

GİRVAK ve ÜNLÜ Co iş birliğiyle Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi Finansal teknolojiler, siber güvenlik, temiz enerji teknolojileri, sağlık teknolojileri, eğitim teknolojileri ve sürdürülebilir tarım teknolojileri başta olmak üzere bu alanları kullanarak çözüm üretmek, girişim kurmak veya bu alanlarda var olan girişimini büyütmek isteyen kadınlar için ÜNLÜ Co , Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi ’ni hayata geçiriyor. Takımlar programın ilk altı ayında çeşitli faaliyetlerle temel girişimcilik yetenekleri kazanacak, fikirlerini iş modeline dönüştürebilecek, alanlarında öncü girişimcileri dinleyebilecek, takımlarına özel atanan mentorlarla çalışabilecek, kendilerinden maksimum verimi elde edebilmeleri için ilham ve trend sohbetleri ile psikolojik ve sosyal seanslardan faydalanacaklar. Programın ikinci altı ayında takımlar, ilk altı ayda ortaya koydukları iş modelini daha çok geliştirmeleri için ileri aşama girişimcilik eğitimleri ve teknik eğitimlerle desteklenecek, kendilerini ve iş modellerini doğru yatırımcılarla ve müşterilerle buluşturabilmeleri için yatırımcı ve ekosistem buluşmalarıyla desteklenecek, ÜNLÜ Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi ileri seviye eğitimlerini almaya hak kazanacaklar. Kimler katılabiliyor? Kurucusu veya kurucu ortağı yazılımcı, 18 - 35 yaş arası kadınlardan oluşan üç ya da dört kişilik takımlar katılabiliyor. 12 Aralık’a kadar başvuruları kabul eden programa katılmak ve detaylı bilgi almak için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Son bir yıldır akış servislerinde karşımıza çıkan yeni yapımlardan yola çıkacak olursak, yapımcılar arasında hızla yükselen yeni bir trend olduğu göze çarpıyor: Girişimlerin hızla yükselişi ve çoğu zaman bir o kadar hızlı çöküşü etrafında dönen, gerçek olayları anlatan yapımlar.
Peki, gerçek girişimleri konu edinen dizilerden en çok hangileri öne çıkıyor ve ne anlatıyorlar?
The Dropout
Rebecca Jarvis’in ev sahipliğindeki aynı isimli podcast’ten uyarlanarak Hulu tarafından hayata geçirilen sekiz bölümlük mini dizi The Dropout, bir zamanlar dünyanın en genç sıfırdan milyarder olan kadını olarak bilinen Elizabeth Holmes'un, elektronik dolandırıcılık ve dolandırıcılık için komplo kurmaktan yargılanmasına kadar olan süreci anlatıyor.
Başrolünde Holmes olarak Amanda Seyfried’ı izlediğimiz dizinin kadrosunda Naween Andrews, William H. Marcy ve Michel Gill gibi oyuncular bulunuyor.
Ne olmuştu?
Holmes'un sadece 19 yaşındayken kurduğu, çok az miktarda kan kullanılarak hızla kan testi yaptığı öne sürülen sağlık girişimi Theranos’un, laboratuvarlarda devrim yaratacağı öngörülüyordu. Bir yıl sonra tamamen Theranos’a odaklanmak amacıyla Stanford Üniversitesi’ndeki eğitimini bırakan Holmes, 31 yaşına geldiğinde ise erkek egemen Silikon Vadisi’nde isim yapmış oldukça ünlü bir genç girişimciydi. Bu sırada serveti 9 milyar dolara ulaşan Holmes, ABD’nin kendi çabalarıyla var olan en genç milyarderi statüsünün de sahibiydi.

Vanity Fair
Ancak, Holmes'un tüm bu başarı hikayesinin ardında aslında zekice kurgulanmış devasa bir “yalan” yatıyordu.
2003’te henüz Stanford’taki ilk yılında Holmes, bulaşıcı hastalıkları mikroskobik kan örnekleriyle test edecek ve sonuçlara göre antibiyotik verecek bir fikir geliştirdi; hatta bu fikrin patentini almak için gerekli adımları da attı. Bundan kısa bir süre sonraysa hastaların artık kan testi için tüp tüp kan vermesini gerektirmeyen, bunun yerine kolesterol, diyabet ve kanser gibi bir dizi hastalığın izlerini sadece birkaç damla kanda arayabilen “Theranos” fikri ortaya çıktı.
2003'te Stanford'daki ilk yılında Elizabeth Holmes, mikroskobik kan örneklerini bulaşıcı hastalıklar için test edecek ve tedavi için antibiyotik dozlayacak bir yama oluşturma fikrini geliştirdi. Patent almak için gerekli evrakları bile verdi.
Theranos, kan testlerini daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz hâle getirmeyi vadediyordu. Hastalar sadece uzun bir prosedürden değil, aynı zamanda ABD sağlık sistemi altındaki pahalı testlerden de kurtulacaktı. Holmes'un milyarlarca ünite satış potansiyeline sahip bu fikri, böylece Labcorp ve Quest Diagnostics gibi ABD pazar liderlerine de meydan okumuş olacaktı.
Ailesinin eğitim için ayırdığı parayı Theranos’u başlatmak için kullanan Holmes, Stanford’daki profesörü Channing Robetson ve Robertson’ın çevresindeki sermayedarları da arkasına alarak 2004’ün sonuna kadar 6 milyon dolarlık sermaye topladı.
Başlangıçta operasyonlarını kurumsal bir internet sitesi ya da basın bülteni olmadan “gizli modda” yürüten şirket, bu gizemli imajını muhafaza ederek 2013’te halka açıldı. Bundan iki yıl sonra ise Theranos, ABD merkezli eczane zinciri Walgreens ile ortaklık kurmuş; geliştirdiği testleri 40’ı aşkın eczanede satışa sunmaya hazırlanıyordu. Theranos’un kan testleri ABD’deki her haneye en fazla 5 mil uzakta bulunuyor, hatta testler ABD ordusu tarafından sıhhi tahliye helikopterlerinde bile kullanılıyordu. En azından, Holmes'un yatırımcılara ve ortaklarına söylediklerine göre durum böyleydi.
Başarı basamaklarını hızla tırmanan Holmes'un yüzü medyada da sık sık gözükmeye başladı. Art arda Fortune, Forbes gibi dergilerin kapağında yer alan Holmes, Time dergisi tarafından belirlenen en zenginler arasına da adını yazdırmıştı. Dönemin başkan yardımcısı Joe Biden, Theranos’un Palo Alto’daki laboratuvarını ziyaret edip Holmes'u bir “ilham kaynağı” olarak bile övdü.

Forbes
Holmes'un iddialarına göre şirketin kan testi, Edison, 200’ün üzerinde farklı testi gerçekleştirebiliyordu. Ancak, Holmes'un söylediklerinin aksine Edison, yapabildiği söylenenlerin neredeyse hiçbirini yapamıyordu. ABD Gıda ve İlaç İdaresi’ne göre (FDA), güvenilmez ve yanlış sonuçlar veren testin sadece herpes (genital uçuk) virüsü testi güvenilir kabul ediliyordu.
Bunu takiben şirketin laboratuvar çalışanları, Edison ile ilgili sorunlara dikkat çekerek hata raporları sunmaya başladı; ancak bu raporların hepsi şirket yönetimi tarafından gözardı edildi. Holmes, eldeki soruna bir çözüm üretmektense testlerin sonuçlarından sadece doğru verileri filtreleyerek değerlendirmeye aldı.
Bütün bu hatalar karşısında sesini çıkarmaya çalışan çalışanlar ise ya yönetim tarafından susturuldu ya da işten çıkarıldı. Ancak şirketin sonunu getiren olaylar silsilesini, Holmes'un “vizyonundan” çok etkilenerek Theranos’ta işe başlayan iki çalışan, Tyler Shultz ve Erika Cheung ateşledi.
Şirketteki sorunları fark eden Cheung, işine son verildikten ve bol bol tehdit edildikten sonra düzenleyici kurum Medicare & Medicaid Services (CMS) Merkezlerine Theranos laboratuvarındaki sorunları konu edinen bir mektup yazdı ve bu mektup sonucunda ajans, şirketin laboratuvarlarında çok sayıda ihlali ortaya çıkaran sürpriz bir denetim gerçekleştirdi. Bu arada Shultz ise çareyi bir Wall Street muhabiri olan John Carreyrou'ya gitmekte buldu. Carreyrou, Shultz'un bilgileri ve kendi araştırmasının yardımıyla Ekim 2015'te Theranos'un kan testleri için kendi makinelerini kullanmadığını ve “Edison” cihazının güvenilmez sonuçlar verdiğini ortaya koyan bir makale yayınladı.
Bu olaylar ışığında Theranos’ta adeta bir deprem gerçekleşti. Walgreens, Theranos ile çalışmayı geçici olarak askıya alırken CMS de 2016’daki kan sulandırıcı tespitindeki güvenilir olmayan sonuçlarından dolayı Theranos’un testlerinin hasta sağlığını tehlikeye attığı konusunda uyarıda bulundu. Bundan sadece üç ay sonra ise kolluk kuvvetleri ve Finans Sektörü Düzenleme Kurumu (SEC), şirkete soruşturma başlattı.
Walgreen ve diğer ortaklar Theranos’a dava açtı ve bu dava, 2017’de anlaşmayla sonuçlandı. 2018 başlarında SEC, Holmes ve ortağı Balwani hakkında suç duyurusunda bulundu. CEO’luk görevinden istifa etmek zorunda kalan Holmes’a aynı zamanda 10 yıl boyunca halka açık bir şirketi yönetme yasağı da getirildi. Haziran 2018’de ise bu sefer de Kaliforniya kolluk kuvvetleri Holmes ve Balwani hakkında suç duyurusunda bulundu ve Theranos, aynı yıl eylül ayında kapatıldı.
Tabii olaylar burada son bulmadı. Theranos’un kapatılmasından 3 yıl sonra, 31 Ağustos 2021’de Holmes'un davası görülmeye başladı. Dava dosyasında Holmes'un yatırımcıları ve hastaları kasıtlı olarak yanılttığı, ayrıca şirketin kârı hakkında da yalan söylediği ifade ediliyordu. Aralık 2021’deki duruşmanın ardından Holmes, kendisine yöneltilen 11 suçlamadan 4’ü hakkında suçlu bulunmuştu ve her biri için de 20 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyordu.
Holmes'un son davası ise çok kısa bir süre önce, 18 Kasım 2022’de görüldü. Dava sonucunda Holmes, yatırımcıları dolandırmaktan 11 yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı.
WeCrashed
Tıpkı The Dropout gibi, WeCrashed de tüm zamanların en değerli girişimlerinden olan WeWork’ün yükselişini ve kaçınılmaz çöküşünü anlatıyor. Dizinin başrollerinde ise şirketin kurucularından Adam Neumann olarak Jared Leto ve aynı zaman WeWork'ün baş marka sorumlusu olan Neumann’ın eşi rolünde Anne Hathaway yer alıyor.
Sürekli büyüyen esnek bir ekonomide çalışanlar için ortak bir alan yaratma amacıyla yola çıkan İsrailli milyarder Neumann tarafından kurulan WeWork, her ne kadar tarihin ilk paylaşımlı çalışma alanı şirketi olmasa da hiç şüphesiz en bilineniydi. “Eksantrik” olarak tanımlayabileceğimiz Neumann’ın çabalarıyla WeWork, şirketin 47 milyar dolarlık bir değer kazanmasını sağlayacak kadar yatırımcıyı kendine çekmeyi başardı.
Ancak Neumann, ne kadar yükseklere çıkarsanız düşüşünüzün de o kadar sert olacağının bir hatırlatıcısı olarak, başarısız girişimciler arasına adını yazdırdı.
Peki ne oldu?
Neumann ve Miguel McKelvey tarafından 2010’da kurulan WeWork, sıradan ve iç karartıcı çalışma deneyimini değiştirmek istiyordu. İkili, bu gayeyle 2010’da New York City’de ilk WeWork lokasyonlarını açtı. Bu alan, serbest çalışanlara, girişimlere ve diğer işletmelere ofis amaçlı olarak kiralanıyor; bazı kiralamalar 15 yıla kadar yapılabilirken kimileri de aylık olarak gerçekleşiyordu. Konseptin aniden fazlaca ilgi görmesiyle Neumann ve McKelvey, fikirlerini genişletmeye karar verdi.

Reuters
2014’e gelindiğinde JP Morgan Chase & Co, T. Rowe Price Associates, Wellington Management ve Goldman Sachs Group gibi devlerden yatırımlar alan şirketin değeri 4,6 milyar dolara ulaşmıştı. Artık eskisinden çok daha farklı bir düzeyde zengin olan Neumann, parasını savurganca harcıyordu.
Bundan iki yıl sonraysa şirketin değerini ne kadar süre koruyabileceğine yönelik şüpheler yükselmeye başladı. Bu noktada Fortune, WeWork’ün 10 milyar dolar değerlemeye ulaşması için önce insanların, uzun vadeli kiralamaların ve ofis mobilyalarının dahil olduğu bir yazılım şirketi olarak büyümek gibi “göz korkutucu” bir görevle karşı karşıya olduğunu yazıyordu. Ancak bütün bu şüphelere rağmen Japonya merkezli çok uluslu şirket SoftBank, 2017’de WeWork’e 4,4 milyar dolar değerinde bir yatırım gerçekleştirdi. Bu yeni yatırımla WeWork’ün finansman turunun değeri 20 milyar dolara çıktı.
Şirket, sözde “çevreye yardım etme” çabasıyla yalnızca bitki bazlı yemek sınırlaması getirmişken Neumann’ın 2018’de sık sık kullandığı 60 milyon dolarlık bir özel jet almasıyla çalışanlar isyan etmeye başladı. Giderek daha fazla çalışan, WeWork’ün zorlu çalışma ortamı hakkında sesini çıkardı ve bu noktadan sonra WeWork yokuş aşağı yol almaya başladı. Bu sırada SoftBank, Ocak 2019’da 47 milyar dolar değerleme üzerinden WeWork’e 2 milyar dolarlık bir yatırım daha yaptı.
2019 Ağustos’ta WeWork, halka açılmak amacıyla potansiyel alıcılar için finansal güvenliği açıklayan bir belge hazırladı. Bu belge, şirketin kayıplarının boyutunu 2010'daki başlangıcından bu yana ilk kez açık bir şekilde gösteriyordu. Ancak bu belgenin yayımlanmasıyla yatırımcılar ve analistler şirketin gerçek değeri ve kurumsal yönetimi hakkında bir bir şüpheye düşmeye başladı. Buna göre, söz konusu belgeler, Neumann'ın şirketten WeWork hissesi ile güvence altına alınan kredi kartı borcu gibi kişisel harcamalar için ödeme aldığını ortaya koyuyordu.
Halka açık belge üzerindeki tepkilerin ardından WeWork, aynı yıl eylülde şirketin yönetişimini değiştirdiğini duyurdu. Diğer şeylerin yanı sıra bu, çoğunluk oy haklarına sahip olmasına rağmen kurulun Neumann yerine yeni bir CEO seçmesine olanak tanıyordu. WeWork'ün ana şirketi WeCompany, aynı yılın Ağustos ayında halka açık prospektüse yönelik şüpheler nedeniyle şirketin ilk halka arzını erteleme kararı aldı ve halka arzın iptaliyle WeWork, halktan ve yatırımcılardan şiddetli tepkiyle karşı karşıya kaldı. Bu olayların ardından Neumann CEO’luk görevinden istifa etmek zorunda kalırken, şirket de Neumann’ın özel jetini satışa çıkardı.
Bundan sadece bir ay sonra ise, seçkin WeWork ofislerindeki telefon kulübelerinin kansere yol açan formaldehitle dolu olduğunu gösteren raporlar yayımlandı. Bu raporların ardından iflasla karşı karşıya gelen şirket, mali destek arayışına girdi ve SoftBank'tan 9,6 milyar dolarlık destek almak durumunda kaldı. Bu sırada Neumann yönetim kurulundan istifa etti ve SoftBank yöneticisi Marcelo Claure, Yönetim Kurulu Başkanı olarak Neumann'ın yerini aldı. Bu olayları takiben Neumann, 3 milyar dolarlık bir kurtarma paketinden kaçındığı gerekçesiyle SoftBank aleyhinde dava açtı. Kurtarma paketi, şirketin kontrolünü SoftBank'a veren 9,6 milyar dolarlık destek anlaşmasının bir parçasıydı.
Covid-19 salgınıyla büyük çaplı kapanmaların yaşanması ve uzaktan çalışma hayatına geçilmesiyle, WeWork finansal açıdan daha da fazla kan kaybetmeye başladı. Haziran 2020’de McKelvey’nin de istifa etmesiyle deneyimli bir perakende gayrimenkul yöneticisi olan Sandeep Mathrani CEO’luk görevine atandı ve şirket, uzun bir aranın ardından toparlanmaya başladı. Mathrani’nin genel giderleri 1,1 milyar dolar; işletme giderlerini ise 400 milyon dolar azaltmasıyla WeWork'ün serbest nakit akışı 1,6 milyar dolar arttı. Şirket, düşük performans gösteren veya henüz açılmamış 106 şubeyi iptal ederek gelecekte kira ödemelerinde 4 milyar dolarlık bir indirim getiren 100'den fazla kira kontratında pazarlık yaptı. Bütün bunların sonucunda WeWork, yılın ilk çeyreğinde 2019'dan bu yana sahip olduğu en yüksek rakam olan 850 milyon dolarlık kiralama sözleşmesini imzalamıştı.
WeWork’ü kendi çıkarları için kullandığı gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirilen Neumann’ın kendi adına olan bir hisse senedi dışında WeWork ile herhangi bir bağlantısı bulunmuyor; ancak bu, WeWork’ün henüz eski günlerine döndüğü anlamına da gelmiyor. Günümüzde şirket hâlâ daha itibarını toparlamak için uğraşıyor; ancak gidişata bakıldığında, Covid-19 kısıtlamalarının kaldırılmasıyla WeWork’ün operasyonlarına daha yüksek bir kapasitede devam etmeye başladığı görülüyor.
The Playlist
Diğer iki şov gibi The Playlist de bir girişimin, Spotify’ın yükselişini anlatıyor. Ancak diğer iki şovun aksine The Playlist’de tek bir baş karakterin nasıl en tepeye çıkıp daha sonra nasıl sert bir şekilde zemine çarptığını izlemiyoruz ki Spotify’ın hâlâ müzik endüstrisini domine ettiğini düşündüğümüzde bunun pek de bir sürpriz olduğu söylenemez.
The Dropout ve WeCrashed’in aksine; The Playlist’de her bir bölüm, Spotify’ın kuruluşunda önemli role sahip bir karaktere odaklanıyor. Bir bölümün odağında Spotify’ın kurucu ortağı ve CEO’su olan yazılımcı Daniel Ek’i izlerken, bir diğer bölümde olaylara müzik paylaşımının sektörü mahvedeceğinden endişelenen bir müzik yöneticisinin gözünden bakıyor; ondan sonraki bölümde ise uygulamanın baş kodlayıcısını ya da Spotify’ın plak şirketleriyle uzlaşmasını sağlayan avukatı izliyoruz.
Bu sefer bir "düşüş" hikayesi değil: Spotify’ın kısa hikayesi
Bugün çoğumuzun telefonunda bulunan 1 numaralı müzik akış platformu olan Spotify, müzik endüstrisinin karşı karşıya olduğu korsanlık sorununa bir yanıt olarak Daniel Ek ve Martin Lorentzon tarafından İsveç’te kuruldu. Spotify fikrinin ardında ise Napster ve Kazaa gibi dosya paylaşım ve müzik indirme hizmetlerine bir "tepki" vardı. Bu hizmetler ve benzerleri, indirdiğiniz şarkılar için herhangi bir ücret ödemediğiniz için müzik endüstrisine her yıl milyonlarca dolara mal oluyordu.
Korsan sorunundan kaçış olmadığını; tek çözümün ise korsanlıktan daha iyi olan başka bir hizmet yaratmak olduğunu düşünen Ek, 2006 yılında Spotify’ı geliştirdi. Uygulamanın piyasaya sürülmesi ise plak şirketleriyle anlaşmalar yapmakla geçen iki yılın ardından 2008’de gerçekleşti.

Spotify
2009’da Lady Gaga’nın popüler şarkısı Poker Face’in platformda bir milyondan fazla dinlendiği; bunun karşılığında ise sadece 167 dolarlık bir telif hakkı ödemesi aldığı haberlerinin ortaya çıkmasıyla Spotify’ın sanatçılar için değeri hakkında soru işaretleri yükselmeye başladı. Konuya ilişkin olarak, şirket telif sözleşmelerinin çalışma şekli nedeniyle rakamların yanıltıcı olduğunu ancak bu sözleşmelerin konuyla alakalı daha fazla bilgi sunulmasını da engellediğini belirtti.
Kuruluşundan 3 yıl sonra, Mart 2011’de bir milyon ücretli aboneye ulaşan Spotify, aynı yılın temmuz ayında ABD’ye açıldı. Bundan sadece iki ay sonra Spotify’ın ücretli abone sayısı iki milyonu aşmıştı.
2013’e geldiğimizdeyse Spotfiy’a uzun zamandır beklenen reklamlı, ücretsiz müzik dinleme seçeneği geldi. Bu noktaya kadar pek çok farklı başarıya imza atan girişim, 20 yeni pazara daha açılarak aktif olduğu ülke sayısını 55’e çıkardı.
Takvimler 2014’ün Şubat ayını gösterdiğinde ise halka arz söylentileri etrafta dolaşmaya başlamıştı; ancak şirketin halka açılması daha dört yıl kadar gerçekleşmedi. Spotify'ın halka açılması Nisan 2018’de gerçekleşti ve şirketin ilk hissesi 165,90 dolardan işlem gördü.
Kasım 2022 itibarıyla Spotify’ın piyasa değeri 14,86 milyar dolarda seyrediyor ve bu piyasa değerine göre Spotify, dünyanın en değerli şirketleri arasında 1054. sırada yer alıyor.
Her ne kadar biz sadece üç örnek üzerinden gitmiş olsak da girişim dizi ve filmlerinin sayısının epeyce bir fazla olduğu gerçeği, dizi ve sinema dünyasının teknoloji dramalarını sevdiğini gösteriyor. Hâl böyle olunca, geçtiğimiz haftalarda iflas eden ve çöküşüyle birlikte kripto piyasasını da yıkımın eşiğine getiren FTX’in düşüşünü izleyeceğimiz günlerin de çok uzakta olmadığını tahmin ediyor ve ekran başında sabırsızlıkla bekliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dizi dünyasının yeni trendi denebilecek girişim dizilerinden öne çıkanlar neler?
21 Kas 2022

YAZARLAR

İrem Denli
Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?

Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.







