Sürtünmesiz bir dünya hayali: Teknoloji hayatı 'fazla' mı kolaylaştırdı?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Hem işleri daha hızlı tamamlama hem de daha az yorulmamızı sağlama vaadiyle gelen yapay zeka, bugün artık e-postaları özetliyor, toplantı notlarını çıkarıyor, metinleri düzenliyor, sunum hazırlıyor ve birkaç saatlik işleri dakikalara indiriyor. Teorik olarak tüm bunların çok daha fazla boş zaman kazandırması gerekiyor. Fakat pratikte birçok kullanıcı tam tersini hissediyor: Günler daha hızlı geçiyor, yapılacaklar listesi uzuyor ve ne kadar çok araç kullanılırsa kullanılsın hiçbir işe tam olarak yetişilemiyor.
Yıllardır temel olarak harcanacak eforu minimuma indirmeyi vadeden teknoloji, işleri azaltmaktan çok, yapılabilecek işlerin sınırını genişletiyor. Bir görev hızlandığında boşalan zaman dinlenmek yerine, yeni bir göreve ayrılıyor. Böylece teknoloji, iş yükünü azaltan bir araca değil, verimlilik beklentilerini yükselten yeni bir standarda dönüşüyor.
- Asıl paradoks da tam olarak burada yatıyor: Hayatı kolaylaştırmak ve eforu minimuma indirmek için geliştirilen araçlar, hayatı çok daha yoğun, hızlı ve talepkar bir hâle getiriyor.
Rakamlar: Yakın tarihli araştırmalar da bu deneyimi doğruluyor. UpWork’ün 2024 yılında ABD, Birleşik Krallık, Avustralya ve Kanada’daki 2500 profesyonelle yaptığı bir ankete göre çalışanların %77'si, yapay zekanın üretkenliklerini azalttığını ve iş yüklerini artırdığını düşünüyor.
- Şirketlerin %39'u, yapay zeka araçlarının kullanımını zorunlu hâle getirmiş olsa da yapay zeka kullanan çalışanların %47’si, işverenlerinin beklediği verimlilik artışını nasıl elde edecekleri konusunda hiçbir fikirleri olmadığını söylüyor.
Benzer şekilde: Microsoft’un 31 ülkeden 31 bin çalışanla hazırladığı 2025 İş Trendleri Endeksi’ne göre de yapay zeka, çalışanların %90’ının zaman kazanmasını, %85’inin en önemli işlere daha iyi odaklanmasını, %84’ünün ise daha yaratıcı olmasını sağlıyor. Fakat buna rağmen çalışanların %68'i iş temposu ve hacmine yetişemediğini söylüyor, %46’sı ise tükenmiş hissediyor.
Ayrıca çalışanlar, çalışma zamanlarının %60'ını e-posta, toplantı ve mesajlaşmaya ayırıyor. Zamanın yalnızca %40’ı gerçek üretime ayırılabiliyor. Bunun yanı sıra çalışanların %48’i, liderlerin ise %52’si, iş günlerinin kaotik ve parçalı olduğunu söylüyor.
- ActivTrak’ın 164 bin çalışanın 443 milyon saatlik bilgisayar kullanımını incelediği bir analiz de yapay zeka kullanan çalışanların kesintisiz odaklanma süresinin %9 azaldığına ve yapay zekanın kazandırdığı verimliliğin çalışanlara daha fazla görev verilerek anında tüketildiğine işaret ediyor.
Anlamı: Yapay zeka, çalışanlara zaman kazandırıyor olsa da şirketler, bu zamanı yeni görevlerle dolduruyor. The New York Times’da yayımlanan bir analiz, sorunun yapay zekanın kendisinden ziyade, teknoloji sektörünün yıllardır pazarladığı "sürtünmesiz” anlayışında yattığını savunuyor.
İngilizce “frictionless” kelimesinden çevrilen bu ifade, bugün pek çok farklı bağlamda kullanılıyor. Örneğin Reddit’te alışveriş bağımlılığı konusunda başlatılan bir tartışma, esas sorunun “sürtünmesiz alışveriş” olduğuna işaret ediyor. Başka bir başlıkta ise Frictionless adlı bir e-ticaret aracından bahsediliyor. Bu araç, siteyi tarayarak kullanıcıların “Şimdi sipariş ver” butonuna tıklamasını engelleyen “psikolojik sürtünme örüntülerini” listeliyor.
Eğitim teknolojileri alanında ise "sürtünmesiz öğrenci deneyimi" kavramı öne çıkıyor. Burada öğrencilerin yemekhane sistemi, burs ödemeleri ya da diğer üniversite hizmetleri için farklı uygulamalar kullanmak veya her biri için ayrı ayrı giriş yapmak zorunda kalmamasına referans yapılıyor.
Öte yandan: İş dünyasında ise kurumsal psikologlar, yöneticilerin karar süreçlerinde yarattığı "sürtünmeye" dikkat çekerken danışmanlık şirketleri, yazılımların ofisler, çalışanlar ve bürokrasi gibi eski ve verimsiz görülen engelleri ortadan kaldırdığı "sürtünmesiz şirketler” hayal ediyor.
‘Sürtünmesiz’ kelimesi eskiden fiziksel bir anlam taşırdı
Diğer yandan “sürtünmesiz” kelimesi, onlarca yıl önce son derece fiziksel bir anlam taşıyordu. Bu terim, ilk olarak 1880’lerin sonlarında yaygınlaştı. O dönemde İkinci Sanayi Devrimi mühendisleri, fabrika makinelerinin aşınıp bozulmasını engellemek için daha iyi yağlayıcılar, yeni rulman sistemleri ve “sürtünmeyi” azaltan alaşımlar geliştirme peşindeydi.
Bugün ise "sürtünmesiz" kavramı, daha çok teknoloji dünyasında kullanılıyor. Burada "sürtünme", bir kullanıcının bir işi tamamlamasının önündeki her türlü engeli ifade ediyor. Bu engel, karmaşık bir sistemi öğrenmek zorunda kalmak veya internetten ayakkabı sipariş ederken fazladan bir "Tamam" butonuna tıklamak olabiliyor.
Geniş açı: Uzun yıllar boyunca bu “sürtünmeyi” yaratan engelleri ortadan kaldırmak, teknoloji şirketlerinin en büyük değer vaadiydi. Apple kurucusu Steve Jobs'ın ürünlerin karmaşık teknik ayarlar gerektirmeden, kutudan çıktığı gibi kusursuz ve sorunsuz bir şekilde çalışmasını ifade eden pazarlama mottosu "It just works (Öylece çalışır)”, Apple'ı dünyanın en büyük şirketlerinden birine dönüştürdü.
2000 yılında yayımlanan ve büyük etki yaratan Beni Düşündürme kitabı ise dijital araçların kullanıcıdan zihinsel çaba istemek yerine, arka planda görünmez hâle gelmesi gerektiğini savunuyordu. Kitaba göre iyi bir kullanıcı deneyimi, mümkün olduğunca “sürtünmesiz” olmalıydı.
Bununla birlikte: “Sürtünme” metaforu, kimi zaman görkemli bir gelecek vizyonuna işaret etse de modern dünyada çoğunlukla A noktasından B noktasına giden kusursuz bir yolu bozan ufak rahatsızlıkları anlatıyor. Otopark kapısında yaşanacak 10 saniyelik bekleme, bir mobil uygulamadaki 5 saniyelik yükleme süresi, bir yetkiliye teslim edilmesi gereken bir onay formu, satın alma için yanınızda getirmeniz gereken plastik bir poşet veya telefonla yemek siparişi vermek için gereken sözlü etkileşim gibi ortadan kaldırılabilecek her türlü engel, “sürtünme” deneyimine konu olabiliyor.
2018 yılında pazarlama alanında bu tür engelleri ortadan kaldırma hedefi oldukça yaygın bir konu hâline geldiği için bir ticaret bülteninin “sürtünmesiz” kelimesini “yılın en sinir bozucu kelimesi” seçtiği biliniyor. Fakat bülten yazarı, esasında “sürtünmesiz” olduğu ifade edilen perakende deneyimlerinin hiçbirinin yeterince “sürtünmesiz” olmayışına dikkat çekiyor.
Asıl rahatsızlık daha felsefi bir boyuta sahip
Genel kullanıcıdaki asıl rahatsızlık ise daha felsefi bir boyut taşıyor. Fütürist Thomas Klaffke, “sürtünmesiz” ifadesinin yalnızca bir kelime değil, aynı zamanda bir dünya görüşü olduğunu ve hiçbir zahmetin, hiçbir çabanın ve hiçbir düşüncenin olmadığı “süper distopik” bir vizyona işaret ettiğini savunuyor.
Uzmanlar, bu bağlamda “sürtünmesiz” bir varoluş hayalinin insanları korkak, yalnız ve zorluklara tahammül edemez hâle getirdiğine dikkat çekiyor. Zira “sürtünme”, fiziksel boyutta iki nesnenin birbirine temas etmesiyle meydana geliyor. Bu türden bir korku, herhangi bir deneyimle temas etmeyi de zorlaştırıyor.
Öte yandan: Bazı yazarlar, metaforun fazla genişletildiğini ve zorlu ama ödüllendirici bir tartışmanın sinir bozucu bir kullanıcı arayüzüyle aynı şey olmadığını öne sürüyor.
Bazı uzmanlar ise “sürtünmeyi” en üst düzeye çıkarmak gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, hayatın kendisinin rahatsız edici ve sürekli kaçılması gereken bir deneyim olarak görülmemesi gerektiğine ve işleri zor yoldan yaparak zorluklara olan toleransın artırılabileceğine işaret ediyor.
Tuhaf bir biçimde bu eleştiriler, "frictionless" kelimesinin Oxford English Dictionary'de kaydedilen en eski kullanımını yansıtıyor. 1848 tarihli hicivli bir şiirde geçen bu kullanımda, "serin, bütünüyle sürtünmesiz ve dingin bir beyin" tasvir ediliyor. Şiire göre bu beynin "içindeki polis, en küçük isyan kıvılcımlarını bile filizlenmeden söndürüyor” ve şiirde "sürtünmesiz beyin", kalbin her türlü taşkınlığını dizginleyen ve onu sürekli bir deli gömleğine mahkum eden bir zihne referans yapıyor.
"Serin, bütünüyle sürtünmesiz, dingin bir beyin...
İçindeki polis, isyanın filizlerini daha yeşermeden koparır
Kalbin boş yere düğmelerini patlatıp özgürleşmeye çalıştığı,
Üzerine sonsuza dek geçirilmiş bir deli gömleği gibidir o beyin."
Perspektif: Bazı eleştiriler, aşırı konfor ve kolaylık takıntısının kullanıcıyı dönüştürdüğü şeyin tam da bu olduğunu savunuyor: Duygularını köreltmiş, düşünsel olarak edilgenleşmiş ve en derin ilişkisini yemek teslimat uygulamalarıyla kuran bir insan.
Bu eleştiri, zaman zaman aşırı didaktik tınlasa da esasında insanlığın yüzyıllardır biriktirdiği bir bilgeliği yansıtıyor. Zira çocuk yetiştirmek, eğitim ve hatta hayatın anlamına dair tüm öğütler, aynı noktada buluşuyor: Hayat fazlasıyla kolaylaştığında insanlar, zamanla hem becerilerini hem de gelişme motivasyonlarını kaybetmeye başlıyor.
Dahası: Bugün kullandığımız bağlamda "sürtünmesiz" deneyimler, çoğu zaman kullanıcının hayatını kolaylaştırmak için değil, şirketlerin istediği davranışı sergilemesini kolaylaştırmak için tasarlanıyor. Artık "sürtünmesiz" denildiğinde gerçekten kullanıcının hedeflerine ulaşmasını kolaylaştıran sistemlerden ziyade, onu o sistemleri tasarlayan şirketlerin hedeflerine yönlendiren mekanizmalardan bahsediliyor.
Örneğin dijital pazarlama şirketleri, markalara "Kayıt ol" gibi kullanıcıyı duraksatabilecek ifadeleri bırakıp "Anında erişim kazan" gibi daha cazip ifadeler kullanmalarını öneriyor. Amaç ise daha fazla insanı e-posta adresini paylaşmaya ikna etmek oluyor. Kullanıcı günün birinde o hesabı silmek istediğinde ise şirketin yasal sınırlar içinde yaratabileceği pek çok “sürtünmeyle” karşılaşıyor.
İş dünyasında "sürtünmeyi ortadan kaldırmak", çoğu zaman müşterileri, çalışanları ya da iş ortaklarını şirketin istediği davranışa yönlendirmek anlamına geliyor. Kusursuz işleyen bu sistemler, kullanıcının hayatını kolaylaştırmak için değil; satışları artırmak, verimliliği yükseltmek ve maliyetleri düşürmek için tasarlanıyor.
Klaffke gibi yazarlar da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor.
Modern dünyanın tamamen "aşırı kolaylık" üzerine kurulu olduğu fikrini çürütmek için devlet dairesinde bir işlemi tamamlamaya çalışmak yeterli oluyor. Zira karşılaşılan bürokrasi, dünyanın hiçbir zaman insanı sonsuza kadar konfor içinde tutacak şekilde tasarlanmadığı ve sanıldığı kadar “sürtünmesiz” bir yer olmadığı gerçeğini çok kısa bir süre içinde hatırlatıyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bürokrasi, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı istikrarla düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.
Editörün önerisi: İş dünyasının yeni trendi: Sonsuz iş günü | Pareto, Doğa Yurduneri
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Doğa Yurduneri
İş Dünyası ve Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.




