'Sen Uçuşu Hatırla!': Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali

9-16 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ni, film programı sorumlusu Fatma Edemen ile konuştuk.
'Sen Uçuşu Hatırla!': Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali

10 Mayıs - Odeabank - Duende
Odeabank ile birlikte

Odea Radyo’da ne çaldıysa şimdi hepsi Spotify’da

Yatırımda hem ufkumuzu açan hem bizi yatırımın merkezine koyan içerikler , kaçıranın izleme listesinde eksik olacak film, dizi önerileri ve gönülden bağlı olduğumuz şarkıların renk kattığı çalma listeleriyle bizleri mutlu eden Odea Radyo ;…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

“Perdeyi 27. kez sahipleniyoruz!” diye başlıyor Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin son basın bülteni. 1996 yılında, kadınların ve kadın örgütlerinin birikimlerine olan inançla kâr amacı gütmeyerek yola çıkan ve bugüne kadar kadın örgütlenmesinde pek çok adım atmış Uçan Süpürge Vakfı’nın düzenlediği festival 27 yıldır, yönetmeni kadın olan filmlerden bir seçki sunuyor. Festivalin bu seneki teması ise Füruğ Ferruhzad’ın dizelerine atıfla “Sen Uçuşu Hatırla!” olarak belirlenmiş.

İranlı feminist şair Füruğ Ferruhzad’ın yönettiği tek film, 1963 tarihli The House Is Black / Khaneh Siah Ast / Ev Karadır festivalde gösterilecek. | Kaynak: MUBI

16 Mayıs’a dek sürecek festivalin dün geceki açılış töreninde gelenekselleşen Uçan Süpürge Ödülleri de sahiplerini buldu: Onur Ödülü oyuncu Hatice Aslan’a, Bilge Olgaç Başarı Ödülleri oyuncu Tülin Özen, yönetmen Ayşe Polat ve yapımcı Nida Karabol’a, Genç Cadı Ödülü ise oyuncu Deniz İlhan’a takdim edildi. FIPRESCI Ödülü ise kapanış töreninde sahibi bulacak. Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI’nin jüri üyesi gönderdiği tek kadın filmleri festivali olma özelliği taşıyan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin bu yılki FIPRESCI jürisi bu sene Britt Sørensen, Katharina Dockhorn ve Necla Algan’dan oluşuyor.

“Her Biri Ayrı Renk”, “Pembesiz Mavisiz”, “Küçük Kadınlar”, “Benim Bedenim”, “Oyunbozanlar” ve “Türkiye’den Kadın Filmleri” başlıklı bölümlerden ve özel gösterimlerden oluşan festival filmleri bir hafta boyunca, 2023’te yeniden Ankaralılarla buluşan Kavaklıdere Sineması, yeni adıyla Kült Kavaklıdere’de gösterilecek; festival kapsamındaki söyleşi ve panellerin adresi ise Goethe-Institut Ankara olacak. 

Kayıtsız | Kaynak: Bağımsız Sinema

Özlem Çıngırlar’ın Kayıtsız filminin yanı sıra Blackbird Blackbird Blackberry (yön. Elene Naveriani), The Cage Is Looking for a Bird (yön. Malika Musaeva), In the Company of Women (yön. Silvia Munt), Mamifera (yön. Liliana Torres), Milk (yön. Stefanie Kolk), Toll (yön. Carolina Markowicz), Without Air (yön. Katalin Moldovai) filmleri, animasyon film Sultana’s Dream (yön. Isabel Herguera) ve Favourites (yön. Ruth Beckermann), I'm Not Everything I Want to Be (yön. Klára Tasovská), Maydegol (yön. Sarvnaz Alambeigi), Motherland (yön. Hanna Badziaka ve Alexander Mihalkovich) belgeselleri Türkiye’de ilk kez Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde gösterilecek. Öte yandan Altın Ayı ödüllü belgesel Dahomey (yön. Mati Diop), İstanbul Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen Dargeçit (yön. Berke Baş), Aslı Özge’nin Faruk, Agnieszka Holland’ın Green Border ve Alice Rohrwacher’in La Chimera filmleri de seçkinin dikkat çekenlerinden...

Festivali, film programı ve film trafik sorumlusu Fatma Edemen ile konuştuk:

Festival bu sene “Sen Uçuşu Hatırla!” temasıyla düzenleniyor. Bu temayı belirlerken nasıl bir beyin fırtınası yaptınız ve bu temada nasıl karar kıldınız?

Aslında bu yılki temamız geçen yılki “Daha Fazlası, Daha Azı Değil”in bir devamı niteliğinde - bu sözümüze bir de “Sen Uçuşu Hatırla” ekledik. İlk sözümüz kadınlar olarak hem sinemada hem de hayatın her alanında artık bize dayatılan kırıntılara tamah etmeyeceğimizin, alacaklı olduğumuz hayatımızın ve haklarımızın arkasında olduğumuzun yansıması olarak devam ediyor. Kadınların mücadele tarihine bakmayı, hatırlamayı seven bir ekibiz, buy yıl da Füruğ Ferruhzad’ı, onun edebiyatını ve sinemasını hatırlayarak “Sen Uçuşu Hatırla” diyoruz. Temamızın adını Füruğ’un şiirinden almakla da kalmıyoruz Bologna Sinemateki’nin restore ettiği Ev Karadır filmini de gösteriyoruz. 

Smoke Sauna Sisterhood | Kaynak: IMDb

Festivalin “Oyunbozanlar”, “Küçük Kadınlar” gibi gelenekselleşmiş bölümleri ve yarışma seçkisi dışında bu seneye özgü tematik bölümler var mı? Sizi bu bölümleri oluşturmaya iten ne oldu?

Öncelikle her yıl arayışımıza kadın sinemacıların üretimleri keşfetmek, desteklemek ve seyircimize kaliteli bir seçki sunmak hedefleriyle başlıyoruz. Klasikleşen bölümlerimiz dışında o yıl kadın sinemacılar hangi konulara odaklanmış, filmlerde nasıl temalar öne çıkıyor onlara bakarak bölümler oluşturuyoruz. Örneğin bu yıl kadınların bedenleri üzerine düşünen, cinsellik, annelik, doğurganlık, hastalıklar gibi konulara odaklanan Mamifera (Memeli), Milk (Süt), Blackbird Blackbird Blackberry (Kara Tavuk Böğürtlen), The Rye Horn (Çavdar Boynuzu) ve Smoke Sauna Sisterhood (Sauna Kızkardeşliği) filmleri bizi “Benim Bedenim” adlı bir seçki yaratmaya teşvik etti. 

Sadece seçkiye aldığınız filmleri değil, festivale gelen başvuruları da düşündüğünüzde Türkiye ve dünya sinemasının güncel dertlerinin hangi temalar etrafında şekillendiğini söyleyebilirsiniz? 

Kadınların sinema yapma pratiklerini ve anlatılarını tam olarak bir yere ve temaya sıkıştırmak aslında pek mümkün değil. Sinemacılar kesinlikle toplumsal olana dair söz söylemekte ısrarcı, bunu bizim seçkimizde de yer alan Dahomey, Green Border (Yeşil Hudut), Motherland (Anavatan) ve Dargeçit gibi filmlerde çarpıcı bir şekilde görmek mümkün. Mülteciler, militarizm, sömürgecilik, adalet gibi konular sinemacıların oldukça gündeminde ve kadın sinemacıların bu konulara çok daha yaratıcı bakış açıları geliştirdiklerini söyleyebilirim. Bye Bye Tiberias (Elveda Taberiya), I’m Not Everything I Want To Be (Olmak İstediğim Her Şey Değilim)  gibi oldukça kişisel anlatılara odaklanan filmler dahi aslında daha geniş toplumsal hikayelere kişiselden yola çıkarak kapı aralıyor, bir yerde Filistin’den kopamayan bir anne kız hikayesiyle karşılaşırken diğerinde bir fotoğrafçının anılarından 1970’ler Çekoslovakya’sına göz atabiliyoruz. 

Bye Bye Tiberias | Kaynak: İKSV

Yanılmıyorsam festivalde FIPRESCI Ödülü dışında yarışma sonucu belirlenen bir ödülünüz yok. Yakın gelecekte yarışma filmlerini çeşitli kategorilerde ödüllendirmek gibi bir planınız var mı?

Yarışmaları biraz tadında bırakmak gerekiyor. Bizim temel amacımız kadın sinemacıları yarıştırmaktan ziyade dayanışma ruhuyla seyircimizle filmlerini buluşturmak. FIPRESCI Ödülü uluslararası prestijiyle bir istisna çünkü bu ödül sayesinde festivalimiz bir kadın sinemacının filminin gönürlülüğüne yardımcı olmuş oluyor. 

Festivalin film gösterimlerinin Eski Kavaklıdere Sineması’nda yapılacağını müjdelediniz. İstanbullular olarak kanayan yaralarımızdan biri “kapısı sokağa açılan sinemaların” gün geçtikçe yok olması. Ankara’da Büyülü Fener Sineması ve Kavaklıdere Sineması dışında bu tanıma uyan bir salon kaldı mı bilmiyorum. Fakat Kavaklıdere Sineması’nda dönüyor olmak sizin için neden önemli?

Kavaklıdere Sineması uzun zamandır bizim hayalimizdi. Tarihsel önemini, konumunu yıllardır hep konuşurduk. Kült Kavaklıdere olarak tekrar canlandığını görünce festivalimizi orada yapmamak bizim için bir seçenek bile değildi. Geçen yıl yine Kült Kavaklıdere’de British Council desteğiyle Perdeyi Sahipleniyoruz gösterimleri düzenledik ve hem seyircimizin hem bizim çok keyif aldığı bir deneyim oldu, şimdi de festivalimizi oraya taşıyoruz. 

Kült Kavaklıdere | Kaynak: Ankara Apartmanları

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, Türkiye’nin köklü film festivallerinden biri. Festivale Ankara dışından katılım oluyor mu, ya da bu yıllar içinde arttı mı? Siz festivale Ankara’nın çevre illerinden ya da Ankara’nın dışından katılım olması için özel bir çaba gösteriyor musunuz?

Biz her ne kadar Ankaralı olmayı seven bir festival olsak da kendimizi hiç “sadece Ankaralı” olarak hayal etmedik. Hem konuklarımız hem izleyicilerimiz çeşitli kentlerden bizi ziyaret ediyor. Özellikle seçkimizde Türkiye’de bir daha gösterilmesi beklenmeyen ya da çok az gösterilen filmlerin varlığı, prömiyerini Türkiye’de yapan filmlerin varlığı seyircinin de mobilasyonununda teşvik edici bir unsur oluyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🦍 Maymunlar Cehennemi, Uçan Süpürge Festivali

27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali röportajı, Wes Ball’dan Kingdom of the Planet of the Apes...

10 May 2024

Odeabank ile birlikte
Kingdom of the Planet of the Apes | Kaynak: 20th Century Studios Türkiye

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar