Müzisyenler güçlerini Help(2)'de birleştirdi: Müzik hâlâ dünyayı kurtarabilir mi?

Dünya genelinde her beş çocuktan biri silahlı çatışma altında yaşıyor. War Child Vakfı; Damon Albarn, Depeche Mode, Arctic Monkeys, Olivia Rodrigo, Fontaines D.C., Pulp, Beth Gibbons gibi yıldız müzisyenlerin yer aldığı “Help (2)” ile savaş bölgesinde yaşayan çocuklara yardım etmeyi amaçlıyor. Albümün yönetici yapımcılarından Toby L. ile müziğin günümüzdeki gücü üzerine konuştuk.
Müzisyenler güçlerini Help(2)'de birleştirdi: Müzik hâlâ dünyayı kurtarabilir mi?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

1995 yılında Oasis, Radiohead, Blur, Portishead, Massive Attack, Sinead O’Connor, Suede ve Stone Roses biraraya gelerek War Child Vakfı için Help adında bir albüm yayımlamıştı. Çalışmadan elde edilen gelir o dönem Bosna’daki savaştan etkilenen çocuklar için çalışan bir yardım kuruluşuna aktarıldı. Bu albüm yayımlandığında dünya genelindeki çocukların yaklaşık %10’u çatışmalardan etkileniyordu.

30 yıl sonra bugün dünya çok daha karanlık bir hâlde. 2024 verilerine göre yaklaşık 520 milyon çocuk yani dünya genelinde her beş çocuktan biri aktif çatışma bölgesinde yaşıyor. Bu, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek rakam. War Child, yeniden müzisyenleri biraraya getirdi ve Help (2) albümünü yayımladı.

Arctic Monkeys dört yıl aradan sonra ilk yeni şarkısını bu albüm için sunarken Depeche Mode, Olivia Rodrigo, Pulp, Fontaines D.C., Beck, Cameron Winter, Wet Leg, Foals, Kae Tempest, Nilüfer Yanya da albümde yer aldı. Portishead’den Beth Gibbons, Blur’den Damon Albarn ve Graham Coxon da projeye dahil oldu. Oasis ise geçen yıl Wembley Stadium’daki konser serisinin son gecesinde kaydedilen “Acquiesce” şarkısının özel bir canlı performans versiyonunu albümün plak formatına dahil etti.

Transgressive Records’un kurucu ortağı ve Help (2)'nin yönetici yapımcılarından Toby L ile Zoom’da buluşuyorum. Toby, albümü yapmaya nasıl karar verdiklerini şu sözlerle anlatıyor:

"2024 yılında ikinci albüm için çalışmaları başlattık. Prodüktör koltuğu için James Ford isminde hemfikir olduk. Orijinal albümün ruhunu korumak istedik. Bu sefer sadece İngiltere ve İrlanda ile sınırlı kalmayıp diğer ülkelerden de eklektik ve prestijli sanatçıları biraraya getirerek, çatışma bölgelerindeki çocuklar için bir ses yükseltmeyi hedefledik.  

Sanırım bizi bu işe iten War Child’ın çabalarına destek olmak için hissettiğimiz o duygusal mecburiyet hissiydi. Dünya gittikçe daha ürkütücü bir yer hâline geliyor. Bu yüzden War Child gibi vakıfların; gıda yardımı, rehabilitasyon, eğitim, aile birleştirme ve psikolojik destek gibi alanlarda yürüttüğü bu hayati çalışmalar çok ama çok kıymetli. Savaşın çocuklar üzerindeki o yıkıcı etkileriyle mücadele etmek gerçekten paha biçilemez bir iş.” 

Peki, albümde yer alan 20’den fazla sanatçı neye göre seçilmişti? Toby, sorumu şöyle cevaplıyor: 

James Ford, gerçek efsanelerle inanılmaz işlere imza atmış bir prodüktör. O, dostluk ilişkilerini kullanarak dünyanın dört bir yanından müzisyenin birbirleriyle çalışmasını sağladı. Genç kuşağı eskilerle biraraya getirdi.”

'Arctic Monkeys, Pulp ve Damon Albarn aynı anda kayıttaydı'

Albüm kayıtları eşzamanlı olarak Londra’daki Abbey Road Studios’ta yapıldı. Birçok önemli müzisyen aynı anda şarkılarını kaydederken onlara çocuk korosu da eşlik etti. Toby, stüdyodaki inanılmaz atmosferi şöyle hatırlıyor:

"Vakfın ilgilendiği mesele o kadar ağır ki bazen bu albümü yaparken yaşadığımız o pozitif anlardan bahsederken suçluluk duyuyorum. Çünkü orada bulunma nedenimiz çok büyük ve ciddi bir mevzuydu.

Ama otantik, anlamlı ve güzel bir albüm ortaya çıkarmaya çalışırken yaşanan o büyülü anları yansıtmamak da dürüstlük olmazdı. Özellikle Abbey Road’da, ‘İnanamıyorum, gerçekten şu an burada mıyım?’ dediğim pek çok an yaşandı.

Kayıtların o ilk üç gününde; Studio 3’te Arctic Monkeys, Fontaines D.C. ve Pulp vardı. Damon Albarn, Fontaines’den Grian Chatten, Kae Tempest, Ezra Collective’den Femi Koleoso, Gorillaz’dan Seye Adelekan, The Smiths’ten Johnny Marr, Portishead’den Adrian Utley oradaydı. Bir yanda iki farklı okuldan gelen 43 kişilik bir çocuk korosu, diğer yanda English Teacher, Black Country, New Road, Jarvis Cocker, Marika Hackman, Rosa Walton ve Nadia Kadek’in olduğu yetişkin korosu... The Libertines’den Carl Barât bile oradaydı. Sadece iki gün içinde Studio 2’de tüm bu isimler bir şarkı çıkarmak için buluştu. Çılgıncaydı ve muazzamdı. Daha sonra Foals, Young Fathers stüdyodaydı. Bir sonraki hafta ise Cameron Winter, çello sanatçısı Amy Langley ile bir şarkı yapıyordu. Olivia Rodrigo da Graham Coxon ve Ed Harcourt ile bir yaylı dörtlüsü eşliğinde Magnetic Fields’ın ‘The Book of Love’ cover’ını söylüyordu.

Abbey Road’daki atmosfer kesinlikle pozitifti; hem moral verici hem de herkesin canla başla çalıştığı bir ortamdı. En ufak bir ego savaşı yaşanmadı. Herkes sadece işini yapmaya ve bunu yaparken birbirine destek olmaya odaklanmıştı. Gerçeküstü birkaç gündü.”

'Fontaines D.C., Sinéad O’Connor’ın yazdığı politik hikayeyi bugüne taşıdı'

Help (2)'de yer alan 23 şarkıdan altısı cover. Toby, parça seçimlerinin nasıl yapıldığını anlatıyor:

"Sanatçılara şunu dedik, ‘Eğer cover yapmak istiyorsanız, tek ricamız şarkının çok kaliteli olması ve sizinle duygusal olarak gerçekten bağ kurması.’ Depeche Mode gibi çok politik şarkılar seçenler oldu. Beabadoobee, Elliott Smith’ten ‘Say Yes’i tercih etti. Olivia Rodrigo’nun ‘Book of Love’ı seçmesi gibi, çok daha kişisel ve ikili ilişkiler üzerine kurulu şarkılara yönelenler oldu. Yani temel mesele, şarkıyla gerçek bir ruhsal ve duygusal bağ kurmaktı.

Albümde en sevdiğim cover’lardan biri de Fontaines D.C.’nin seslendirdiği Sinéad O’Connor şarkısı ‘Black Boys on Mopeds’. Sinéad, 1995’teki orijinal albümde yer almıştı. Günümüzün modern bir İrlandalı grubunun onun mirasını onurlandırması ve 90’ların başında yazdığı o muazzam politik hikayeyi bugüne taşıması bence çok etkileyici bir karardı. Kısacası biz bazı şeylerin altını çizmek istedik.”


'Duygulanmanızı ve bazı şarkılarda da sarsılmanızı istiyoruz'

Toby, Sence bu politik bir albüm mü?” soruma şu yanıtı veriyor:

Albümde politik meselelere değiniliyor ama bu kayıt bir protesto albümü olduğu kadar, aynı zamanda bir sevgi albümü. İnsanların bu kaydı dinlediklerinde kendilerinden bir şeyler bulmalarını istiyorum. Eğer insanlar acı çekiyorsa Bat For Lashes’ın ‘Carried My Girl’ şarkısındaki o acıyı hissetmelerini isterim; o şarkı kalbimi paramparça ediyor. İnsanların duygulanmasını ama aynı zamanda bazı şarkılarla sarsılmasını, zorlanmasını istiyorum.

Albümün bazı kısımları oldukça ağır ve öfkeli; mesela Depeche Mode’un ‘Universal Soldier’ı, Pulp’ın ‘Begging for Change’i, Cameron Winter’ın ‘Warning’i veya Young Fathers’ın ‘Don’t Fight the Young’ı gibi... Albümde çok fazla öfke ve dışa vurulmuş bir hüsran var. Ama bir o kadar da insanı gözyaşlarına boğan anlar var; Foals’un ‘When the War is Finally Done’ı, Anna Calvi ve arkadaşlarının ‘Sunday Light’ı... Yani hem büyük bir gerilim ve dram var hem de ciddi bir duygusal boşalma.

Öte yandan albümün ilk dört şarkısı bence oldukça moral verici. Mesela Arctic Monkeys’in şarkısı tam bir ‘banger’. Sonra Damon Albarn’ın ‘Flags’ı direnç, ilişkiler ve kimlik üzerine, destansı ama çok dozunda, harika bir parça. Bir de The Last Dinner Party var ki, o da tam bir eğlenceli, Bowie tarzı gram rock havasında.

Umarım insanlar albümdeki bu farklı duygusal spektrumlarla bağ kurabilirler. Öfkeliyken de dinleyebilirsiniz, üzgünken de... Ya da sadece kulaklığınızı takıp o müzikal çeşitliliğin tadını çıkarmak istediğinizde. Müzikal olarak çok çeşitli olsa da en azından zihnimde, başından sonuna bir bütünlüğü olan, birbirine bağlı bir kayıt gibi hissettiriyor.”

'Günümüzde sanatçılar dinleyici kitlelerini küstürmemeye çalışıyor'

1985’te dünyaca ünlü yıldızları biraraya getiren “We Are the World” şarkısı ile Afrika’daki kıtlık için fon oluşturulmuştu. Aynı yıl Live Aid’in ilk yardım konserleri verildi. Müzisyenler, 80 ve 90’larda barış için cesurca konuşup politikacıları eleştiren şarkılar söyledi. Toby, “Günümüzde müziğin hâlâ dünyayı kurtarabileceğine inanıyor muyuz?” sorumu şöyle cevapladı:

"Göz önündeki isimlerin üzerindeki baskı hiç olmadığı kadar ağır. Doğru şeyi söyleyip dinleyici kitlelerini küstürmemeye dair bir baskı var. Dengeli bir duruş sergilemek gerçekten çok zorlayıcı. Yine de ortada bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Eğer kamuoyuna açık bir platformunuz varsa, dünyanın nasıl iyileşebileceğine dair pozitif mesajlar yaymanın önemli olduğuna inanıyorum. 

Hiçbir şey söylememek bir sorun; çünkü bu, sadece kendi işinizin reklamını yaptığınız anlamına gelir. Müzik tek başına dünyayı kurtaramayabilir ama insanları biraraya getirerek yarattığı o ruh, enerji, idealizm ve hikaye anlatıcılığı, işleri çok daha iyiye götürebilir. Müzik, insanları değişim için harekete geçirmenin müthiş bir yolu. Tarihe bakarsanız Fela Kuti’nin kariyeri boyunca Afrika kıtasında yaptıkları sadece dans müziğinden ibaret değildi; resmen politikaydı. Mevcut yozlaşmış hükümetleri sorguladı ve insanlara ilham oldu; dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine inandırdı. Bence müzik, eğer saf bir şekilde sunulursa, doğru niyetle ve doğru bir amaç uğruna yapılırsa bunu başarabilir.”

'Oscar ödüllü yönetmen çocukların ellerine kameraları verdi'

The Zone of Interest filminin Oscar ödüllü yönetmeni Jonathan Glazer ise albümün görsel ayağının yönetmeni olarak görev aldı. Glazer, korodaki çocuklara küçük birer kamera verdi ve sanatçıların kayıt yaptığı stüdyolara girerek onları hiçbir kısıtlama olmadan filme almalarını istedi. 

Ayrıca Glazer’ın ekibi, Ukrayna, Gazze, Yemen ve Sudan’daki yerel yapımcılarla çalışarak bu çatışma bölgelerinde sahada bulunan çocukların çektiği görüntüleri de projeye dahil etti. Böylece iki farklı perspektifin birarada görülmesini sağladı. Bu belgesel de bu yıl içinde izleyici ile buluşacak.

Öte yandan Florence + the Machine’in Lungs, Arctic Monkeys’in AM, HAIM’in Days Are Gone, Depeche Mode’un Memento Mori, Blur’un The Ballad of Darren, Fontaines DC’nin Romance albümlerinin ve Help (2)'nin prodüktörü James Ford, şarkıları oluştururken yoğun bir kemoterapi sürecindeydi. Toby, bu albümün James’e moral olduğunu da söylüyor:

"Sağlık durumu pek iyi olmasa da bu projeyle zihinsel ve duygusal bir bağ kurmak ona çok umut verdi. O hastanedeyken bile Zoom üzerinden miksler üzerinde çalıştık, sanatçılarla materyalleri tartıştık. Fiziksel olarak stüdyoda olmasa da ruhu ve emeği her an bizimleydi."

'Neler yapabileceğimize dair pozitif bir hatırlatıcı olduk'

Tüm bu ilham verici yaratıcı sürecin arkasında en üzücü kısım, ilk albümün üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen dünyada hiçbir şeyin değişmemesi ve hatta ikinci bir albüm yapmak zorunda kalmaları… Toby “Hükümetler ve politikacılar bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Bu yüzden sanatçılar ve dinleyiciler; o yozlaşmışlığın, açgözlülüğün, beceriksizliğin ve ahlaki çöküşün yarattığı boşluğu doldurmak zorunda kalıyor. Umarım bu proje, biraraya geldiğimizde neler yapabileceğimize dair yapıcı ve pozitif bir hatırlatıcı olur” diyor.

Albümü dijital platformlarda dinledikçe War Child kuruluşuna da telif hakkı olarak bağış yapmış oluyorsunuz. Ayrıca internet sitelerinde bulunan tişörtleri ya da basılı albümleri satın alarak vakfa katkı sağlıyorsunuz. Toby, War Child’ın çalışmalarına dair farkındalığın arttığını ve dışarıdan bağışların gelmeye başladığını söyledi. Kim bilir, belki bir gün müzik dünyayı kurtarır. En azından günümüzde hâlâ bunun için çabalayan müzisyenler olduğunu bilmek bile iyi hissettiriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR