
Gözlemlerime göre İstanbullular’ın yaz personaları üçe ayrılır: İzmirci, Bodrumcu ve Antalyacı. Bunlar da tabii aralarında Alaçatıcı, Urlacı, Yahşici, Yalıkavakcı, vs. diyerek fraktallaşır. Biz ailecek Bodrumcuyuzdur. Anneannemlere yıllar yıllar önce bir kurada çıkan ev benim çarpım tablosunu ezberlememden tutun, üniversite kabullerime kadar her şeyi görmüştür. Anılar ile doludur. Her sene gidilir, tüm aile orada bir araya gelir. Bağıra çağıra konuşulur, 51 oynanır, yaş almalar kutlanır. Güzeldir, tanıdıktır, kalabalıktan uzak o küçük cepleri bulabildiğimiz için de sakinliğini koruyabilmiştir. Bu hep böyledir. Bodrum ilk göz ağrım, ebedi aşkım olsa da, benim için özel bir başka bir yer daha vardır. Antalya. Seni vardığın an sıcağı ile kucaklayan, güzel Antalya… Daha spesifik olmam gerekirse: Çıralı, Adrasan ve Olimpos. Şimdi ben lokal bir Antalyalı değilim, turist şapkamı takarak bu yazıyı yazdığımı da belirtmem gerekiyor. O nedenle de Antalyalı 20’liklerimizden farklı önerileri ve düşünceleri de bekliyorum.
Şu an bu sayıyı Çıralı’da kaldığım mütevazı, organik domatesli, ev yapımı reçelli, balkonunda hamaklı, limon ve portakal ağaçları ile kucaklandığınız Orange Motel’den yazıyorum (özellikle kuru kayısı reçelleri çok lezzetli). 1989’dan beri açık olan bu yer, günümüzde Naşit ve Şule Darıcı tarafından işletiliyor. Güzel bir aile işletmesi. Denize 5 dakika, Olimpos Antik kentine yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesinde. Kuş ve ağustos böcekleri sizi tatlı melodiler ile selamlıyor. Burada kendimi sakin ve iyi hissediyorum. Karşısındaki Orange Market'ten günlük Beypazar dozumu alıp sahile yürüyorum. Yolumu uzatarak Beaver Coffee Shop’a uğruyorum. Güzel bir buzlu kahve alıyor, sıcaktan mayışmış köpekleri seviyorum. Bahçelerindeki ahşap masalarda biraz dinleniyorum — Antalya çok sıcak, Adanalı genlerim sıcak toleransımı yükseltmemiş, bunu bir daha hatırlıyorum. Tamam, yola devam. Burada sahillere havlunuzu serip direkt denize girebilir ya da sahil kıyısındaki restoranların şezlonglarından içecek/ yemek alarak yararlanabilirsiniz. Bodrum’da uçuk çıkaran beach club giriş fiyatları Çıralı’da yok. Burası gösterişten uzak, boheme göz kırpan ve rahat bir yer. Bu bana iyi geliyor. Dağların denizle buluştuğu manzarayı gördüğümde sıcağı da, dizimin arkasından akan terleri de unutuyorum, hemen sahile konuşuyorum. Yeşil ve mavinin buluşması kadar harika bir şey yok. Bayram öncesi buralar sakin. Peştemalimi yere seriyor, uçmasın diye uçlarına birkaç taş koyuyorum. Sonra 3-2-1 cuppp. Denizdeyim, dağların eteklerine varana kadar yüzmek istiyorum. Suyun sıcaklığı tam tadında, üşütmeyen güzel bir soğuğu var. Sırt üstü denizin üstünde uzanıyor, ayak parmaklarımın ötesinden dağları izliyorum. Ohhh be.

Olimpos sahil ve ördekler
20’liğin ilk senesinde yazdığım sayılardan birinde ilk ‘aşkım’ Alihan ve onunla Çıralı’da tanışmamı anlatmıştım. Bu tek taraflı ve akşam üstü Gora izlemeli aşk hikâyesinin gerçekleştiği yer Olympos Lodge adında, günümüzde çok pahalı ama tabiri caizse ‘manyak güzel’ olan bir oteldeydi. Deniz kıyısından sağa doğru yürüdüğünüzde Olympos Antik Kentine hemencecik ulaşabiliyorsunuz. Sahilinde biraları ile akşam üzeri oturan gençler, gerisinde de şehri ikiye bölen ırmakta takılan ördekler oluyor. Antik kent kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Nasıl tanımlasam bilmiyorum, belki tarih okuduğum için, ama mistik bir enerjisi var. Tam hatırlamıyorum ama gişelere geldiğinizde eğer 3-4 kişi iseniz, tek tek bilet almak yerine bir grup kartı almak daha uyguna geliyor. Bu seçeneği genellikle sizinle paylaşmıyorlar. Bize de geçen senelerde gittiğimizde sırada beklerken bir hanımefendi bu bilgiyi vermişti — ben de size söyleyeyim dedim. Tam tarihi bilinmese de bu antik kentin Helenistik dönemden beri buralarda olduğu düşünülüyor. Tiyatro, hamam ve mezarlıklar ile dolu bu yerin içinden yürümek gerçekten çok enteresan. Yaşanmışlıkları düşünsenize… Bununla beraber tabii ki Yanartaş Milli Parkı’ndaki dağa çıkıp, yaklaşık 2500 senedir taşların arasından çıkan alevleri de görmek lazım. Gün batımında çıkıp, gün batınca alevleri görüp inmeyi tavsiye ediyorum. Hava karanlıkken iniş biraz zor oluyor. Ama kesinlikle görülmeye değer.

Olimpos Antik Kenti
Çıralı dedik, Olimpos dedik, şimdi de sıra Adrasan’a geldi. Adrasan’ın incisi benim için Ceneviz Hotel'dir. Pandemi döneminde ailemle arabaya atlayıp burada bir hafta geçirmiştik. Çevrimiçi çalışıp, tam karşısında bulunan denize atlar, serinlerdim. Sakin ve yeşil bahçelerinde saatlerimi geçirirdim. Yandaki bakkaldan sabah kahvaltısı için simit alır, ailecek hapur hupur yerdik. Sabahları, kalkıp uzun bir yürüyüş yapıp denize atlamak gibisi olmuyor. Adrasan, Çıralı ve Olimpos'a göre daha sakin ve yavaş. Çok daha az restoran, dükkân, otel var. Bu nedenle denizi ve yürüyüş rotaları size çok daha özel geliyor. Buradan günübirlik tekne kiralayıp farklı koylara gidebiliyorsunuz. Ama Suluada gibi fazla popülerleşmiş koylara gitmektense, kaptanınızdan sizi sakin daha az bilindik yerlere götürmesini rica etmenizi tavsiye ederim. Gürültüden ve kalabalıktan daha uzak bir deneyim daha keyifli oluyor.
Bu yazıda adı geçen bu üç yer, bana huzur veriyor. Ruhumu iyileştiriyor. Size de iyi gelmesini umuyor, daha önce buralarda bulunduysanız da tavsiyelerinizi bekliyorum. Orange Motel’in web sitesinde yazan bir şeyle bu yazıyı bitiriyorum: “Unutmayın! Zor ulaşılan yerler hep çok güzel yerlerdir.”
Hepinize güzellikle, yeşille, maviyle ve huzurla dolu bir haziran diliyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




