İstanbul’un gazetelere haber olmayan ilk lunaparkı
Lunapark kelimesi ilk kez 1903 yılında New York'un Coney Adası'nda açılan bir eğlence parkında kullanıldı. Buradan yola çıkarak içinde devasa oyuncakların olduğu alanlara zamanla lunapark denmeye başlandı.
Lunaparklardaki oyuncaklar iki özelliği ile dikkati çekiyor. Bunlardan ilki, oyuncakların fizik kurallarını kullanarak insanın sıradan hayatında olmayan heyecanları yaşatması. Mesela dönen salıncaklardaki merkezkaç kuvveti, sıradan olmayan bir his yaratıyor. Çarpışan arabalardaki momentum, hızlı trenlerde ivmelenme, kimi oyuncaklarda serbest düşme sebebiyle insanın kendini ağırlıksız hissetmesi… Lunaparklar fizik kurallarının kullanarak insanı dünyadan koparır ve başka bir gezegende yaşam hissi verir… Belki bu sebeple ismi ay anlamına gelen “Luna”dır, bu parkların.
Aynı zamanda tam da yaşamın simülasyonudur, lunaparklar. Sürekli hareket halindeki cisimler, sadece kendini tekrar eder. Oyuncaktan indikten sonra, bunca harekete rağmen bir gıdım yol kat edilmemiştir. Bütün hafta boyunca, günde 10 saate yakın çalışan işçinin hayatı gibi, sadece zevk ve mutluluk veren hormonlar salgılaması gibi küçük bir farkla.
Hem yaşamın simülasyonu hem de dünya dışı olan bu tesislerin Türkiye’ye gelmesi için yaklaşık 30 yıl geçmesi gerekecekti.

Taksim Bahçesi’nde, 1930’lar, dans ve müzik
Taksim Bahçesi’nde lunapark projesi
Türkiye, “lunapark” kelimesiyle 12 Haziran 1929 tarihli Vakit gazetesindeki bir haberde tanışır. Habere göre, “bir Alman şirketi İstanbul'da büyük bir lunapark için Himaye-i Etfal Cemiyeti’ne (bugünkü Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü) başvurmuş, kabul edilmesi durumunda buraya bir lunapark bir milyon liraya inşa edecektir.” Sekiz ay sonra, 1930’un Şubatında haberin devamı gelir: Gazeteler “yabancı grubun bu sefer emniyete başvurduğunu, Gülhane Parkı'nda, Tepebaşı Bahçesi'nde, Taksim Bahçesi'nde birer lunapark açmayı planladığını” yazar. Grup şehirde eğlence yerleri olmadığını, büyük küçük, kadın erkek, her sınıftan halkın çeşitli şekillerde eğlenebilmesi için lunaparklara ihtiyaç duyduğunu ileri sürmekte, bunu telafi etmek istediklerini beyan etmektedir. 1931 yılının Eylül ayında lunapark açmak isteyen zattın ismi M. Richard Meinhardt’tır ve kendisinin Londra, Berlin, Viyana, Bükreş ve Washington’da lunaparklarının bulunduğu, Atina'da bir lunapark kurma çalışmalarına başladığını öğreniriz.
1938 yılına kadar Taksim Bahçesi’ne yapılması planlanan lunapark için birçok haber çıkar. Kimi haberlerde yabancı grubun Taksim’deki lunaparktan vazgeçtiği, başka bir haberde ise görüşmelerin olumlu yönde ilerlediği yazar. Belediyenin istediği aidattan, Dolmabahçe’ye inen arazinin hak sahiplerinden, arsanın eski kiracısından, tulumbalarla deniz suyu çekilip yapılacak havuzdan, tesis içindeki restoranların özelliklerine kadar her şey yazılır gazete kupürlerine… Okuyucu, hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir projenin tüm detaylarını öğrenir…
Ansızın ortaya çıkan bir lunapark
Taksim Bahçesi’nde yapılması planlanan lunapark gündemi işgal ededursun, 7 Ağustos 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir ilan dikkati çeker. İlanda yer alan ifadelerden o gün Tepebaşı Bahçesi’nde bir lunaparkın açıldığını okuruz. İlana göre, bu lunapark hem Türkiye’nin hem de İstanbul’un ilk lunaparkıdır.
Peki kim bu lunaparkın sahibi, kim bu İstanbul’da ilk lunaparkı açan girişimci? Maalesef bu soruların cevabı henüz yok.

Bugün TRT binasının ve otoparkın olduğu Tepebaşı Bahçesi, Fotoğraf Selahattin Giz
Mehmet Selahattin’in bu sayıda yayımladığız, 17 Eylül 1932 tarihli yazısı dışında bu lunapark ile ilgili gazete ilanları hariç hiçbir bilgiye rastlamıyoruz. Gazete ilanlarından bir süre sonra lunaparkın adresinin Şişhane olarak değiştirildiğini görüyoruz.
Bir diğer değişiklik ise motosiklet koşucusu. İlk olarak Billy Williams ismindeki bir motosiklet koşucusunun hünerlerini Ölüm Kulesi’nde sergilediğini, birkaç ay sonra ise İtalya’dan getirilen Italo isimli motosiklet koşucusunun Ölüm Küresi’nde heyecan dolu atraksiyonlara girdiğini okuyoruz. Motorcunu ismiyle birlikte, ölümün şekli de değişiyor...
Girişinin 6 kuruş olduğunu öğrendiğimiz ilanlarda “Amerikanvari eğlenceler” ifadesi de dikkati çeker. Bunların arasında elektrikli otomobiller, uçan sandalyeler, hediyeli nişan talimleri, sıhhi müze, mıknatıslı balık avı, halka atmalı ördek avı ve dans cambazı bulunur.
Tepebaşı'nda kurulan lunaparktan bir fotoğraf maalesef bugünlere gelmemiş.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
tepebaşı bahçesi, taksim bahçesi, lunapark, margizet entari, bir başka istanbul, richard meinhardt
06 Eyl 2022

YAZARLAR

Oğul Doğa Gökşin
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



