Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Bahar Çuhadar
Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci.
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü sokaklardan, meydanlardan, kampüslerden, evlerin camlarından yükselen "hak, hukuk, adalet" seslerine selam veren oyunlar eşliğinde kutluyoruz. Mücadelenin ve dayanışmanın kıymetini anımsatan, kaydını tutan, umudumuzu da diriltmeyi salık veren oyunlardan oluşan bir seçki…

Sema Elçim’in yazıp Nagihan Gürkan’ın yönettiği "Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri", Naz Çağla Irmak’ın sahnelediği tek kişilik ama tasarımları sayesinde çok boyutlu bir oyun. Sadece 90’larda değil, gençliğinde veya bugün de umudun peşinde koşanların yüreğine incecik bir sızı yerleştiriyor; insanı içindeki mücadeleyle, öfkeyle, üzüntüyle baş başa bırakıyor.

Animus Tiyatro yapımı tek kişilik oyun ‘Gözbağcı’, Ankaralı sihirbaz Kübra’nın küçük dünyasına davet ediyor seyirciyi. Öksüz, yetim bir başörtülü genç kadının, beklenmedik sürprizlerle, tatlı sihir numaralarıyla dolu dünyasına…

Dor Productions'ın "Medea"sı, bildik miti bu kez, Medea’nın elleriyle öldürdüğü iki çocuğun dünyasından anlatıyor. Hira Tekindor’un, seyirciyi hem Medea öyküsüne hem de güncel bir aile dramına katman katman bakmaya çağıran ve bunu iki kardeşin odalarında geçen bir kesiti izleterek yapan rejisi, sezonun en dikkat çekici işlerinden.

"Kutsal" bizi, yeni anne Nina’nın peşinde, anneliğin "kutsal" olduğu iddia edilen topraklarının puslu, ürkütücü sularına çekiyor. Gerilim/mizah dokusunu çok dengeli bir şekilde ören oyun, üç güçlü oyuncuyu; Seda Türkmen, Ümmü Putgül ve Neriman Uğur’u uyumla buluşturuyor. Nina ise Seda Türkmen’in bedeninde sahnede doğuyor adeta…

Ara Sahne’nin yeni oyunu "Baba" birarada durmanın, ensemble olmanın gücünü her anında hissedeceğiniz bir oyun. Polonya çıkışlı metnin Türkiye koşullarına ve gündemine uyarlanmasıyla doğan oyun, "baba" figürü üzerinden sözünü sakınmayan ve çok güldüren bir ataerki eleştirisi…

Özden Selim Karadana’nın yazıp yönettiği "Ceviz Ağacı" oyunculuk dünyasının tam kalbini açıyor bize. Konservatuarı bitirip İstanbul’a gelen iki gencin izinde, bu zamanda, bu ülkede oyuncu olmaya dair duru, başarılı bir oyun izliyoruz. Herkese ama en çok da büyük yapımcılara tavsiyemdir…

Murat Daltaban’ın yönetmenliğinde sahneye konan "Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)", isminden itibaren bize Jane Austin'ın klasik romanına başka bir açıdan bakacağı vaadinde bulunuyor.

Can Kılcıoğlu, zor olanı başarıyor "Küçük Balkon"da. Kötü ve üzücü örneklerinin aksine, erkek gözüyle ama titizce işlenmiş, ikna edici bir kadın öyküsü, bir kız kardeşlik anlatısı kuruyor sahnede. Nazlı Senem Ünal, Vildan Atasever ve Deniz Karaoğlu’ndan oluşan sahne üstü üçlüsü çok ikna edici ve bolca güldüren performanslar sunuyor.
