

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver
Yaşamın değişim ve dönüşüm kapasitesi muhteşem! Bugün, yaklaşık 3 yıl önce bir ilkbahar günü neredeyse bir parça odun kalacak şekilde budanan süs eriği ağaçlarının yanından geçtim. O yıl bana ve aileme hiç uğramayan ilkbaharda, baharın o ağaçlara da uğramamış olması beni derinden yaralamıştı. Aylar, yıllar geçti o ağaçlar yeni sürgünler verdi, bir sonraki ilkbahar çiçeklerini göstermeye başladı, sonraki ilkbahar eskisinden de sağlıklı ağaçlara dönüşmüşlerdi. Yaşamın ‘her şeye rağmen olma’ ve rejenerasyon yeteneği mükemmeldi!
Keşke biz de, elimizde bir sihirli değnekle doğaya verdiğimiz her tahribatı erik ağaçlarının tekrar yaşama dönmesi gibi düzeltebilsek.
Düşünsenize mesela doğada yok olmayan plastikler çiçeğe, balığa, ağaca, sincaplara dönüşmüş. Oysa ki, doğaya bırakılan her plastik bırakın çiçeğe, böceğe dönüşmeyi, neredeyse balıkları, ağaçları, insanları plastiğe dönüştürecek! Yılda 380 milyon ton plastik üretildiği, bunun 2.700.000 mavi balinanın ağırlığına eş değer olduğu belirtiliyor. Bu plastiklerin büyük bir kısmının kaderi de çöp okyanusuna karışmak oluyor.
Bir plastiğin parçalanması yüz yıl sürer dense de, plastikler hiç bir zaman tam olarak parçalanıp bir pamuk ya da keten lifi gibi doğaya karışamıyor; üretilen tüm plastik madde öyle ya da böyle bir şekilde ekosistemde kalmaya devam ediyor. Geri dönüşüm de bir çözüm olarak gözükmüyor. Birçok plastik gıda veya başka maddelerle kirlenmiş oluyor; dönüşüm zahmetli ve yeniden enerji gerektiriyor. 2016 yılında üretilen plastiğin sadece yüzde 16’sının geri dönüştürüldüğü söyleniyor. Üstelik de plastik çiçeğe, böceğe değil, gene başka bir plastik ürüne dönüştürülüyor!
Maalesef kullanıp attığımız plastikler ve kullandığımız sentetik ürünlerden biz farkında bile olmadan doğaya karışan plastik parçaları ‘mikroplastikler’ dediğimiz şekillere bürünüp yaşamımıza geri karışıyorlar. Bilimsel olarak 5 milimetreden daha küçük plastik parçaları olarak tanımlanan mikroplastikler;
- Parçalanan daha büyük plastik kalıntılarından ya da eksfoliyatif olarak çeşitli kozmetik ürünlerine, temizleyicilere ve diş macunlarına eklenen mikro-boncuklardan kaynaklanabilir.
- Sentetik giyeceklerin yıkanması ya da bir otomobilin lastiğinin yolda giderken yıpranması sırasında suya, havaya karışabilir.
- Plastik şişeden içtiğiniz suyun, yemeğinize ektiğiniz deniz tuzunun, yediğiniz yumurta ve balığın, poşet ile demlediğiniz çayın içinde bulunabilir.
İlk olarak okyanuslar ve su canlılarının sağlığı açısından gündeme gelen mikroplastiklerin artık insan vücuduna da alındığını biliyoruz. Aslına bakarsanız mikroplastikleri soluyoruz ve yiyerek sindiriyoruz! Bu plastik parçacıkları akciğerlerimizde yerleşiyor, kanımızda dolaşıyor, annenin plasentasından bebeğe geçiyor. Pet şişe olarak nitelendirdiğimiz içecek şişelerinin isminin geldiği polietilen tereftalat (PET) ve polipropilen vücudumuzda en sık saptanan plastik çeşitleri.

Vücudumuza aldığımız bu mikroplastik parçalarının nelere yol açacağını ise henüz tam olarak bilmiyoruz.
Bu parçaların vücut tarafından yabancı cisimler olarak algılanıp bir yangısal yanıt oluşturduğu belirtiliyor. Elimizdeki sınırlı veriler bile inflamatuar hastalıklar, solunum yolu hastalıkları, kalp damar hastalıkları ve kanser ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. Daha da kötüsü bu minnacık plastik parçaları başka toksinler ve kimyasal maddelerin vücuda ve dokulara girmesi için de taşıyıcı görevi görüyor. Akıllardaki esas sorulardan biri de, mikroplastiklerin beyne geçip geçmediği..
İnsan eliyle üretilip ekosisteme karışan ve yaşamın değişim ve dönüşüm döngülerine katılamayan plastiklerin, erik ağaçlarının çiçeklerinde yaşam bulmaları şu an için mümkün değil. Bugün o erik ağaçları, bir odun parçası olarak kaldıkları ve beraber ağladığımız o ilkbaharı tamamen unutmuş gözüküyorlardı. Daha da çoğalarak göğe uzanan uzun ve sağlıklı dalları ile yaşamda değişimin, dönüşümün, büyük kayıplardan sonra gelen büyük yaşam mucizelerinin sembolüydüler. O ilkbahar erik ağaçlarının çiçeklerini ve babamı benden alan yaşam, o ağaçları tekrar çiçeklerine kavuştururken benim yasımı da Toprağın Bilgeliği’ne ektiğim tohumlara dönüştürdü. Kimbilir, belki babam da başka bir yerlerde o yıl yaşayamadığı ilkbaharını yaşıyordur şimdi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Deniz Seviyelerindeki Yükseliş, Karbon Yakalama, Mikroplastikler
09 Eyl 2022

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







