Suriye politikasında değişiklik ve muhalefette Davutoğlu çatlağı

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Suriye'de 11 yıldır süren iç savaşın sonucunda Esad rejimi ülkenin çoğunluğunun kontrolünü yeniden alsa da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ve Türkiye destekli muhaliflerin ülkenin kuzeyinde kontrol ettiği bölgeler azımsanmayacak kadar büyük. Türkiye'nin haklı güvenlik kaygılarıyla terör örgütü PKK ile bağlantılı SDG/YPG'nin devletleşmesine karşı çıkması, Suriye'nin toprak bütünlüğünü desteklemesini gerektiriyor.
Yeniden filizlenen ikili ilişkiler
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz günlerde Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile 10 ay önce görüştüğünü açıkladı. Çavuşoğlu, Mikdad’a "Muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye’nin böyle bir durumda buna destek olabileceğini" söylediğini aktardı. İstihbarat örgütleri arasındaki iletişim bilinse de bu 2011'de iç savaşta Türkiye’nin muhalifleri açıkça desteklemesi sonucu kopan ilişkilerde gelinen yeni noktayı gösterdi.
Çavuşoğlu "Şu an için diplomatik temas olmadığını ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye lideri Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüştürmek istediğini" bildirdi. "YPG/PKK'nın tek amacı Suriye'yi bölmek. Suriye'nin bölünmesini engellemek için Suriye'de güçlü bir yönetimin olması lazım.” ifadelerini kullandı.
Türkiye destekli gruplardan Türkiye karşıtı protestolar
Çavuşoğlu’nun açıklamalarının hemen ardından Suriye’de Türkiye destekli muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde Türkiye karşıtı protestolar başladı. Hatta Azez kentinde "ne uzlaşı ne teslimiyet, rejimi devireceğiz" sloganlarının atıldığı gösterilerde Türk bayrağının yakıldığı, Türkiye’nin inşa ettiği parklara zarar verildiği, TSK'nın araçlarının taşlandığı görüldü.
Türkiye’nin Esad’a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu’nun bir bölümünü yeniden yapılandırarak 2017’de oluşturduğu Suriye Millî Ordusu, “Türk bayrağı mukaddestir. Ona el uzatan kişiler cezalandırılacaktır.” açıklamasında bulundu, göstericilerden gözaltına alınanlar olduğu aktarıldı.
MHP de pozisyon değiştirdi
AK Parti’nin ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli daha önce "Katil Esad’la görüşme teklifinde bulunanlar akıllarını başlarına alsın." ve "Türk milleti gerekirse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalıdır. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad" gibi sözler sarf etmişti. Bahçeli bu hafta Suriye politikasındaki değişimin işaretini verir şekilde "Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir." yorumunda bulundu.
Suriye’deki savaşın başından bu yana Esad’a destek olan ve Avrasyacı görüşleriyle tanınan Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in de AK Parti’den istifa ederek partisine katılan Ethem Sancak’la beraber Esad’la görüşmek üzere Şam’a gideceği öğrenildi.
Altılı masada Davutoğlu çatlağı
CHP ve İYİ Parti zaten uzun yıllardır iktidarın Suriye politikasını eleştiriyor, Esad’la görüşülmesini ve barış sağlanmasını savunuyordu. Bu iki partiden Suriye ile diplomatik ilişkilerin ve görüşmelerin başlamasına "biz demiştik, dediğimize geldiniz" sözlerinden başka eleştiri gelmesi olası gözükmüyor. Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den geçmişte yapılan açıklamalar da "tüm taraflarla yapıcı diyalog kurulmasını" onaylıyor. Öte yandan bu konu altılı masada olası bir çatlak yaratma riski taşıyor.
Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olduğu dönemlerde Esad karşıtı Suriye politikasının mimarı konumundaydı. Başbakanlık döneminde Esad’ı “şeytan” olarak nitelendiren Davutoğlu bugün de “Rusya’nın Esad rejimini meşrulaştırmaya çalıştığını” söyleyerek rejimin gayrimeşru olduğu yönündeki pozisyonunu koruyor. Görüşmelerin başlaması için Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulmasını önkoşul olarak sunarak da rejim değişikliği beklentisinin sürdüğünü belirtmiş oluyor.
Gerçekler ve beklentiler
Esad rejiminin iç savaşta masum binlerce insanı öldürdüğü, milyonlarca insanı yerinden ettiği doğru olsa da Türkiye, dış politikasını güvenliğini ve ekonomisini önceliklendirerek denge ve barış üzerine kurması gereken bir ülke konumunda. Sahadaki gerçekler, Esad’ın iç savaşta Rusya’nın da desteğiyle zafere ulaştığını ve yönetimini sürdüreceğini gösteriyor. Birleşmiş Milletler’de temsil edilen bir komşu ülkenin yönetimini tek taraflı olarak gayrimeşru ilan etmek çözümsüzlüğün sürmesi anlamına geliyor.
Oysa sığınmacı krizi ve milyonlarca Suriyelinin geri dönüşü, olası bir SDG/YPG devletinin kuruluşunun engellenmesi, muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde barışın sağlanması gibi konular ancak Suriye rejimiyle muhatap olunarak çözüm bulunabilecek sorunlar olarak ortada duruyor.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan "Hâlihazırda Esad rejiminin ayak sürümesi nedeniyle süreç ilerlememektir" açıklamasının yanı sıra 16 Ağustos günü TSK’nın vurduğu YPG mevzilerinde rejim askerlerinin de öldüğünün açıklanması, YPG’nin Esad’la uzlaşması hâlinde ABD’nin bugün Türkiye’den destek gören Esad muhaliflerine yeniden destek vermeye başlama ihtimali, Türkiye'deki bir grup Suriyelinin Türkiye'nin politika değişikliğine karşı çıkma olasılığı gibi konular sürecin karmaşıklığını ve zorluğunu gözler önüne seriyor. Bu karmaşık süreç, seçimden önce olduğu gibi seçimden sonra da incelikli ve kararlı, "idealist değil, realist" bir dış politika stratejisi gerektiriyor.
Türkiye'yi yönetmek üzere ortak Cumhurbaşkanı adayı göstermesi beklenen altı partinin, Suriye politikası gibi hem millî güvenliği hem de ekonomiyi yakından ilgilendiren bir konuda da toplumda kafa karışıklığı bırakmayacak şekilde ortak bir tutum sergilemesi beklentisi oluşuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Çin, Haziran 2026’da yayımladığı yeni “Beyaz Kitap”la küresel yönetişim vizyonunu daha açık biçimde ortaya koydu. Pekin, BM’nin güçlendirilmesini, Küresel Güney’in karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını ve ticaret ile tedarik zincirlerinin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in ABD ile rekabetinde doğrudan bir hegemonya arayışından çok, ekonomik yükselişini sürdürebileceği daha çok kutuplu ve daha az korumacı bir düzen talebine işaret ediyor.

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.





