Rusya-Ukrayna geriliminde dünyayı neler bekliyor?

"Rusya'nın Ukrayna'yı işgali NATO'yu nasıl etkiledi?" sorusunu İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Ali Tuğtan, NATO'nun genişleme hamlelerini de değerlendirerek cevaplıyor.
Rusya-Ukrayna geriliminde dünyayı neler bekliyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

23 Ocak Salı günü, TBMM’de İsveç’in NATO’ya üyeliği oylandı. 4 saatten uzun süren oturumda, İsveç’in NATO’ya üye olması teklifi kabul edildi. Ülkenin, NATO’nun 32. ülkesi olması için Macaristan’ın da onayını alması gerekiyor. Türkiye’den çıkan onayın ardından Macaristan Başbakanı Viktor Orban, parlamentonun İsveç'in üyeliğini "ilk fırsatta" onaylayacağını söyledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, Rusya ile komşu olan Finlandiya ve yanı başındaki İsveç, aynı dönemlerde NATO’ya katılmak istediklerini açıkladı. Onlarca yıl "askerî olarak tarafsızlık ve bağlantısızlık doktrinini" izleyen iki ülkenin askerî birliğe üye olma talebi, Ukrayna’nın işgalinden kaynaklanıyor. 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Ali Tuğtan hem Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin geleceğini hem de NATO’nun genişleme adımlarını değerlendiriyor.

- Öncelikle hem NATO çerçevesinde hem de Ukrayna çerçevesinde gelecekte bizi neler bekliyor? 

Rusya, Ukrayna'da kimsenin gizleyemeyeceği bir biçimde kaybetmiş olmayı göze alamaz. Bu savaşın başından beri temel açmaz noktalarından biri bu. Rusya büyük bir güç. Sorun ne? Ukrayna değil. Ukrayna bir orta boy güç ve orta boy güçler kategorisinde de ortanın altında bir yerlerde. Bu şuna benziyor, orta hafif siklet bir boksörle ağır siklet bir boksörü aynı ringe çıkarmak. Bu bir mismatch (uyumsuz eşleşme). Ukrayna’nın Rusya’ya karşı bu savaşı sürdürebilmesinin tek yolu dolayısıyla Rusya ile muadil kapasiteleri olan başka büyük güçlerin kendisini askerî ve ekonomik olarak desteklemesi. Nitekim Batı’nın desteği sayesinde Ukrayna bu zamana kadar bu savaşı sürdürdü. Ancak bu destekle dahi, Ukrayna elindeki tüm kabiliyetleri bu savaşı sürdürmek için güce tahvil etme iradesini sürdürse dahi, Rusya’yı yenmeye yetmez. 

Ukrayna savaşı bir "vekalet savaşı" olarak devam ediyor. Ana amacı Batı ülkeleri açısından öncelikle Rusya'nın varolan askerî konvansiyonel kapasitesini mümkün olduğu kadar eritmek. İkincisi, Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasındaki siyasi, ekonomik ve askerî nüfuzunu kırmak. Üçüncüsüyse, mümkünse savaşın olumsuz sonuçlarının Rusya içindeki siyasi yansımalarını kullanarak Rusya’daki rejimi değiştirmek. 

Rusya yönetimi de doğal olarak bunu bir "beka sorunu" olarak görüyor. Bu nedenle de Ukrayna’ya karşı bu savaşı kazanmak için elindeki kabiliyetleri teker teker güce tahvil ediyor. Henüz güce tahvil etmediği kabiliyetleri var hâlâ. 

Basit bir örnek verelim: 2022 sonbaharında Rusya, barış zamanı ordusuyla savaşıyordu. Seferberlik ilan ettiler. Bu kısmi seferberlikte üç kademe hâlinde askere alabilecekleri insanların ilk kademesinin yarısını askere aldılar. Bunun anlamı ne? İlk kademenin yarısını askere alabilirler, ikinci kademeyi alabilirler, üçüncü bir kademe de var. Ukrayna'nın böyle bir insan kaynağı yok. Sebebi de basit: Rusya'nın nüfusu Ukrayna'nın 3 katı. Rusya şu anda askerî endüstrisini, savaş çabasını destekleyecek şekilde üretimini artırmaya yönlendiriyor. Ukrayna’nın böyle bir endüstrisi yok. Dolayısıyla kullandığı en temel malzemeleri yurt dışından getiriyor. 

Özellikle Gazze Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte ABD başta olmak üzere temel tedarikçilerinin dikkati Ukrayna’dan uzaklaşmış vaziyette. Bu da Ukrayna’nın savaşı sürdürmek ve başarılı olmak için ihtiyaç duyduğu silah ve cephaneyi alamamasına yol açıyor. 

Yani Rusya, Napolyon’dan bu yana Batılı düşmanlarına karşı her seferinde yaptığı şeyi aslında tekrar ediyor. Zamanı kullanıyor, derinliğini kullanıyor, dayanıklılığını kullanıyor. Bunu bir boks metaforuyla anlatırsak: Orta siklet ağır siklete vurdu, vurdu, vurdu. Artık tükenme emareleri gösteriyor. Şimdi ağır siklet vuracak ve bunun sonuçlarının karşı taraf için çok olumlu olmayacağını düşünüyorum. 

Rusya, önümüzdeki bahar ayları içinde kapsamlı bir harekata girişmeden önce, başlangıçta geçici, ardından kalıcı ateşkese ilerlenmesinin her iki tarafın da hayrına olacağını düşünüyorum. Ancak Rusya, Ukrayna’yı işgal etti; uluslararası olarak gayriresmî bir savaş yürütüyor. Bu savaş sırasında çok sayıda savaş suçu işledi. Ukrayna hükümeti “Haklı olan benim. Batı da halkım da arkamda, ben bu savaşı sürdürmek istiyorum” dediği zaman ahlaken doğru olan şey Ukrayna’yı desteklemek. Desteklediğimiz takdirde Ukrayna’nın savaşı kazanmasını sağlayabilir miyiz? Görülen o ki sağlayamıyoruz. Çünkü bu Batı’nın vermeye razı olduğundan çok daha fazlasını gerektiriyor. 

Bunu yapmak mümkün mü? Mümkün. Ama Batı’nın bunu yapmaya hazır olmadığını da görüyoruz. Bu durumda biz Ukrayna’yı destekleyerek ne yapıyoruz? Hâlihazırda son derece kanlı ve çok büyük acılara yol açmış bir savaşın uzamasına onay ve destek vermiş oluyoruz. O yüzden uluslararası ilişkilerde bu tür kararlar basit değil. 

- NATO İttifakı genişliyor. Bu sırada birlik, "Sarsılmaz Savunucu 2024" adını verdiği bir tatbikata başladı. Bu tatbikatın Soğuk Savaş sonrası en büyük askerî tatbikat olduğu vurgulanıyor. Tatbikatların Ukrayna savaşının çıkmaza girdiği, kış koşullarının savaş alanlarını dondurduğu ve Rusya'nın NATO'nun doğu kanadını tehdit etmesinden korkulduğu bir dönemde yapıldığına dikkat çekiliyor. Siz bu yorumlara katılır mısınız? Tatbikatı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Yorumlara katılıyorum elbet. Bunun yönelebileceği Rusya dışında farklı bir ülke yok. Soğuk Savaş'ın sona ermesini sağlayan temel anlaşmaların artık hemen hemen hiçbiri fiilen yürürlükte değil. Bu şuna benziyor: Bir sandalyenin üstünde oturuyorsunuz. Normalde ağırlığınız sayesinde oturak yerine oturuyor, kollar yerinde duruyor, ama sandalyelerin buna rağmen vidaları, geçme yerleri vardır. Onları kaldırırsanız ne olur? Siz hareket etmediğiniz sürece sandalyenin üzerinde oturmaya devam ederseniz, ancak en ufak bir sarsıntıda kartondan bir ev gibi çöker. Şu anda en büyük problemimiz bu. Soğuk Savaş sonrasında oluşmuş dünya düzeninin vidaları çıkmış vaziyette. Avrupa’da özellikle o düzeni yerinde tutan Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA) başta olmak üzere bütün temel uzuvlar yürürlükten kalktı. Bu düzen bu kadar değişikliği kaldıramayacak ve çökecek.

NATO neden bu büyük tatbikatı yapıyor? Çünkü Soğuk Savaş sona erdikten sonra NATO’ya yeni bir rol arandı. Bu rol bir kolektif savunma örgütü olan NATO’yu, kolektif güvenlik örgütüne dönüştürmekti. NATO’nun genişlemesinin ardındaki rasyonel de buydu. Fakat şu anda gözlemlediğimiz şey, AB’deki siyasi ve ekonomik bölünmenin artık askerî çatışmaya da yol açan bir bölünme hattına girmesiyle birlikte NATO'nun tekrar kolektif savunma örgütü kimliğini önplana çıkarmaya başlaması. Yani üyeleri içinde kendi aralarında güvenlik sağlayan bir kolektif güvenlik örgütü olmaktan ziyade NATO tekrar Soğuk Savaş sırasında olduğu gibi üyelerini dışarıdan bir tehdide karşı savunan kolektif savunma örgütü kimliğini önplana çıkarıyor. Bu da tabii kaçınılmaz bir biçimde rollerin, kullanılan teçhizatın, doktrinlerin yenilenmesi anlamına geliyor. Çünkü tehdit ne? Tehdit Rusya. Tehdidin tabiatı ne? Hibrit savaş. Üyeler de kendini buna göre savunacak şekilde, askerî yapılarını, birbirleri ile işbirliklerini dönüştürmeye girişmiş vaziyetteler. Şu anda olan bu ve öngörülebilir gelecekte de bu eylemin devam edeceğini varsayabiliriz. Ukrayna’da neler olacağından bağımsız. 

Ukrayna’da ateşkes yoluyla bir donmuş çatışma fazına girilirse Rusya, Ukrayna’yı askerî güç kullanarak kendi lehine bir anlaşmaya zorlasa da Ukrayna bir karşı saldırıyla Rus birliklerini güç duruma düşürüp Rus birliklerini anlaşmaya zorlasa da, buradan Soğuk Savaş’ın sonundaki gibi kurumsal ve yazılı dayanakları olan yeni bir barış dönemine girilme ihtimali çok düşük. Çünkü taraflar arasındaki güvensizlik varoluşsal artık. Ruslar, Avrupalılar ve Amerikalılar’a güvenmiyor; Amerikalılar ve Avrupalılar da Rusya’ya güvenmiyor. Ve öngörülebilir gelecekte Rusya’daki siyasi ve ekonomik yapı böyle olduğu sürece, bunun değişme ihtimali yok. Ve Rusya’daki siyasi ve ekonomik yapının bu öngörülebilir gelecekte değişeceğine dair bir emare de yok. Buradan da dolayısıyla NATO’nun giderek daha fazla bir kolektif savunma örgütü olarak hareket etmeye başlayacağını varsaymak mümkün. 

- Bu noktada, ABD ve Rusya’daki iktidarların da yönetimi sürdürmek için karşılıklı düşmanlaştırmayı sürdürdüğü çıkarımını yapmak mümkün mü?

ABD açısından Rus tehdidi, Avrupalı müttefiklerinin kendisinden bağımsızlaşmasını engellemenin önemli bir aracı. Çünkü, ABD keki hem tutmak hem yemek istiyor. Almanya silahlansın ama Avrupa bağımsızlaşmasın istiyor. Bunu sağlamanın tek bir yolu var. Almanya kendi iradesi ile silahlanırsa, doğal olarak Alman halkı ve siyasiler şunu söylerler: Bu askerî gücü biz neden Washington’un talepleri doğrultusunda kullanalım? Ancak Almanya’nın tek başına başa çıkamayacağına inandığı bir tehdit dışarıda olacak ki Almanya silahlanacak ama NATO’nun çizgisine uymaya da devam edecek. 

Rusya için bu çatışma niçin önemli? Çünkü Putin de hâlâ büyük bir güç olduğu ve bir nüfuz alanı olduğu iddiasını ancak bu şekilde kanıtlayabilir. Putin halka 24 yıllık iktidarının sonunda ne vadedebilir? İşleyen bir piyasa ekonomisi vadedemiyor onu biliyoruz. Demokrasi vadedemiyor bunu da biliyoruz. Artan bir refah ve özgürlük ortamı vadedemiyor. Ne vadedecek? Bunu... Bu kadarıyla insanların yetinmesini sağlamanın yolu ne? Dışarıda kendisinden çok daha büyük düşmanlara karşı, kahramanca savaşan Rusya figürü. Bunu yaratması gerekiyor ki Rusya halkı, içinde bulunduğu genel ekonomik, siyasi duruma razı olsun. Rusya açısından da bu savaşların önemi burada. 

- Az önce vurguladığımız üzere, NATO genişliyor. Bu genişlemenin, İsveç ve Finlandiya’nın birliğe üyeliğinin Rusya için anlamı nedir? 

Rusya, NATO’ya bir tehdit unsuru olarak görüldüğü için NATO bu genişlemeyi yapıyor. NATO’nun genişlemesi ve daha fazla üyenin kolektif savunma yükümlülüğünü paylaşması, bizim de onay verdiğimiz bir şey. Bizim itiraz ettiğimiz husus, NATO genişlemesinin Rusya’yı provoke etmesi. Biz burada itiraz ediyoruz. Ve itirazımız İsveç veya Finlandiya’ya değil. Bizim itirazımız Ukrayna’nın veya Gürcistan’ın NATO’ya alınmasına, çünkü bu iki ülke açıkça Rusya ile itilaf hâlindeler. Hâlihazırda kendi sınırları içinde ayrılıkçılık ve sınır bütünlüklerini korumakla ilgili problemler var. Devam eden çatışmalar var ve NATO’ya bu statüdeki ülkelerin alınması, güvenliği dışarıya ihraç etmekle değil, onların içindeki çatışmayı içeriye ithal etmekle sonuçlanacak. 

Rusya açısından bakarsanız, Rusya en başından beri, neredeyse son 20 yıldır NATO genişlemesini kendisine yönelik, düşmanca bir hareket olarak gördüğünü en üst düzeyde ve çeşitli şekillerde söyledi. Bunların en meşhuru biliyorsunuz Putin’in 2007 Münih Güvenlik Konferansı konuşmasıdır. NATO’nun buna her seferinde verdiği cevap da “NATO’nun genişlemesi ile ilgili kararları üyeler alır. Ama biz genişlemeyi herhangi bir dış aktöre karşı gerçekleştirmiyoruz.” Bu tabii çok da samimi bir tutum değil. NATO doğuya doğru genişliyor. Ne var NATO’nun doğusunda? Çin’e karşı genişlemiyor belli ki, çünkü Rusya’yı içine almak gibi bir planı olmadığını da söylüyor. Geriye bir tek Rusya kalıyor. Rusya sınırlarına kadar genişleyecek, bu da Rusya'nın 90’lı yıllardan beri sürdürdüğü yakın çevre politikasının çiğnenmesi demek olacak, çünkü Rusya kendisini dünya politikanın şekillendirilmesinde eşit bir muhatap olarak, hesaba katılması gereken bir güç olarak görüyor. Sovyetler Birliği'nin bir devamı olarak görüyor. 

Askerî olarak öyle olsa bile ekonomik ve teknolojik olarak öyle olmadığı ortada. Emperyal bir geçmiş var. Dolayısıyla Rusya, Avrasya’yı kaplayan devasa bir coğrafyanın kontrolünü elinde tutan, eski Sovyet coğrafyası üzerinde kendi önceliğini ve nüfuzunu diğer muhattaplarının verili olarak kabul etmesi gerektiğini öngören bir politika izliyor. Bu çiğnendiği ölçüde tepki veriyor. Elindeki araçlar belli; enerji, askerî güç, eski Sovyet coğrafyasındaki Rus azınlıklar başta olmak üzere çeşitli etnik ve sınırsal çatışmalardan kaynaklanan donmuş çatışmalar. Bunlar üzerinden bu coğrafya üzerinde nüfuzunu yeniden tesis ediyor ve korumaya çalışıyor. Ukrayna savaşı da bu çabaların geldiği son nokta aslında. Fakat Soğuk Savaş döneminden bu yana tarafsız iki ülke olan Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya dahil olması Rusya’yı yakın çevresi olarak tanımladığı, eski Sovyet cumhuriyetlerini, Ukrayna gibi, Gürcistan gibi, Moldova gibi ülkelerin NATO’ya girmesi kadar rahatsız etmiyor. 

..

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali şu anda duraklamada gibi görünüyor olsa da Mehmet Ali Tuğtan, olası sonuçlarının Rusya lehine olabileceği değerlendirmesini yapıyor. NATO’nun genişlemesi ise yıllardır devam eden düşmanlaşmanın önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin bir göstergesi. Tüm bu gerilimlerin ortasında Türkiye hem bir NATO üyesi hem de Rusya’nın komşusu olarak ikili ilişkilerini aynı denge politikasıyla yürütmek zorunda gibi görünüyor; ancak bunu ne kadar sürdürebilir? Zamanla göreceğiz.


Bu röportajı dinlemek için linke buradan ulaşabilirsiniz.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🖋 Özel sayı: Rusya-Ukrayna Savaşı'nın iki yılı

Rusya analisti Kerim Has ile Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde son durumu ve Putin’in hedeflerini konuştuk. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Ali Tuğtan'a ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin NATO'yu nasıl etkilediğini sorduk.

24 Şub 2024

İllüstrasyon: Mark Harris/The Economist

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?