastalığın adı ise “ölü internet.” Bu teori, internetin artık ağırlıklı olarak bot faaliyetleri, algoritmalar ve otomasyon yoluyla üretilen içeriklerden oluştuğuna ve hatta bu içeriklerin sayısının gerçek insanlar tarafından üretilen organik içeriklerin sayısını aştığına işaret ediyor. 

Esasında söz konusu teori, yapay zekanın bu denli avucumuzun içinde olmadığı bir dönemde ortaya atılmadı. Fakat yapay zekanın yükselişi, bu süreci giderek artan bir ivmede hızlandırıyor. Yapay zeka hayatımıza girmeden önce belki de “İyi bilirdik” naifliğinde anabileceğimiz internet, her geçen gün gözümüzün önünde çok daha farklı bir noktaya evriliyor. 

Bir adım geriden: İlkel internetin doğuşu çok daha eski dönemlere dayanıyor olsa da bildiğimiz anlamda internetin doğuşunu 1989’da icat edilen World Wide Web’e (www) dayandırabiliriz. O dönemde Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) çalışan bilgisayar programcısı Tim Berners-Lee, bu teknolojiyi HTML olarak tanımladığı bilgisayar dilini geliştirerek oluşturdu ve CERN’deki fizikçilerin araştırma sonuçlarını paylaşabilmesi için 1989'da kullanıma açtı.

İnternet, 1991 yılında halka açılsa da günlük olarak kullanılabilen ilk web sitelerinin ortaya çıkması 1993 yılını buldu. O dönemlerde internet; statik HTML sayfaları, dosya sistemlerinden sunulan içerikler ve belirgin çerçeveli sayfa tasarımlarıyla doluydu. Web siteleri, oldukça statik ve sosyal etkileşim açısından sınırlıydı. Bu dönem, 2004 yılına kadar sürdü ve geriye dönüp bakıldığında "Web 1.0" olarak adlandırıldı. 

Web 2.0: 2004 yılından sonra yaşanan teknik ilerlemeler ise Web 2.0’ı ortaya çıkardı. Web 2.0 terimi, esasında ilk olarak 1999 yılında Darcy DiNucci tarafından Fragmented Future başlıklı bir makalede kullanıldı. Fakat terim, 2002-2004 yılları arasında popüler hâle geldi ve teknolojik gelişmeler, DiNucci’nin işaret ettiği kehaneti bir gerçeklik hâline getirdi. 

Web 2.0, kullanıcıların yalnızca içerikleri tüketmeyi bırakıp üretilen içeriklere katkı sağladığı ve içerik üreticisi hâline geldiği bir ortam yarattı. Öncesinde internet kullanımı, daha çok hâlihazırda sınırlı sayıda kişi tarafından ağa yüklenen bilgilerin tüketimiyle sınırlıydı. Web 2.0 ise içerik üretimini belirli bir grubun tekelinden çıkarıp herkesin erişimine açtı. 

Yani bu dönemde internet, sadece bilgi tüketilen bir araç olmaktan çıkıp kullanıcıların içeriğe katkıda bulunduğu, içerik ürettiği ve etkileşim kurduğu bir ekosistem hâline geldi. 

Mobil cihazlar bu ekosistemin içine doğdu

Mobil cihazlar ve sosyal medya platformları ise tam olarak böyle bir ekosistemin içine doğdu. Bildiğimiz anlamda internetin doğuşundaki ideal, herkesin bilgi üretebildiği ve üretilen içeriğe katkı sağlayabildiği bir ortam yaratmaktı. Fakat Apple, Meta ve Google gibi büyük teknoloji şirketlerinin tekeline aldığı sosyal ağlar, internetin daha büyük bir dönüşüm yaşamasına yol açtı. 

Google’ın ilk yıllarında yaşadığınız arama deneyimini bir düşünün. Arama çubuğuna bir ifade yazdığınızda ilk çıkan sonuçlar, sayfayı o ifadeye ilişkin onlarca soruyla doldurmak yerine size gerçek bir yanıt sunardı. Fakat Google’ın arama sonuçlarını sıralamak ve ilk sıraları reklamverenlere satabilmek için oluşturduğu SEO algoritmaları, bu lüksü elimizden aldı.

Benzer şekilde: Instagram’ın ilk yıllarında da anasayfa akışındaki içerikler kronolojik olarak sıralanırdı ve akışın bir sonu vardı. Şimdi ise sayfayı kaydırdığınız sürece milyonlarca içerikle karşılaşabilirsiniz. Çünkü Instagram algoritmaları, sürekli yeni bir içerikle karşılaşıp bir sonraki içeriğin ne olacağını merak ederek platformda olabildiğince uzun süre vakit geçirmenizi mümkün kılmak üzere dizayn edildi. 

Bu algoritmalar, elbette öylesine kullanıcılarda bağımlılık oluşturmayı hedeflemiyor. Esasında Instagram, bu şekilde hangi içeriğin kimin önüne düşeceğine dair kuralları çok daha bulanık hâle getiriyor ve gönderilerinin daha fazla sayıda insana ulaşmasını isteyen reklamverenleri daha çok para ödemeye teşvik ediyor. 

Ek olarak: Instagram algoritmaları, sosyal medyanın ilk yıllarında hayatımızda olmayan hedefli reklamları da besliyor. Böylece Google’da veya Instagram’da öylesine arattığınız bir ifade veya incelediğiniz bir sayfa, birkaç dakika sonra karşınıza bir reklam formunda çıkabiliyor. 

Yani belki de ortalık karıştığında ilk şunu düşünmemiz gerekiyor: Bu gerçekten kimin işine yarıyor? 

İnternette yaşanan devrim, kullanıcıyı da dönüştürüyor

Büyük teknoloji şirketlerinin yarattığı devrimler, yalnızca interneti değil, kullanıcıları da dönüştürüyor. Sosyal medyadaki videoların kısalmasıyla paralel biçimde kısalan dikkat süresi, bunun en büyük örneklerinden biri… Fakat internet ve kullanıcıdaki bu dönüşüm, artık beklenen kullanıcı davranışını göstermekten de bizi alıkoyuyor. Şu anda birçok kullanıcı, sosyal medyayı içerik üretmek için değil, başkalarının ürettiği içerikleri tüketmek için kullanıyor. 

Araştırma: Pew Research Center’ın 2021’de yaptığı bir anket, ABD’deki sosyal medya kullanıcılarının %70’inin politik ve toplumsal olaylarla ilgili hiç paylaşım yapmadığına ya da çok nadir paylaşım yaptığına işaret ediyor

  • İnternet kültüründe “%1 kuralı” olarak bilinen bir kural da bulunuyor. Bu teori de çevrimiçi platformlarda kullanıcıların yalnızca %1’inin içerikleri ürettiğini, %9’unun bu içeriği değiştirerek kullandığını, %99 gibi önemli bir kesimin ise sadece içerikleri tükettiğini söylüyor. 
  • 2021’de yapılan başka bir çalışma, Twitter’daki içeriklerin %97’sini yalnızca %25’lik bir kesimin ürettiğini gösteriyor. 

Neden önemli? Kullanıcılardaki bu pasifleşme, otomasyon yoluyla üretilen içeriklerin sayısının organik içerikleri geçmesinin de önünü açıyor. 

Öte yandan: Ölü internet teorisi, esasında bir komplo teorisi… Teorinin savunucuları ise bu bot hesapların ve algoritmik faaliyetlerin kasıtlı olarak tüketici veya seçmen davranışını etkilemek için kullanıldığını ileri sürüyor. İnternetin ölümü için verdikleri tarih de 2016 ya da 2017. Zira tam olarak 2016 yılında güvenlik firması Imperva tarafından yayımlanan bir rapor, internetteki bot hesapların web trafiğinin %52'sinden sorumlu olduğunu ortaya koydu. Yani o yıl bot faaliyetleri, ilk kez gerçek insanların oluşturduğu trafiği geride bıraktı.

Terime ilk olarak 2021 yılında Agora Road's Macintosh Cafe forumunda yayınlanan bir başlıkta rastlasak da “Ölü internet” kavramı, daha öncesinde de çeşitli forumlarda birkaç kez kullanıldı. 2021’de The Atlantic’te yayımlanan "Belki Kaçırdınız, Ama İnternet Beş Yıl Önce Öldü" başlıklı bir yazı ise terimi çok daha popüler hâle getirdi. 

ChatGPT etkisi: 2022’de ChatGPT’nin kullanıma sunulması ve yapay zekayı günlük hayatta kullanılabilen bir araç hâline getirmesi de “Ölü internet” teorisinin bir komplo teorisinden çok daha fazlası olmasına yol açtı. Sayıları hızla artan yapay zeka araçları, internetin çok kısa bir sürede yapay zeka üretimi yazılar, görseller ve videolarla dolup taşmasına neden oldu.

Bu durum, belki de ölü sandığımız ama aslında ağır bir hasta durumunda olan internetin ölümünü hızlandırdı. Bugün yapay zeka, sesinizi klonlamaktan resim yapmaya veya toplantı notu tutmaktan YouTube videosu hazırlamaya kadar birçok görevi yerine getirebiliyor. Yapay zekanın içerik üretiminde sağladığı muazzam hız, internetteki yapay zeka üretimi içeriklerin sayısını insan üretimi içeriklerden çok daha fazla hâle getiriyor.

İnternet nereye evriliyor? 

Uzmanlar, şimdiden bu durumun korkutucu sonuçlarını görmeye başladığımıza işaret ediyor. Siyasi seçimlerden önce sosyal ağlar, adayların ağzından çıkmayan ifadeleri söylüyormuş gibi gözüktükleri deepfake videolarla dolup taşıyor. Benzer şekilde belirli bir adayı destekleyen bir bot ordusu, X’in altını üstüne getirebiliyor. E-ticaret platformlarında bir ürün alırken incelediğimiz yorumlar da kimi zaman bot hesaplar tarafından domine ediliyor. 

Rakamlar: Amazon, 2022 yılında 200 milyon sahte yorumu sildiğini söylüyor. Bu yıl yayımlanan bir başka çalışma ise e-ticaret sitelerindeki trafiğin %65'ini kötü niyetli botların oluşturduğuna işaret ediyor. Bu botlar, yalnızca ürünlere yorum yapmıyor, aynı zamanda dolandırıcılık faaliyetleri için de kullanılıyor. Tüketicilerin %90’ının çevrimiçi alışveriş yaparken yorumları okuduğu düşünüldüğünde durum, çok daha korkunç bir hâl alıyor. 

Analistler, kötü niyetli bot trafiğinin dijital reklam sektöründe geçen yıl 80 milyar dolarlık zarara yol açtığını tahmin ediyor. Üstelik birçok kullanıcı, botlar tarafından oluşturulan ürün yorumlarını gerçek kullanıcıların yorumlarından ayıramadığını söylüyor. Zira yapay zeka, insan üretimi milyonlarca içerikten oluşan veri kümeleriyle eğitiliyor ve bu nedenle gerçek bir insan gibi davranmayı çok iyi biliyor. 

Teknoloji devlerinin payı ne? 

Yapay zeka eğitimine artık ana akım sosyal ağlar da büyük bir katkı sağlıyor. Reddit’in bu yıl OpenAI ve Google ile imzaladığı işbirliği anlaşmaları kapsamında iki şirket de Reddit’teki içeriklere gerçek zamanlı olarak erişebiliyor ve bu içerikleri yapay zeka modellerini eğitmek için kullanabiliyor. Dolayısıyla Reddit’te bir kullanıcının öylesine yaptığı bir paylaşım, bugün kolaylıkla ChatGPT veya Gemini’ın eğitim verileri arasına girebiliyor. 

Benzer şekilde: Meta da bu yıl kendi yapay zeka modellerini eğitmek için sosyal ağlarında paylaşılan herkese açık gönderi, fotoğraf ve gönderi altı yazıları kullanmaya başladı. Yakın zamanda X’in de Grok’u eğitmek için kullanıcı gönderilerini kullandığı ortaya çıktı. Yani çevrimiçi dünyada yalnızca keyif almak için yaptığımız aktiviteler, artık yapay zeka için kullanışlı bir eğitim verisine dönüştü. 

Perspektif: Sanal dünyadaki tüm etkileşimlerimizin artık net bir ücreti var. Fakat bu ücret, kullanıcılar yerine teknoloji şirketlerinden teknoloji şirketlerine gidiyor ve yapay zekayı beslemek için kullanılıyor. NVIDIA da 2030 yılına kadar yapay zeka modellerinin veri kümelerindeki sentetik veri miktarının organik veri miktarını geçeceğini öngörüyor. Bu durumun kendi ürettiği verilerden beslenerek döngüye giren ve giderek aptallaşan bir yapay zeka yaratıp yaratmayacağı henüz belirsiz... 

Net olan bir şey var ki yapay zeka üretimi içerikler ve organik içerikleri birbirinden ayırt etmek, her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Çünkü yapay zeka, etkileşimlerimiz sayesinde biz gibi davranmayı her geçen gün çok daha iyi öğreniyor. Peki bu yapay zeka üretimi içerikler çok daha iyi hâle geldiğinde karşılaştığımız bir içeriğin gerçekten bir insan mı, yoksa bir yapay zeka tarafından mı üretildiğini anlayamadığımız noktada ne yapacağız? Daha da önemlisi gerçeklik dediğimiz şey, buna paralel olarak değişecek mi? 

Editörün önerisi: Sentetik veri riskleri: Yapay zeka döngüye mi giriyor? | Quando AI, Doğa Yurduneri 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Suriye'de kadın hakları tartışmaları

HTŞ’nin kökenlerinin cihatçı örgütlere dayanıyor olması, HTŞ yönetimi altında kadınları nasıl bir geleceğin beklediğine dair endişeleri de beraberinde getiriyor.

23 Ara 2024

AA

YAZARLAR

Doğa Yurduneri

İş dünyası ve teknoloji editörü.

Quando İçgörü

Teknoloji ve bilim dünyasını şekillendiren trendlere yönelik analizler, sektörlerden içgörüler, güncel veriler ve etki yaratan raporlar.

İLGİLİ OKUMALAR