Yıldızlar altında tiyatro: Tek kişilik oyunlardan bir yaz seçkisi

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Tek kişilik oyunlardan bazısı, oyuncusunu yıldızlaştırıyor bazısıysa zaten yıldız olan oyuncusunu kariyerinde yeni bir eşiğe taşıyor. Sezonda kapalı salonlarda izleme fırsatınız olmadıysa bu oyunlarla açık havada da baş başa kalabilirsiniz.
Yaz sezonunun tek kişilik oyunlarından bir seçki.
Ayten sizi çalıştığı pavyonda bekliyor
Herkes Kocama Benziyor | Temsili Sahne
Pınar Güntürkün ile Herkes Kocama Benziyor adlı tek kişilik oyununda canlandırdığı unutulmaz karakteri Ayten üzerinden tanışan seyircinin şaşırmayla hayranlık arası tepkileri çoğu kez benzer oluyor:
“Pınar Güntürkün’ü hiç izlememiştim, çok etkilendim!”
Yerinden fırlayıp oyuncuya sarılmak isteyen kadın seyirciler bile çıkıyor hatta arada…
Güntürkün’ün dört senedir sahnelediği, Alis Çalışkan’ın kaleminden çıkan, Hakan Emre Ünal’ın yönettiği bu kadın anlatısı, bir pavyondan öyküler aracılığıyla seyirciyi kendi hayatından anlarla, hislerle buluşturuyor çünkü. Kadına yönelik şiddetin en yakıcı meselelerimizden biri olduğu bu ülkede, meseleyi kanırtmadan, özgün, yer yer öfkeli ama sarkazmı da elden bırakmayan, klişe tuzaklara düşmeyen bir tonla anlatıyor.
Ve Pınar Güntürkün, çok naif bir tonla yıldızlaşarak sahneyi, seyir alanını, karakterleri, oyun içi anları ve hem ana karakteri Ayten’i hem de bahsi geçen pavyon emekçisi diğer kadınları tam kalplerinden ele geçiriyor. Ve o kalbî yerden anlatıyor, oynuyor, söylüyor bize. Dilinden düşürmediği türküleri de cabası...
3 Ağustos Pazar, 21.00’de Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da.
İddialı, kıvılcımlı, distopik ve gerçekçi
9/8’lik Kıyamet | Mek’an Sahne
9/8’lik Kıyamet, 2024-25 sezonuna ismini yazdırdı desek mübalağa etmiş olmayız. Belki de her yeni gün "distopik gibi görünüp de an be an başımıza yağan" irili-ufaklı kötülüklere uyandığımız son birkaç senenin üzerimize yığılan tortusundan sebep her izleyeni böyle çarpması.

Asıl sebep ise elbette Şamil Yılmaz’ın hemen her metninde yaptığı gibi duyu organlarını sokağın, hayatın her titreşimine açık tutarak yazmasında… Robert McKee, senaryo yazımı üzerine bir nevi el kitabına dönüşen çalışması Hikâye’de şöyle diyor:
“Yenilikçi yazarlar yalnızca çağdaş olmakla kalmazlar, aynı zamanda vizyon sahibidirler. Kulaklarını tarihin duvarına dayarlar ve durum değiştikçe toplumun geleceğe doğru nasıl bir istikamet tutturacağını hissederler…”
Şamil Yılmaz pek çok oyun metninde olduğu gibi 9/8’lik Kıyamet’te de bunu yapıyor; yerelde ve globalde üzerimize çökmekte olan sosyal, toplumsal, iklimsel, siyasal kıyameti; çoktan gelmiş örnekleriyle birlikte tek kişilik bir anlatıya sığdırıyor.
Ve bunları, darbukası eşliğinde "9/8’lik" hikayeler anlatan Diyar’ın ağzından taşıyor bize. Sezen Keser’in ince gözünün yönetiminde, Oğulcan Arman Uslu’nun kıvılcımlar saçan performansından sert ve etkileyici bir oyun. Hem yazarıyla hem oyuncusuyla tanışacağınıza çok memnun olacaksınız, atlamayın.
3 Ağustos Pazar, 21.00’de ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisi’nde.
‘Durmayan’ bir kız çocuğu: Dirmit
Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit | Tiyatro Hemhal
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm'ü çağdaş Türkçe edebiyatın en özgün metinlerinden. Anadolu’dan büyük kente göçü anlatan onlarca edebi metin arasında bir kız çocuğunun, Dirmit’in gözünden kurduğu büyülü gerçekçi tonuyla benzersiz bir yerde duruyor senelerdir.

Nezaket Erden ile Hakan Emre Ünal, bir bitirme projesi olarak çıktıkları yolda Dirmit’in o dar kafalı aileye, duvarları batıl inançlarla örülmüş o gecekonduya sıkışmayıp uçuşan dünyasını sahneye tek kişilik, zaman içinde kültleşen bir oyun olarak uyarlamıştı. Tiyatro Hemhal ekibi olarak, 2017’den beri Dirmit’i küçücük köylerden dünyanın farklı ülkelerindeki kocaman kentlere uzanan geniş bir coğrafyada gezdiriyorlar.
Annesinden, babasından, ağabeylerinden ve erkek kardeşinden gelen her yasağı “Durur muyum, durmadım!” diyerek delen, ezen geçen; özetle direnen Dirmit’in hikayesi bu. Nezaket Erden’in adeta her oyunda tazelenen enerjisiyle, her seferinde en baştan Dirmit oluşuyla bir kez tanışın, sonra kendisiyle sahnede birkaç kez daha görüşmek isteyebilirsiniz.
5 Ağustos Salı, 20.30’da Maximum UNIQ’te, 7 Ağustos Perşembe, 21.15’te Urla Dam’da (İzmir).
Serkan Keskin’in tek kişilik harikalar dünyası
Saatleri Ayarlama Enstitüsü | 484 Urban Garden
Serkan Keskin'i izlemek, sahnede ayrı, kamera önünde ayrı zevk veren bir oyun yeteneği. Her hücresiyle sahnede olan bir tiyatro insanı. Defalarca izleseniz bile bir sonraki izleyişinizde gözünüzü yine alamayacağını, çekici bir enerji kaynağı. Böyle oyuncuları, ustalıklarını ya da oyun hâlinde olmaktan aldıkları zevki ferahfeza paylaştıkları tek kişilik oyunlarda izlemenin keyfi apayrı bir yerde durur.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın büyük eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Serdar Biliş’in uyarlaması ve sinematografik bir boyutu da olan rejisiyle dönüştüğü tiyatro oyunu, pek çok açıdan etkileyici, evet. Ama oyun en çok Serkan Keskin’in sahnedeki varlığıyla yerini unutulmaz tek kişilik işler arasına yazdırmış durumda. Keskin’in dolu dolu kariyerinde de apayrı bir yerde durduğu ve mümkün olursa uzun seneler daha oynayacağı da kesin.
Çok güçlü bir performans sizi bekliyor. Tanpınar’ın zamana yenilmeyen ironik zekasıyla bir kez de sahnede buluşmak, Biliş’in kurduğu sinema-tiyatro kesişmesine tanıklık etmek de cabası.
12 Ağustos Salı, 21.00’de İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda.
Sahnede bir muhabbet kuşu
Yıldız | Artalan Kolektif
Mine Nur Şen’in tek kişilik performansını ne yazık ki henüz izleme fırsatı yaratamadım. Yıldız, seyircilerin dilinde bu sezon en çok dolaşan tek kişilik, genç oyunlardan biri.
Deniz Dursun’un yazdığı oyunu Anıl Can Beydili yönetmiş; Mine Nur Şen ise bir muhabbet kuşu olarak alıyor yerini sahnede. Öyküsüyle seyircinin kalbine yumuşacık bir dokunuş bırakan bu kuşu, Mine Nur Şen’in akılda kalıcı bir performansla oynadığı en sık gelen yorumlardan.
8 Ağustos Cuma, 21.00’de ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisi’nde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bahar Çuhadar
Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.




