Yalnızca cesurların işidir absürt komedi: ‘Gibi’ evrenine veda

Gerçek dünyanın karanlığından kaçmak için kurmacaya tutunduğumuz bu günlerde, tüm absürt komedi hayranlarını derinden sarsan bir haber aldık: Gibi dizisi altı sezonun ardından ekranlara veda etti. Sadık ve öfkeli kitlesinin itirazlarına, Uğur Film’in dizinin yeni sezonuna ev sahipliği yapma iddiasına rağmen maalesef bu veda kesin. Hatta dizinin yaratıcı ve senaristleri Feyyaz Yiğit ile Aziz Kedi, çoktan yeni projeleri için çalışmaya başlamışlar bile. Kimileri Gibi evrenine doyamasa da dizinin ana karakteri Yılmaz’ın dediği gibi "Bazı şeyleri tadında bırakmak en iyisi." Bu durumda, tadı damağımızda kalan diziyi ve yarattığı etkiyi layıkıyla değerlendirmek, belki de en anlamlı veda biçimi olacak.
Üç arkadaşın başından geçen saçmalıkları konu alan bir absürt komedi dizisi olarak tanımlayabileceğimiz Gibi, ilk yayımlandığı andan itibaren bir fenomene dönüştü. Namı kulaktan kulağa yayılan, replikleri gündelik konuşmaların demirbaşı hâline gelen dizi, birçoğumuzun absürt durumlar yaşadığında başvurduğu bir referans olmaya başladı. Replikler pankartlara, dizinin karakterleri ve dünyası da yeni nesil dizilere ve alışılmışın dışında işler üretmek isteyenlere ilham oldu.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Zeynep Naz İnansal
Yazar ve kültür sanat profesyoneli. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde sinema lisansı ve Utrecht Üniversitesi’nde Medya, Sanat ve Performans Çalışmaları yüksek lisansının ardından sinema sektöründe çeşitli roller üstlendi. 2014’ten beri editörlük ve yazarlık yapıyor. Yazıları Bant Mag, Trendsetter İstanbul, Dadanizm ve QP Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yayınlarda yer aldı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




