İskandinav edebiyatı Türkiye'de neden seviliyor?

Son yıllarda Türkiye kıyılarına vuran İskandinav edebiyatı dalgası, hepimizi etkisi altına aldı. Aslında bu dalga yalnızca Türkiye'yi de etkilemedi. İskandinav edebiyatı, tarihi boyunca en fazla dile tercüme edildiği ve en çok ilgi gördüğü dönemlerden birini yaşıyor. Peki bu ilginin arkasında ne var?
İskandinav edebiyatı Türkiye'de neden seviliyor?

Soğuk, gri ve karanlık sokaklar; karla kaplı, uçsuz bucaksız bir coğrafya... Hareket alanını kısıtlayarak insanı iç dünyasına yönelmeye zorlayan bir iklimin hüküm sürdüğü İskandinavya, birkaç kelimeyle böyle tarif edilebilir. Dışarıdan bakıldığında durağan görünen bu atmosferden çıkan özgün hikayelerin dünyanın dört bir yanında ilgi görmesi ise üzerinde düşünmeye değer.. Sosyo-politik yapı, tarihsel miras ve kültürel özellikler bakımından oldukça farklı olmasına rağmen, Türkiye de bu ülkelerden biri.

Zaman zaman çok satanlar listelerinde üst sıralara da çıkan İskandinav romanları, serileri ve öyküleri, Türk edebiyatseverlerin ilgisini uzun süre canlı tutabiliyor. Polisiye bulmacalar vadeden romanlar ile "içsel anlam arayışı anlatıları" diyebileceğimiz varoluşçu romanların ağırlıkta olduğu İskandinav edebiyatı, okurlara Norveç'in ormanlarından Stockholm'un caddelerine uzanan maceralar sunuyor.

İskandinavya'nın, dünyanın en yüksek gelişmişlik seviyesine sahip bölgelerinden biri olduğu tartışmasız bir gerçek. İnsani gelişmişlik ölçütlerine bakıldığında, ekonomik refahın, sosyal hakların ve demokratik kazanımların ileri düzeyde olduğu bu coğrafya, bir istikrar ve huzur örneği olarak öne çıkıyor. Peki hemen her gün binbir sorunla boğuşan Türkiye okuruna kuzey anlatıları neden çekici geliyor? İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya gibi ülkelerin edebiyatı, Türkiye’deki okurlara nasıl bir yakınlık ya da özdeşleşme imkanı sunuyor?

Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır

İskandinav edebiyatında çatışmanın temelinde ekonomik zorluklardan çok can sıkıntısının yer aldığını söyleyebiliriz. İşin ilginç tarafı ise bu romanlardaki karakterlerin ruhsal boşluklarını doldurmanın çaresini politik aktivizmde aramaları...

Bu romanlarda kasvetli atmosferler, soğuk, karanlık manzaralar, karakterlerin karmaşık yapısını ve anlatıların derinliğini ortaya çıkaran bir unsur halini alıyor. Bu metinlerde hiçbir şeyden tat alamama, kronik tatminsizlik ve bitmeyen iç sıkıntısı, anlatıların merkezinde yer alıyor. Günlük hayatın tekdüzeliği bu sıkıntıyı daha da derinleştirirken karakterlerin sıkışmışlığını ve anlam arayışını körüklüyor.

İskandinav edebiyatının en tipik temsilcilerinden Norveçli yazar Dag Solstad bu temanın ilk akla gelen isimlerinden. Mahcubiyet ve Haysiyet, Lise Öğretmeni Pedersen’in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı gibi popüler romanlarıyla tanıdığımız yazar; psikolojik analizleri, politik temaları ve varoluşçu arayışları romanlarının merkezine oturtuyor. 

Solstad'ın eserlerinde sıkça karşımıza çıkan bir tema, öğretmen ya da akademisyen karakterlerin öğrencileri ve çevrelerindeki insanlarla uyum sorunu yaşamasıdır. Bu karakterler, toplumun beklentilerine ayak uydurmanın getirdiği baskı nedeniyle hayatlarında yönlerini kaybetmiş, yalnız ve tatminsiz bireyler olarak betimlenir. Rutinden kaçma istekleri ise genellikle onları politik aktivizm gibi alanlara yönlendirir. İskandinav toplumunun bireysel bağımsızlık kültürü, bu yalnızlık ve can sıkıntısının daha belirgin hâle gelmesine katkıda bulunur ve Solstad'ın karakterlerine derinlik katar.

Norveçli yazar Karl Ove Knausgård ise İskandinav edebiyatı denince akla gelen bir diğer isim. Türkiye’de uzun süre çoksatanlar listesinde kalan Kavgam serisinde Knausgård, kendi hayatının en ince ayrıntılarını aktarırken, sık sık gündelik yaşamın anlamsızlığına, can sıkıntısına ve varoluşsal boşluğa vurgu yapıyor. Knausgård, sıradan olayları bile derin bir anlamsal boşluğun içinde sunarak, modern insanın can sıkıntısından nasıl etkilendiğini gözler önüne seriyor.

Türkçeye Hayata Röveşata Çeken Adam olarak çevrilen ve daha sonraları Ove Adında Bir Adam olarak sinemaya da uyarlanan İsveçli yazar Fredrik Backman'in eseri de büyük bir popülerlik kazanan İskandinav edebiyatı örneklerinden. Film uyarlaması sayesinde geniş kitlelere ulaşan roman, her şeyi sistematik hâle getiren İskandinav kültürünü, toplumsal kurallara sıkı sıkıya bağlı bir karakter üzerinden hicvediyor.

Suç temasının cazibesi

Türkiye’de İskandinav edebiyatının popülerleşmesinde önemli bir etken, polisiye türüne ilgi duyan ve denklem çözmeyi seven okurlar için bu eserlerin sunduğu ritmik yapı. Özellikle Nordic noir olarak adlandırılan İskandinav polisiyeleri, yalnızca kitaplarıyla değil, dizi ve film uyarlamalarıyla da geniş bir hayran kitlesi kazandı. Bu romanlar, soğuk ve karanlık İskandinav manzaralarını fon olarak kullanırken, kuzeyin bitmek bilmeyen uzun gecelerinde geçen sıradan insanların karmaşık hikayelerini etkileyici bir gerilim atmosferi içinde anlatıyor.

Jo Nesbø’nün Kardan Adam'ı, Håkan Nesser’in Barbarotti ve Camilla Läckberg’in Fjällbacka serileri gibi eserler, Türk okurlarına hem özgün bir polisiye perspektifi sunuyor hem de sürükleyici bir suç hikayesi vadediyor. Bu eserlerdeki gerilim, karakterlerin psikolojik derinlikleri ve toplumsal eleştirilerle harmanlandığında, okurlar için basit bir suç hikayesinin ötesine geçerek insan ruhunun karmaşıklığı üzerine düşünmenin bir aracı hâline geliyor.

Stieg Larsson'un Millenium serisindeki Ejderha Dövmeli Kız adlı romanı, İskandinav suç edebiyatının en ikonik eserlerinden biri. 41 ülkede rekor satış yapan kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larsson, romanın başkahramanı Lisbeth Salander aracılığıyla bireysel ve toplumsal travmaları irdeliyor. Roman boyunca Stockholm’ün soğuk, gri sokakları, toplumsal adaletsizliklerle iç içe geçmiş karanlık bir atmosferle sunuluyor.

Norveçli yazar Jo Nesbø'nün Harry Hole Serisi’nin yedinci kitabı olan Kardan Adam ise İskandinav polisiyesinin en bilinen kitaplarından. Dedektif Harry Hole'un klasik kahraman özellikleri taşımayan bir figür olarak resmedildiği; içki sorunları, ilişki problemleri yaşayan ve kendi kendini sabote eden bir anti-kahraman olarak işlendiği roman akıcılığını katilin kim olduğundan değil anlatımın verdiği gerilim ve atmosferden alıyor. Karakterin kusurlu yapısı, onu daha insani ve karmaşık biri hâline getiriyor.

İsveç polisiyesinin kraliçesi olarak bilinen Camilla Läckberg’in Fjällbacka Serisi’nin ilk kitabı Buz Prenses ise küçük bir İsveç kasabasında işlenen bir cinayeti ve bu cinayetin ardında yatan sırları konu alıyor. Sıradan bir cinayet vakası gibi başlayan kitap, aslında küçük bir kasaba üzerinden genele vararak Türkiye'de yaşayan bir insanı asla şaşırtmayacak derecede farklılaşıyor. Çocuklara yönelik cinsel istismar ve bunun üstünün örtülüşü gibi olaylar Türkiye'de haberleri takip eden okur için çok da uzak hissettirmese gerek.

Bitmeyen kış geceleri 

Dünyanın diğer coğrafyalarına kıyasla daha bireysel bir hayatın hüküm sürdüğü ve doğayla mücadelenin daha yoğun yaşandığı İskandinav coğrafyasının hikayelerindeki atmosferik ve melankolik anlatı da okurun sevdiği temalardan. 

Bu metinlerde doğa-insan çatışması, bireyin oradaki sert doğa koşullarıyla adeta bir bütünlük içinde ele alınmasıyla öne çıkıyor. Doğa, burada yalnızca bir arka plan olmaktan çıkarak karakterlerin ruh hâllerini yansıtan, yaşamlarına yön veren ve hikayenin akışını belirleyen bir unsura dönüşüyor.

İskandinav edebiyatının öncü romanlarından sayılan ve Türkçeye Melih Cevdet Anday tarafından çevrilen Tarjei Vesaas’ın Buz Sarayı adlı romanında doğanın sessizliği, insanın yalnızlık duygusunu daha da derinleştirmek için kullanılıyor örneğin. Karakterler, kışın getirdiği yoğun sessizlik ve soğuk içinde kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşiyor.

Türkiye'deki okur tarafından ilgiyle tartışılan Per Petterson'un At Çalmaya Gidiyoruz romanı ise bu türün en akılda kalıcı örneklerinden. 67 yaşında kenti arkasında bırakıp Norveç ormanlarında inzivaya çekilen bir adamı konu alan roman, Kuzeyli yazarların içe dönük anlatımından çok Latin Amerikalı yazarların zengin anlatım tarzını benimsemesiyle de farklılaşıyor. Romanın doğası, okuru melankolik bir atmosfere taşırken doğa aynı zamanda ruhsal bir yenilenme, içsel bir huzur ve kendini bulma arayışı için sığınabilecekleri bir alan olarak da sunuluyor.

Sonuç olarak refah seviyesindeki büyük farklılıklara rağmen, Türkiye ile İskandinavya arasındaki bu tematik örtüşmeler, iki coğrafyanın hikayeleri arasında güçlü bir bağlantı kurulmasına olanak tanıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

❄️ Booker Ödülü, Kuzey edebiyatı

Bu hafta İskandinav edebiyatının Türkiye'de okurlara neden bu kadar cazip geldiğinin yanıtlarını aradık.

17 Kas 2024

YAZARLAR

Uğur Ugan

Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR