Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?
Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

"Bergama" deyince aklıma Kale Mahallesi’nin pastel renklerdeki demir kapılı evlerinin arasındaki sokaklarda salınmak, Arasta’da masa kapıp reyhan sipariş etmek, Çınarlı Kahve’de gölgede kahve içmek, akşam yemeğinde çığırtma yemek, Odeon’da, Bergama Kültür Merkezi’nde yepyeni keşiflerle baş başa kalmak, Çamlıpark’ta akşamüstü oyunları, Akropol’de ses ve müzik performansları eşliğinde günbatımı izlemek, Asklepion’da yıldızların altında iki bin kişiyle gülmek, hayret etmek, alkışlamak, gecenin ileri saatlerinde ismini Akropol’ün mitolojik sakinlerinden alan mekanlardan birine gitmek, üç gün boyunca oyundan atölyeye, atölyeden performansa koşmak, kentin içinde koştururken memleketin dört bir yanından gelmiş sanat ve yazın insanlarıyla kesişmek, o kesişmeleri uykusu az muhabbeti çok gecelerde pekiştirmek, sabahları yine de erkenden uyanıp atölyelere, yürüyüşlere, söyleşilere sonra yine oyunlara koşmak geliyor. Bir de eve dönerken meşhur Salepçioğlu’ndan birer kilo helva sardırmak… Kakaolu ve sade…

Asklepion

Bu kasaba tam dokuz senedir, "Bergama Tiyatro Festivali" ile anılıyor. Çağdaş tiyatro, kolektif emek, yaratıcı inat, umut veren bir dayanışma ve yerelden gelen ve hep genç kalan enerjisi hiç düşmüyor.

Bergama Tiyatro Festivali’nin (BTF) ilk edisyonunun yapıldığı 2018 Mayıs’ı, benim de insanın başını döndürecek kadar mitlerle, katman katman çağlarla, antik Yunan’dan Osmanlı’ya uzanan izlerle dolu bu kente ilk ayak bastığım seneydi. Festival fikri, kendisi de Bergamalı olan ve Berlin’de yaşayan sanatçı Eren Arıkan’dan çıkmış; kolektif bir çabayla ve yerel yönetimin de desteğiyle, hayli yoğun ve çeşitli bir programla BTF’nin ilki ortaya çıkmıştı. Tiyatronun, mitolojik anlatıların, efsanelerin, kadim geleneklerin, buluşların, ilklerin kelimenin gerçek anlamıyla topraklarından fışkırdığı bu kente hayran olmuştum. O günden beri yazdığım, konuştuğum hemen her mecrada–pandemi dönemi hariç–düzenlenebildiği her vakitte Bergama Tiyatro Festivali üzerine çeşitli aktarımlar yaptım.

Arasta Meydanı

Bu sene festivali gazeteci ve eleştirmen kimliğimle takip etmenin ötesine geçerek festivalin iletişim ekibine destek verdiğim bir görev üstlendim. Festivalden bahsetmek üzere görüştüğüm Aposto Genel Yayın Yönetmeni Deniz Kaynak’ın “Sen yazmaz mısın?” teklifi üzerine, bu kez kendimi festivale dair "içeriden" yazarken buldum. 

2018’den beri farklı boyutlarıyla anlattığım, yazdığım, haberini kurguladığım festivalden bahsetmeye bu kez; festival katılımcılarına sorduğumuz “Bergama deyince aklına ne geliyor?” sorusunu kendim yanıtlayarak başlamak isterim.

Taşraya gelen 'hayat parçası'

Bu sene 7-8-9 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Bergama Tiyatro Festivali’nin programını burada görebilirsiniz. Ben size başka bir şey anlatmak isterim:

Bergama tüm kadim mirasına rağmen, günümüzde kültür ve sanatın pek uğramadığı bir taşra kasabası idi. Gelin önce şunda hemfikir olalım: Küçük bir kentte festival yapmak demek, oraya büyük şehirden birkaç sanat işi götürmek demek değildir. O her şeyin aynı olduğu taşra kasabasında bir "hayat parçası" doğmasına vesile olabildiğiniz noktada, yapılan iş "festival" adını hak edecektir. Kentle, kentlilerle birlikte yaşayan, kente kalıcı izler bırakan ve kentliler tarafından her sene devamı beklenen, mümkünse çıktılarını sadece etkinlik döneminde değil, senenin farklı zamanlarında da gösteren, mekanın tarihi ve kültürel kimliğiyle organik bağ kurarken kentin bugünkü sakinlerinin de katkısını, sözünü içeren bir çaba varsa ortada, işte o bir "hayat parçası"dır artık.

Bergama Tiyatro Festivali ekibi; ören yerlerini günübirlik gezip giden turistleri saymazsak kendi sakinliğinde yaşayıp giden, denize kıyısız, gençlerin, çocukların, kadınların kültüre ve sanata erişiminin olmadığı bir Ege taşrasının köklerinden ve yerelden güç alarak yeniden canlandırıyor 2018’den beri.
Kent; en tepedeki Akropol’den en kuytu sokak aralarına antik ve çağdaş onlarca mekanıyla festivalin ta kendisine dönüşüyor. 

Ve festival ekibinin büyük kısmını da bizzat Bergamalı gençler, kadınlar, erkekler oluşturuyor. Üstelik bu sene iki farklı yeni adım daha atıldı: "Sene Boyu Festival" başlığıyla Bergama’ya sene içinde de oyunlar geldi. Ayrıca festivalin ana sponsoru, bölgedeki rüzgar türbini üreticisi Ateş Wind Power’ın  çalışanlarının çocuklarıyla yürütülen uzun soluklu atölyenin sonunda AWP&BTF Çocuk Tiyatrosu kuruldu. Bergamalı çocukların rol aldığı Baretler Kafaya Çocuklar Sahaya festivalde de sahnelenecek.

Yeni ihtimallere inanmak

Eren Arıkan’ın kurucu direktörlüğünde ve kültür-sanat ekosisteminden profesyonellerin tasarımıyla projelendirilen programın operasyonel ayağında hemşire, avukat, esnaf, üretici Bergamalılar ilmek ilmek çalışıyor. Sonuçta ortaya içine girince üç gün boyunca kafanızı kaldırmadan yaşadığımız bir festival çıkıyor. 

Bergama Tiyatro Festivali "gidilen, katılınan" bir etkinlik değil bence, "yaşanan" bir şey. Her sene farklı bir temayla mottosunu, o seneki derdini şeffaf bir şekilde açık eder BTF. Bu seneki motto da kendini net anlatıyor: "Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak." Festival ekibinin ifadesiyle BTF; gördüklerinden, duyduklarından, tanıştıklarından ve geride bıraktıklarından oluşuyor. Biraz Bergama'dan, biraz sahneden, biraz seyirciden, biraz da yolda karşılaşılanlardan... Ekibe kulak verirsek:

"BTF hâlâ oluşuyor. Hâlâ değişiyor. Hâlâ genç. Ve gençlik, her şeye rağmen yeni ihtimallere inanmak demek."

Benim için de Bergama asıl olarak ve en çok bu demek sanırım. Küçük bir kasabada gürül gürül akan enerjiye, biraraya gelmeye, yerelde örgütlenmeye ve çıkan sonuca bakıp; memleketimize, geçmişimize, geleceğimize, gençliğimize, yaratıcılığımıza, engel tanımamaya ve hiç bir koşulda umutsuzluğa kapılmamaya, yeni ihtimallerin sonsuzluğuna inanmak demek…

Birbirini tamamlayan mekanlar ve oyunlar

Festivalin bu seneki seçkisi yine tiyatro sezonunun izlenmesi gereken işlerinden oluşuyor. Oyunların tematik olarak da uyumla yerleştiği mekanlar yine fiziken efil efil, zihnen ilham verici… 

Misal sezonun en çok konuşulan, en parlak işlerinden Uyku Ölüm Dondurma Ülke kente hafif bir yükseltiden bakan, ağaçların altındaki Çamlı Park’ın amfi tiyatrosunda olacak. Keza bir muhabbet kuşunun "konuştuğu" Yıldız’la da yine o, kuşların doğal yuvası olan ağaçların altında buluşacağız. Osmanlı tarihçisi, büyük hikaye anlatıcısı Reşad Ekrem Koçu’dan uyarlanan Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’nı, 500 senelik Osmanlı çarşısı Arasta’da izleyeceğiz mesela...

Cimri

Asklepion’un 2.400 senelik ve 2.000 kişilik ihtişamlı tiyatrosu ilk akşam Gökhan Türkmen’in ezgileriyle, sonra sırasıyla Semaver Kumpanya’nın 10 senede efsaneleşen Cimri yorumu, son akşam ise DasDas’ın sezonda sadece 10 gösterim yapan özel işi Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’na sahne olacak. 

Programın "Üniversite Sahnesi" başlığı tiyatromuzun geleceğiyle kısmen de olsa tanışmak için yine nefis fırsat. Bu sene Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin tek perdelik Çehov komedisi Ayı, Yeditepe Üniversitesi'nin gerçek ile yanılsamanın sınırlarını belirsizleştiren absürt taşra anlatısı Madox ile Üç Gece, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı'nın Monologlar Müzesi #TBT’si, kayıpların, sırların ve hatırlamanın izindeki altı monoloğu ile Kale Mahallesi'nde olacak. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin Yangınlar’ı ise Wajdi Mouawad'ın sarsıcı metnini beş kadın oyuncunun bedeninde kolektif bir kadın hafızasına dönüştürerek savaşın ve eril şiddetin yıkımını sorgulayacak.

Akropol

Asklepion’daki son oyunlarla gün geceye bağlanıyor. Mitolojik Tanrılar Katı Akropol’de her sene olduğu gibi günbatımına doğru sadece bir kere görülebilecek, bu mekana yerleşecek bir performans olacak: 9 Ağustos'ta Selçuk Artut ile Nihal Saruhanlı doğaçlama ses performansıyla Akropol’de günü batıracak. 7 Ağustos akşamıysa Asklepion’da Fransa’dan konuklar var: compagnie dernière minute/Pierre Rigal imzalı R*ONDE*S, Asklepion Antik Tiyatro’daki Gökhan Türkmen konserinden hemen önce Asklepion Site'de izlenebilecek. (Açılışın bu sene konserle yapılmasının özel sebebinin de Bergama esnafının, gençlerinin ve yerel dinamiklerinin Asklepion’da müzikli bir açılış yapılması yönündeki talepleri olduğunu not düşelim.)

Avignon'un kaderini yaşasın

Bergama’da festival sabah 8’de başlar; lezzet yürüyüşleri, Arasta ve antik tiyatro keşifleriyle… Müze turları, atölyeler, söyleşiler, oyunlar derken kendinizi Bergama’nın antik kalıntılarının, yaşlı çınarlarının bir parçası hâline gelmiş gibi hissedersiniz; şaşırmayın. Athena, Hera, Serapis, Asklepios, Kibele çaktırmadan adımlarınıza eşlik eder.

Bergama’da olan Bergama’da kalır ama şüphem yok ki kalbiniz de orada kalacaktır, sonraki sene tekrar dönmek üzere. Festivalin ilk senesinin  son akşamı, BTF’nin kurucusu Eren’e “Seneye beni de çalıştır, sandalye falan taşırım mesela, bu festival devam etsin” demiştim. 2026’da kendimi festival ekibinin içinde buldum. Ekiple daha yakından tanıştıkça gördüm ki ekibin büyük kısmı da katılımcı olarak bulundukları festivalin gönüllüsü, çalışanı olmuş zaman içinde…

Juliet, Romeo’ya aşklarına mâni olan engelleri kastederek “Romeo, neden Romeo’sun sen?” diye soruyor 400 senedir. Ben de 2018’den beri ülkedeki ve dünyadaki onlarca maniye inat, Bergama kentini en başından beri olduğu gibi, özüne döndürerek tiyatroyla, yaşamla sarmalayan festivale ithafen sesleniyorum; “Bergama, neden tiyatrosun sen?” İşte bu içeriden yazıyla kendi soruma da yanıt vermiş olayım.

Dileğim, BTF’nin bu sene 80’incisi düzenlenen, küçük bir kenti dünyanın tiyatro merkezine çeviren Avignon Tiyatro Festivali’nin kaderini yaşaması. Yereldeki en küçük esnaftan, bölgenin yenilenebilir enerji üreticisi Ateş Wind Power’a uzanan desteklerle bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yedinci edisyonu yaşanacak olan Bergama Tiyatro Festivali de dilerim kuşaklarca sürer. Bir kent nasıl tiyatronun ta kendisine dönüşür, onlarca yıl bizler ve bizden sonrakiler tanık oluruz, dilerim. Baştaki soru da her bir katılımcısının kendi Bergama deneyimlerinden çıkaracağı, Akropol eteklerinden Ege Denizi’ne kadar uzanacak sayısız yanıtla dolar dilerim…

Son not: Bergama Tiyatro Festivali (BTF); T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkıları, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bergama Belediyesi'nin paydaşlığında, Ateş Wind Power sponsorluğunda; Bergamalı işletmeler Canoğlu Matbaa, Golden Keys ve Ürper'in destekleri, Bergama Ticaret Odası (BERTO), Ne Yerde Ne Gökte Derneği, 10’un üzerinde Bergamalı esnafın katkıları ve BERaBER, Bergama'yı Sevenler Turizm Derneği (BSTD) ve Bergama Tiyatro Festivali Derneği koordinasyonunda düzenleniyor.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Bahar Çuhadar

Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Enes Köse

·

21 Ağu 2026

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
DuendeDuende

HİKAYE

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Ağu 2026

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı
DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız