Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
"Bergama" deyince aklıma Kale Mahallesi’nin pastel renklerdeki demir kapılı evlerinin arasındaki sokaklarda salınmak, Arasta’da masa kapıp reyhan sipariş etmek, Çınarlı Kahve’de gölgede kahve içmek, akşam yemeğinde çığırtma yemek, Odeon’da, Bergama Kültür Merkezi’nde yepyeni keşiflerle baş başa kalmak, Çamlıpark’ta akşamüstü oyunları, Akropol’de ses ve müzik performansları eşliğinde günbatımı izlemek, Asklepion’da yıldızların altında iki bin kişiyle gülmek, hayret etmek, alkışlamak, gecenin ileri saatlerinde ismini Akropol’ün mitolojik sakinlerinden alan mekanlardan birine gitmek, üç gün boyunca oyundan atölyeye, atölyeden performansa koşmak, kentin içinde koştururken memleketin dört bir yanından gelmiş sanat ve yazın insanlarıyla kesişmek, o kesişmeleri uykusu az muhabbeti çok gecelerde pekiştirmek, sabahları yine de erkenden uyanıp atölyelere, yürüyüşlere, söyleşilere sonra yine oyunlara koşmak geliyor. Bir de eve dönerken meşhur Salepçioğlu’ndan birer kilo helva sardırmak… Kakaolu ve sade…

Asklepion
Bu kasaba tam dokuz senedir, "Bergama Tiyatro Festivali" ile anılıyor. Çağdaş tiyatro, kolektif emek, yaratıcı inat, umut veren bir dayanışma ve yerelden gelen ve hep genç kalan enerjisi hiç düşmüyor.
Bergama Tiyatro Festivali’nin (BTF) ilk edisyonunun yapıldığı 2018 Mayıs’ı, benim de insanın başını döndürecek kadar mitlerle, katman katman çağlarla, antik Yunan’dan Osmanlı’ya uzanan izlerle dolu bu kente ilk ayak bastığım seneydi. Festival fikri, kendisi de Bergamalı olan ve Berlin’de yaşayan sanatçı Eren Arıkan’dan çıkmış; kolektif bir çabayla ve yerel yönetimin de desteğiyle, hayli yoğun ve çeşitli bir programla BTF’nin ilki ortaya çıkmıştı. Tiyatronun, mitolojik anlatıların, efsanelerin, kadim geleneklerin, buluşların, ilklerin kelimenin gerçek anlamıyla topraklarından fışkırdığı bu kente hayran olmuştum. O günden beri yazdığım, konuştuğum hemen her mecrada–pandemi dönemi hariç–düzenlenebildiği her vakitte Bergama Tiyatro Festivali üzerine çeşitli aktarımlar yaptım.

Arasta Meydanı
Bu sene festivali gazeteci ve eleştirmen kimliğimle takip etmenin ötesine geçerek festivalin iletişim ekibine destek verdiğim bir görev üstlendim. Festivalden bahsetmek üzere görüştüğüm Aposto Genel Yayın Yönetmeni Deniz Kaynak’ın “Sen yazmaz mısın?” teklifi üzerine, bu kez kendimi festivale dair "içeriden" yazarken buldum.
2018’den beri farklı boyutlarıyla anlattığım, yazdığım, haberini kurguladığım festivalden bahsetmeye bu kez; festival katılımcılarına sorduğumuz “Bergama deyince aklına ne geliyor?” sorusunu kendim yanıtlayarak başlamak isterim.
Taşraya gelen 'hayat parçası'
Bu sene 7-8-9 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Bergama Tiyatro Festivali’nin programını burada görebilirsiniz. Ben size başka bir şey anlatmak isterim:
Bergama tüm kadim mirasına rağmen, günümüzde kültür ve sanatın pek uğramadığı bir taşra kasabası idi. Gelin önce şunda hemfikir olalım: Küçük bir kentte festival yapmak demek, oraya büyük şehirden birkaç sanat işi götürmek demek değildir. O her şeyin aynı olduğu taşra kasabasında bir "hayat parçası" doğmasına vesile olabildiğiniz noktada, yapılan iş "festival" adını hak edecektir. Kentle, kentlilerle birlikte yaşayan, kente kalıcı izler bırakan ve kentliler tarafından her sene devamı beklenen, mümkünse çıktılarını sadece etkinlik döneminde değil, senenin farklı zamanlarında da gösteren, mekanın tarihi ve kültürel kimliğiyle organik bağ kurarken kentin bugünkü sakinlerinin de katkısını, sözünü içeren bir çaba varsa ortada, işte o bir "hayat parçası"dır artık.

Bergama Tiyatro Festivali ekibi; ören yerlerini günübirlik gezip giden turistleri saymazsak kendi sakinliğinde yaşayıp giden, denize kıyısız, gençlerin, çocukların, kadınların kültüre ve sanata erişiminin olmadığı bir Ege taşrasının köklerinden ve yerelden güç alarak yeniden canlandırıyor 2018’den beri.
Kent; en tepedeki Akropol’den en kuytu sokak aralarına antik ve çağdaş onlarca mekanıyla festivalin ta kendisine dönüşüyor.
Ve festival ekibinin büyük kısmını da bizzat Bergamalı gençler, kadınlar, erkekler oluşturuyor. Üstelik bu sene iki farklı yeni adım daha atıldı: "Sene Boyu Festival" başlığıyla Bergama’ya sene içinde de oyunlar geldi. Ayrıca festivalin ana sponsoru, bölgedeki rüzgar türbini üreticisi Ateş Wind Power’ın çalışanlarının çocuklarıyla yürütülen uzun soluklu atölyenin sonunda AWP&BTF Çocuk Tiyatrosu kuruldu. Bergamalı çocukların rol aldığı Baretler Kafaya Çocuklar Sahaya festivalde de sahnelenecek.
Yeni ihtimallere inanmak
Eren Arıkan’ın kurucu direktörlüğünde ve kültür-sanat ekosisteminden profesyonellerin tasarımıyla projelendirilen programın operasyonel ayağında hemşire, avukat, esnaf, üretici Bergamalılar ilmek ilmek çalışıyor. Sonuçta ortaya içine girince üç gün boyunca kafanızı kaldırmadan yaşadığımız bir festival çıkıyor.
Bergama Tiyatro Festivali "gidilen, katılınan" bir etkinlik değil bence, "yaşanan" bir şey. Her sene farklı bir temayla mottosunu, o seneki derdini şeffaf bir şekilde açık eder BTF. Bu seneki motto da kendini net anlatıyor: "Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak." Festival ekibinin ifadesiyle BTF; gördüklerinden, duyduklarından, tanıştıklarından ve geride bıraktıklarından oluşuyor. Biraz Bergama'dan, biraz sahneden, biraz seyirciden, biraz da yolda karşılaşılanlardan... Ekibe kulak verirsek:
"BTF hâlâ oluşuyor. Hâlâ değişiyor. Hâlâ genç. Ve gençlik, her şeye rağmen yeni ihtimallere inanmak demek."
Benim için de Bergama asıl olarak ve en çok bu demek sanırım. Küçük bir kasabada gürül gürül akan enerjiye, biraraya gelmeye, yerelde örgütlenmeye ve çıkan sonuca bakıp; memleketimize, geçmişimize, geleceğimize, gençliğimize, yaratıcılığımıza, engel tanımamaya ve hiç bir koşulda umutsuzluğa kapılmamaya, yeni ihtimallerin sonsuzluğuna inanmak demek…
Birbirini tamamlayan mekanlar ve oyunlar
Festivalin bu seneki seçkisi yine tiyatro sezonunun izlenmesi gereken işlerinden oluşuyor. Oyunların tematik olarak da uyumla yerleştiği mekanlar yine fiziken efil efil, zihnen ilham verici…
Misal sezonun en çok konuşulan, en parlak işlerinden Uyku Ölüm Dondurma Ülke kente hafif bir yükseltiden bakan, ağaçların altındaki Çamlı Park’ın amfi tiyatrosunda olacak. Keza bir muhabbet kuşunun "konuştuğu" Yıldız’la da yine o, kuşların doğal yuvası olan ağaçların altında buluşacağız. Osmanlı tarihçisi, büyük hikaye anlatıcısı Reşad Ekrem Koçu’dan uyarlanan Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’nı, 500 senelik Osmanlı çarşısı Arasta’da izleyeceğiz mesela...

Cimri
Asklepion’un 2.400 senelik ve 2.000 kişilik ihtişamlı tiyatrosu ilk akşam Gökhan Türkmen’in ezgileriyle, sonra sırasıyla Semaver Kumpanya’nın 10 senede efsaneleşen Cimri yorumu, son akşam ise DasDas’ın sezonda sadece 10 gösterim yapan özel işi Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’na sahne olacak.
Programın "Üniversite Sahnesi" başlığı tiyatromuzun geleceğiyle kısmen de olsa tanışmak için yine nefis fırsat. Bu sene Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin tek perdelik Çehov komedisi Ayı, Yeditepe Üniversitesi'nin gerçek ile yanılsamanın sınırlarını belirsizleştiren absürt taşra anlatısı Madox ile Üç Gece, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı'nın Monologlar Müzesi #TBT’si, kayıpların, sırların ve hatırlamanın izindeki altı monoloğu ile Kale Mahallesi'nde olacak. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin Yangınlar’ı ise Wajdi Mouawad'ın sarsıcı metnini beş kadın oyuncunun bedeninde kolektif bir kadın hafızasına dönüştürerek savaşın ve eril şiddetin yıkımını sorgulayacak.

Akropol
Asklepion’daki son oyunlarla gün geceye bağlanıyor. Mitolojik Tanrılar Katı Akropol’de her sene olduğu gibi günbatımına doğru sadece bir kere görülebilecek, bu mekana yerleşecek bir performans olacak: 9 Ağustos'ta Selçuk Artut ile Nihal Saruhanlı doğaçlama ses performansıyla Akropol’de günü batıracak. 7 Ağustos akşamıysa Asklepion’da Fransa’dan konuklar var: compagnie dernière minute/Pierre Rigal imzalı R*ONDE*S, Asklepion Antik Tiyatro’daki Gökhan Türkmen konserinden hemen önce Asklepion Site'de izlenebilecek. (Açılışın bu sene konserle yapılmasının özel sebebinin de Bergama esnafının, gençlerinin ve yerel dinamiklerinin Asklepion’da müzikli bir açılış yapılması yönündeki talepleri olduğunu not düşelim.)
Avignon'un kaderini yaşasın
Bergama’da festival sabah 8’de başlar; lezzet yürüyüşleri, Arasta ve antik tiyatro keşifleriyle… Müze turları, atölyeler, söyleşiler, oyunlar derken kendinizi Bergama’nın antik kalıntılarının, yaşlı çınarlarının bir parçası hâline gelmiş gibi hissedersiniz; şaşırmayın. Athena, Hera, Serapis, Asklepios, Kibele çaktırmadan adımlarınıza eşlik eder.
Bergama’da olan Bergama’da kalır ama şüphem yok ki kalbiniz de orada kalacaktır, sonraki sene tekrar dönmek üzere. Festivalin ilk senesinin son akşamı, BTF’nin kurucusu Eren’e “Seneye beni de çalıştır, sandalye falan taşırım mesela, bu festival devam etsin” demiştim. 2026’da kendimi festival ekibinin içinde buldum. Ekiple daha yakından tanıştıkça gördüm ki ekibin büyük kısmı da katılımcı olarak bulundukları festivalin gönüllüsü, çalışanı olmuş zaman içinde…
Juliet, Romeo’ya aşklarına mâni olan engelleri kastederek “Romeo, neden Romeo’sun sen?” diye soruyor 400 senedir. Ben de 2018’den beri ülkedeki ve dünyadaki onlarca maniye inat, Bergama kentini en başından beri olduğu gibi, özüne döndürerek tiyatroyla, yaşamla sarmalayan festivale ithafen sesleniyorum; “Bergama, neden tiyatrosun sen?” İşte bu içeriden yazıyla kendi soruma da yanıt vermiş olayım.
Dileğim, BTF’nin bu sene 80’incisi düzenlenen, küçük bir kenti dünyanın tiyatro merkezine çeviren Avignon Tiyatro Festivali’nin kaderini yaşaması. Yereldeki en küçük esnaftan, bölgenin yenilenebilir enerji üreticisi Ateş Wind Power’a uzanan desteklerle bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yedinci edisyonu yaşanacak olan Bergama Tiyatro Festivali de dilerim kuşaklarca sürer. Bir kent nasıl tiyatronun ta kendisine dönüşür, onlarca yıl bizler ve bizden sonrakiler tanık oluruz, dilerim. Baştaki soru da her bir katılımcısının kendi Bergama deneyimlerinden çıkaracağı, Akropol eteklerinden Ege Denizi’ne kadar uzanacak sayısız yanıtla dolar dilerim…
Son not: Bergama Tiyatro Festivali (BTF); T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkıları, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bergama Belediyesi'nin paydaşlığında, Ateş Wind Power sponsorluğunda; Bergamalı işletmeler Canoğlu Matbaa, Golden Keys ve Ürper'in destekleri, Bergama Ticaret Odası (BERTO), Ne Yerde Ne Gökte Derneği, 10’un üzerinde Bergamalı esnafın katkıları ve BERaBER, Bergama'yı Sevenler Turizm Derneği (BSTD) ve Bergama Tiyatro Festivali Derneği koordinasyonunda düzenleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bahar Çuhadar
Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Her gün fark ettiğimiz küçük sevinçler, yalnızca o anı güzelleştirmekle kalmaz, beynimizin gelecekte de sevinci fark etme kapasitesini yavaş yavaş artırır. Mizahi edebiyat ise sadece dikkatimizi dağıtmaz bize hayata yeni bir bakış açısı kazandırır. İnsanların ne kadar da harika bir şekilde ne kadar da harika olmadıklarını gösterir.

İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.




