Suç, ceza, hayat ve sinema: 13. Suç ve Ceza Film Festivali


Biz bugünü çok bekledik: Şahsiyet II. Fasıl "Siz hiç ölümden döndünüz mü? Ben döndüm... Tamam hayata döndüm de tam olarak o hayatın neresine döndüm?" İşte biz de tam olarak bunu merak ediyorduk Agâh Bey. Heyecanla beklediğimiz daha pek çok detayın harikulade bir görsel deneyim, leziz diyaloglar, usta oyuncular ve nefis bir yapımla buluştuğu Şahsiyet II. Fasıl , şimdi yalnızca GAİN ’de . Dahası: Yönetmen koltuğunda Onur Saylak ’ın oturduğu, senaryosunu Hakan Günday ’ın kaleme aldığı, 47. Uluslararası Emmy Ödülleri’nde Haluk Bilginer ’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getiren Şahsiyet II. Fasıl , GAİN ’in ana sponsorlar arasında yer aldığı Hollywood Türk Film ve Drama Günleri’nde ilk defa izleyiciyle buluştu. Türkiye yapımı bir dizinin ilk defa ABD’de prömiyerinin gerçekleştiği etkinlikten ve geçtiğimiz günlerde Uniq İstanbul Expo’da yapılan galaya katılanlardan duyduğumuz kadarıyla ikinci sezon, birinci sezonu aratmayan bir nefes kesicilikte. Beş yıl aranın ardından anlat bakalım Agâh Beyoğlu, dinliyoruz. Sen de kulak vermek istersen Şahsiyet II. Fasıl , şimdi yalnızca GAİN ’de.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Dünyadaki birçok metropolde olduğu gibi İstanbul’da da şehrin adıyla anılan festivallerin gölgesinde kalan, daha düşük bütçelerle olabildiğine iyi işler çıkaran, amatör ruhtan beslenen tematik film festivalleri var. 2011’de yolculuğuna başlayan Suç ve Ceza Film Festivali de bunlardan biri. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin öncülüğünde hayata geçen festival, sanatın ve bilimin çarpıcı dilini kullanarak insan hak ve özgürlükleri bağlamında, adalet konusunda toplumsal etki yaratmayı amaçlıyor. Adındaki suç ve ceza ya da mottosu olan “Herkes için adalet” de bu amacı destekliyor zaten. Kuruluşundan beri yarışmaları, akademik programı ve endüstri günleriyle etki alanını genişleten Suç ve Ceza Film Festivali’nin 13. edisyonu bugün başlıyor. Festival; Atlas 1948, İBB Beyoğlu Sineması ve Kadıköy Sineması’ndaki gösterimleriyle 23 Kasım’a dek sürecek.

All Your Faces | Kaynak: Suç ve Ceza Film Festivali
Eylül ve ekim ayları, yeni sezonla birlikte Türkiye’nin farklı kentlerindeki film festivallerinin birbiri ardına sıralandığı yoğun bir dönem. İki aylık bu maratonun yorgunluğunu taşısam da, Ankara Film Festivali dönüşünde kendimi Suç ve Ceza Film Festivali’nin seçkisini incelerken buldum. Festival ilk kez 2015 yılında dikkatimi çekmişti diye hatırlıyorum. Ödül sezonuna olan saplantım sebebiyle belki, ülkelerinin Oscar adayı olan filmlerin İstanbul gösterimlerinin kokusunu o zaman da hemen alıyordum çünkü. Seçkide bu yıl da dört ülkenin Oscar adayı farklı bölümlerde gösteriliyor: Ukrayna’dan belgesel film 20 Days in Mariupol, Yemen’den The Burdened, Yunanistan’dan Behind the Haystacks ile festivalin kapanış filmi olan, Avustralya’dan Shayda. Ama çok daha fazlası var: Polonya’nın yaşayan en büyük yönetmenlerinden Agnieszka Holland’ın ülkesinde tartışmalar yaratan son filmi The Green Zone, kuir belgesel Orlando, My Political Biography, kuir ıslahevi hikayesi The Lost Boys, Vicky Krieps’li The Wall ve Adèle Exarchopoulos’lu All Your Faces'i de hemen izleme listeme ekliyorum. Anlıyorum ki dinlenmenin hiç sırası değil. Yeni bir festival başlıyor!
“Sinema ile toplum ilişkisi karşılıklıdır.”
13. Suç ve Ceza Film Festivali’nin seçkisini inceledikten hemen sonra, festival direktörü Prof. Dr. Bengi Semerci’ye festivalin dünü ve bugünüyle, değişmeyen ve değişmeyecek değerleriyle ilgili sorularımı yöneltiyorum.

Prof. Dr. Bengi Semerci | Kaynak: Suç ve Ceza Film Festivali
Festival ilk yılından bu yana nasıl bir dönüşüm geçirdi?
Festival 13 yıl içinde gittikçe büyüdü. Tek yarışma ile başlayan süreç, bu yıl SİYAD jürisi ile birlikte verilecek 6 ödüle ulaştı. Öğrencilerden oluşan bir jüri seçip, gençlerin kendi görüşlerini ortaya koymalarını teşvik etti. Seyircinin görüşlerini yansıtan Seyirci Ödülü eklendi; kısa metraj kurmaca yarışmasının yanı sıra kısa metraj belgesel yarışması eklendi. Daha az sayıda ama dünya sinemasında yeri olan, ödül almış, tartışılan filmleri seçmeye, İstanbul seyircisini ilk kez gösterimlerle buluşturmaya başladı. Festival ilk yılında bir adalet kumbarası oluşturmaya ve orada adalet dostlarını biriktirmeye başlamıştı. Şimdi dünyanın her yerinden kumbaraya sığmayan sayılarda adalet dostuna sahip. Bu yıl beşinci kez endüstri için VisionIST düzenleniyor. Orada da hedef genç sinemacılara kendilerini ifade edebilmeleri için destek bulmak.
Bir de dönüşmeyenler, dönüşmesini istemediklerimiz var. Festival hâlâ amatör ruhla, genellikle gönüllülerin desteği ile yapılıyor. Hâlâ büyük sponsorları yok, adalet dostlarının katkıları ile düzenleniyor. Bu bazen zor oluyor ama hâlâ adalet temasına uygun olarak sansür uygulamadan seçim yapılıyor.
Suç ve Ceza Film Festivali’nin yarışmalarında adalet temalı filmler izliyoruz. Bu yılki başvurulara ve seçilen filmlere bakıldığında şu an dünya sinemasına yoğun olarak konu olan, adalet, hak ve özgürlükler konusundaki öncelikli endişelerin, meselelerin neler olduğu anlaşılıyor?
Sinema ile toplum ilişkisi karşılıklıdır. Bir taraftan da sinema toplumun ve bireylerin adeta aynasıdır. Perdeye yansıyan yaratıcının yorumu ile olsa da toplumda olanlar, toplumu oluşturan bireylerin düşünceleri, duyguları ve davranışlarıdır. Ekonomik sorunların, ayrımcılığın, savaşların, şiddetin, göçlerin bu kadar arttığı bir dünyada perdeye yansıyanlar da mülteci sorunu, savaş, kadına ve çocuğa şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık oluyor. Diğer tarafta toplumun sinemaya yansıyanlara etkisi kadar, sinema perdesinden yansıyanların da topluma etkisi vardır. Sadece kendi yansımasını göstermez sinema; doğru-yanlış, adil-adil olmayan gibi konularda insanların düşüncelerini de etkiler.
Sinemanın hukuk eğitimindeki yeri ve önemi sizce ne ölçüde? Festivalin akademik programının sinemayla ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
Sinema sadece hukuk değil, başka eğitimlerde de gerçeğin bir yansıması ve görünür hâle gelmesini sağlama açısından kullanılan bir eğitim aracıdır. Somutlaştırılmış olarak perdeye yansıyanlar kanunları, uygulamaları, yasaların bahsettiği kavramların yaşanmışlıklarını görme ve tartışma olanağı sağlar. Akademik program ve sinemanın paralel gitmesinin katkısı da bu aslında. Sinemadan yansıyanların gerçekleri ile uğraşanlarla, onların yaşadığı gerçekleri film hâline getirenlerin birliktelikleri iki taraf için de farklı bakış açılarının gelişmesine katkı sağlıyor.
Festival seçkisinde 40. ve 30. yıllarında yeniden perdede izleme fırsatı bulacağımız Duvar ile Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmleri de var. Çekildiği dönemlere kıyasla bu filmlerin dertleri ve mesajları geçerliliğini koruyor mu? Bu adalet anlamında ne ifade ediyor?
Sinemanın etkin yanlarından biri de bu: Toplumsal gelişimin tarihini kayıt altına almak. Değişen koşulların bazı sorunlar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu irdeleyebilmek. Suça sürüklenen çocukların cezalandırılmaları konusunda 40 yıl önceye göre adımlar atıldığını ama hiç de yeterli olmadığını fark etmek... Cinsel yönelim konusunda bir yandan değişimleri izlemek diğer yandan yeterli değişimin olmadığını fark etmek... Sinemanın büyüsü bu, toplumu yapamadıkları ile yüzleştirmek ve düşünmeye sevk etmek. Bunları sadece adalet kavramı ile değerlendirmek mümkün değil. Sosyoloji, psikoloji hatta ekonomi açısından anlamlarına bakmak gerek. Sonuçta adalet sadece yasalara, yasa uygulayıcıların tutumlarına, suç ve cezaya indirgenemeyecek kadar büyük ve önemli bir kavram.
13. Suç ve Ceza Film Festivali seçkisinde öne çıkanlar
The Green Border / Zielona granica (yön. Agnieszka Holland)
Bölüm: Adalet Terazisi
Ne oluyor? Afrikalı mülteciler, Belarus ve Polonya arasındaki “Yeşil Hudutta” sıkışıp kalıyor.
Ne zaman, nerede? 18 Kasım Cumartesi 21.30’da Atlas 1948, 19 Kasım Pazar 21.30’da Kadıköy Sineması’nda.

The Green Border | Kaynak: Suç ve Ceza Film Festivali
20 Days in Mariupol (yön. Mstyslav Chernov)
Bölüm: Adalet Terazisi
Ne oluyor? Ukrayna’daki Mariupol şehrinde 20 gün geçiren yönetmen, savaşın gerçekleriyle yüzleşiyor.
Ne zaman, nerede? 22 Kasım Çarşamba 21.30’da, Atlas 1948 Sineması’nda.

20 Days in Mariupol | Kaynak: Suç ve Ceza Film Festivali
Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (yön. Atıf Yılmaz)
Bölüm: Yıldönümlerinde Yeniden
Ne oluyor? Ötekileştirilmiş dört kişinin yolları bir gece Beyoğlu sokaklarında kesişiyor.
Ne zaman, nerede? 19 Kasım Pazar 12.30’da Kadıköy, 21 Kasım Salı 14.30’da Atlas 1948 Sineması’nda.

The Lost Boys | Kaynak: MUBI
The Lost Boys / Le paradis (yön. Zeno Graton)
Bölüm: Adalet Terazisi
Ne oluyor? Islahevinden salıverilmek üzere olan 17 yaşındaki genç adam, kaldığı tesise yeni bir tutuklu geldiğinde özgürlük arzusunu sorgulamaya başlıyor.
Ne zaman, nerede? 18 Kasım Cumartesi 12.30’da Atlas 1948, 23 Kasım Perşembe 19.00’da Kadıköy Sineması’nda.

Shayda | Kaynak: Suç ve Ceza Film Festivali
Shayda (yön. Noora Niasari)
Bölüm: Kapanış Filmi
Ne oluyor? Avustralya’da yaşayan İranlı bir kadın, korku içindeki 6 yaşındaki kızıyla kadın sığınma evine sığınıyor.
Ne zaman, nerede? 23 Kasım Perşembe 21.30’da Atlas 1948 ve Kadıköy Sineması’nda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
23 Kasım’a dek sürecek Suç ve Ceza Film Festivali söyleşisi ve festivalden öneriler, Hayao Miyazaki’den The Boy and the Heron
17 Kas 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




