Toxicité, masculinité, fragilité*: Napoleon

Ridley Scott’ın epik filmi Napoleon, Fransa imparatorunun hırslı yükselişini ve kaçınılmaz düşüşünü konu alıyor.
Toxicité, masculinité, fragilité*: Napoleon

24 Kasım - Kundura Sinema - Duende
Kundura Sinema ile birlikte

Nice yıllar dileriz: Kundura Sinema 5 yaşında Bugün mum üflemesi için Kundura Sinema ’ya seninle bir pasta uzatıyoruz sevgili Duende okuru. Beykoz Kundura ’nın restorasyonuyla büyüleyen sineması Kundura Sinema’nın diyaloğa davet eden kürasyon programlarıyla İstanbul’da yepyeni bir izleme deneyimi yaratmaya başlamasının üzerinden tam 5 yıl geçmiş. Mutlu yıllar dileyerek kendi doğum gününde bize verdiği armağana; "Kundura Sinema’nın Hafızası" programına yakından bakalım isteriz. Nedir? 2018 yılında hazırlanan ilk film programından özel bir seçkiyi, restore edilmiş kopyalarıyla, yeniden bizlerle buluşturan program Şubat 2024’e kadar devam edecek. Neler var? Program kapsamında aralık ayında ; Jules Dassin’in The Naked City (1948), Jean Luc Godard’ın Alphaville (1965), Martin Scorsese’nin Taxi Driver (1976), Jim Jarmusch’un Night on Earth (1991); Frank Miller, Quentin Tarantino ve Robert Rodriguez yaratımı Sin City (2005) bulunuyor. Ayrıca yine aralıkta, Ridley Scott’ın tüm zamanların en iyi bilimkurgu filmlerinden biri sayılan başyapıtı Blade Runner (1985) yönetmenin kurgusuyla gösterilecek ve Denis Villeneuve’in ilk filmden 30 yıl sonrasını anlatan göz kamaştırıcı filmi Blade Runner 2049 (2017), tam paket bir efsane deneyimi için seni bekliyor. Programın Noel sürprizi ise Billy Wilder’ın yönettiği, 1960 yapımı romantik komedisi The Apartment olacak ve 24 Aralık ’ta Kundura Sinema’da yüzlere minik gülümsemeler konduracak. Uzun sürecek bir doğum günü kutlaması için “Kundura Sinema’nın Hafızası” programında buluşalım.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Napoleon

Yönetmen: Ridley Scott

Yapım yılı: 2023

Süre: 158 dakika

Ridley Scott türler arasında uzun atlamalar yapmayı seven, üretken bir yönetmen. Filmografisinde Alien ve Blade Runner gibi bilim kurgu başyapıtlarına da, Thelma & Louise gibi döneminin ötesinde kadın hikayelerine de, Gladiator ya da Black Hawk Down gibi uzak ya da yakın tarihten epik anlatılara da rastlamak mümkün. Öte yandan Scott, büyük bütçelerin daha kolay teslim edildiği, süresi uzun filmlere rağmen izleyiciyi salonlara çekmeyi başarabilen bir isim. Son filminde tehlikeli sulara açılıyor Ridley Scott ve zamanında Stanley Kubrick’in yıllarca hazırlığını yaptıktan sonra vazgeçmek zorunda kaldığı fikrini hayata geçirmeyi, Napolyon’un Fransa’ya hükmettiği ve Avrupa’ya kafa tuttuğu yılları beyaz perdeye taşımayı seçiyor. Ve inanır mısın; insan Kubrick’in neden vazgeçtiğini daha iyi anlıyor.

1789 tarihini henüz 15 yaşında bile değilken ezberlemek zorunda kaldığımı hatırlıyorum. Napolyon’un adını da sanırım ilk kez o yıllarda duydum. Napolyon dendiğinde akla gelen tek imaj, muhtemelen o dönemki tarih kitaplarında kullanıldığı için Jacques-Louis David’in Alpleri Geçen Napolyon tablosu: Kendisiyle özdeşleşen boynuzlu şapkasının da dahil olduğu üniforması ve kırmızı bir pelerinle, şaha kalkmış bir at üzerinde işaret parmağıyla ileriyi gösteren bir asker. Filmin hemen başlarındaki Toulon kuşatması sahnesinde Joaquin Phoenix’in suretinde canlanmış Napolyon’u at üzerinde görünce bu tabloyu hatırlıyorum. Bir anda bir patlama oluyor, at şaha kalkıyor ve göğsünde ölümcül bir yara açılıyor. Çok gerçekçi, oldukça grafik bir yara bu. Napolyon atıyla birlikte yere düşüyor. Filmin o tablodan ne kadar farklı olacağının kanıtı, filmin sonraki iki buçuk saat boyunca nasıl bir uçuruma sürükleneceğinin habercisi gibi...

Napoleon | Kaynak: TME Films

1793 Fransa’sında Marie Antoinette’in giyotine gidişiyle başlayan Napoleon’da, hükümdarın dönemi boyunca gerçekleşen 66 savaşın 6’sına yer veriliyor. Bunlar arasında özellikle Borodino ve Waterloo yenilgileri öne çıkıyor. Tarihçiler, özellikle de Fransız tarihçiler, filmin tarihi tutarsızlıklarıyla ilgili yorum ve eleştirilerini paylaşmaya çoktan başladı bile. Tarihi, biyografik bir filmde tutarlılık tabii ki önemli. Fakat tarihi tutarsızlıklar, sinemayı tarihe göre önceliklendiren bir izleyici olarak benim filmle ilgili sorunumun çok ufak bir kısmını oluşturuyor ne yazık ki. Aslında bunun beklentisiyle giriyorum salona. Sebebi birkaç ay önce okuduğum bir tweet: Ridley Scott'ın 4,5 saatlik bir kurgusunun olduğunu, bunun “yönetmenin kurgusu” olarak yayınlanmasını arzuladığını ve bu versiyonda Joséphine’in Napolyon’la tanışmadan önceki yaşamına dair daha fazlasının olduğu haberini paylaşan Uygar Şirin şöyle ekliyor: “Bizzat yönetmen 4,5 saatlik kurgu şahane diyor. Sinema versiyonunda Joséphine kırpılacak diyor. Sonra kadın karakter olmuş mu yani deyince ya da bunu mini dizi mi yapsaydınız deyince ya da güzel bir diziyi kırpıp kötü bir film yapmışsınız gibi olmuş deyince biz suçlu oluyoruz.”

Filmin tanıtımı henüz hazırlık aşamasından beri Napolyon’u canlandıracak Joaquin Phoenix’in ve Joséphine’i canlandıracak Vanessa Kirby’nin isimlerini birlikte anarak yapılıyor. Hatta filmin esas konusu Napolyon’un yükselişi ve Joséphine’e olan ölümsüz aşkı olarak özetleniyor. Filmde Joséphine’in Napolyon üzerindeki etkisini anlayabiliyoruz; ona dair alınan bir haberle, onun bir mektubuyla savaşların, tarihin gidişatı değişebiliyor örneğin. Tüm gücüne rağmen Vanessa Kirby ve karakteri ise filmde o kadar silik, o kadar objeleştirilmiş ve dışarıya itilmiş ki; bu kadının gücüne inanmak zorlaşıyor. Joséphine karakterinin varlığı sadece Napolyon’un kırılgan erkekliğinin, fevriliğinin, yüksek egosunun ve ilişkilerindeki toksikliğinin bir tetikleyicisine dönüşüyor. 

Napoleon | Kaynak: TME Films

Napolyon da film de Joséphine’i Fransa’dan farksız görmüyor: Üzerindeki güç ele geçirilmesi ve ne pahasına olursa olsun korunması gereken, onun mutluluğunun ve refahının ise ikinci planda olduğu bir arzu nesnesi. Ya da sürekli fetihlerle, olabildiğine kanlı ve agresif çatışmalarla üzerindeki sahiplik duygusunun tekrar tekrar hatırlatılması gereken bir “şey”. Ridley Scott’ın söz konusu yönetmenin-kurgusu versiyonundan söz ederek henüz film görücüye çıkmadan bu eleştirilere bir kalkan oluşturmaya çalışması anlaşılır geliyor. Kaldı ki Joséphine’in feda edildiği bu kısaltılmış versiyonda tarihi olayları takip etmek de oldukça güç. Altı savaş (bu savaş sahnelerinin çok iyi çekildiğini ve filmin en güçlü yanı olduğunu söylemek gerek) ve aralarına serpiştirilmiş ego patlamalarıyla tarihin bu çalkantılı döneminin kronolojisini takip etmek, sebep-sonuç ilişkisine oturtmak bir hayli zorlaşıyor. Scott’ın iyi performanslar sağdığı oyuncularına daha çok alan sağlayan, takvim sayfalarının daha yavaş çevrildiği ve Joséphine’in etkisinin (onun gözünden de) daha iyi anlaşıldığı bir hikayeyi dinlemeyi, izlemeyi tercih ederdim. Joaquin Phoenix’in bu yüksek egolu hükümdarı canlandırırken yer yer mizaha ve eğlenceye alan açan güçlü performansını daha çok izlemeyi de .

Alternatif işler: 

  • Barry Lyndon (1975, Stanley Kubrick)
  • The King (2019, David Michôd)

* toksiklik, erkeklik, kırılganlık

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🪞Ayna Ayna’nın üç kadını, Napolyon’un büyük egosu

Ayna Ayna filminin oyuncuları Şenay Aydın, Laçin Ceylan ve Manolya Maya ile röportaj, Ridley Scott’ın Napoleon filminden izlenimler

24 Kas 2023

Kundura Sinema ile birlikte
Napoleon | Kaynak: TME Films

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Likya mirasının izinde imece usulü festival: Kaş Tiyatro Günleri

“Likya Kültürel Mirası” temasıyla 15-18 Ekim’de beşinci kez düzenlenen Kaş Tiyatro Günleri, bu yıl Kaş’ın yanı sıra Myra ve Patara’ya da uzanıyor. Festivalin kurucularından, Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy ve gönüllü destekçi Aslınur Sarıca’yla tiyatronun, ekolojik mücadelenin ve birlikte üretmenin açtığı alanı konuştuk.

13 Eki 2026

Likya mirasının izinde imece usulü festival: Kaş Tiyatro Günleri
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nin etkinlik koordinatörü Nigar Mat ile festivalin yerelle kurduğu bağı, adanın ekolojik sorunlarını ve dayanışmayla bir festival sürdürmenin koşullarını konuştuk.

Emre Eminoğlu

·

12 Eki 2026

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir neslin geçmişiyle buluşması: Çilekeş 16 yılın ardından yeniden sahnede

Çilekeş, Epifoni Organizasyonu ile 16 yıl sonra orijinal kadrosuyla sahneye döndü. Grup yalnızca eski şarkılarını çalmadı, kolektif bir kitlenin parçası olmamızı da sağladı.

Eda Solmaz

·

12 Eki 2026

Bir neslin geçmişiyle buluşması: Çilekeş 16 yılın ardından yeniden sahnede
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Baş karakterini unutan film: Unabomber

Ted Kaczynski’nin hayatı, sinemanın tekrar tekrar dönmek isteyeceği kadar çok soru barındırıyor. Netflix’te yayımlanan "Unabomber", aynı hikayeye bu kez gençlik yıllarındaki psikolojik deneyler üzerinden yaklaşıyor. Öte yandan filmde Kaczynski’nin üslubu, neyi neden yazdığının önüne geçiyor. Metz’in filmi, kendisine konu ettiği karakterin izlerini takip ederken onunla karşılaşmamak için elinden geleni yapıyor.

Ömer Şentürk

·

12 Eki 2026

Baş karakterini unutan film: Unabomber
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Nermin Ülker: 'Bazen ifade etmenin yolu eksik bırakmaktan geçiyor'

Nermin Ülker’in "Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları" adlı sergisi, Filiz Ağdemir küratörlüğünde 16 Ekim-5 Aralık arasında Black Light Gallery’de izleyiciyle buluşacak. Sergi kapsamında Nermin Ülker ve Filiz Ağdemir ile sohbet ettik.

Burcu Dimili

·

12 Eki 2026

Nermin Ülker: 'Bazen ifade etmenin yolu eksik bırakmaktan geçiyor'