Yapay zeka ve doğa: AI’ın gezegenimize bedeli insanlığın varoluşu olabilir mi?

Yapay zekanın çevreye negatif etkisi şimdiden gözle görülüyor. Öyle örnekler var ki bu teknoloji tam kapasiteye ulaştığında kaynakların yeterli olup olmayacağından endişe ediyoruz. Nihayetinde yapay zeka diye tartıştığımız teknoloji, Dünya'nın ve doğanın enerjilerine bağlı olarak çalışıyor. Sadece insan değil, insanın icat ettiği yapay zekanın varoluş şartı da dönüp dolaşıp yine Dünya'ya, doğaya bağlanıyor. Ve esasında doğa yoksa biz insanlar da yokuz.
Yapay zeka ve doğa: AI’ın gezegenimize bedeli insanlığın varoluşu olabilir mi?

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Sürdürülebilirlik etrafında dönen anlamlı ve anlamsız konuşmalardan biraz içimiz bayıldı. Konuya şöyle bir giriş yapayım: Sürdürülebilirlik, kavramsal olarak belirlenmemiş bir süre boyunca, bir sürecin devam edebilme kapasitesini ifade eder. Ekonomik, çevresel ve sosyal olarak üç boyuta sahiptir. Bu boyutları, insan (sosyal), dünya (çevre) ve kazanç (ekonomi) olarak da tanımlayabiliriz. Hepsi de aynı kapıya çıkıyor. 

Sürdürülebilirliğin bu üçlü dengesini ifade eden "The Triple Bottom Line" teorisi, John Elkington tarafından tanımlandı ve en yaygın kabul gören yaklaşım bu. Temel olarak konu, bir faaliyetin ne kadar süre ve nasıl devam edeceğinin formülünü sürekliliği sağlayacak şekilde tutturabilmek. Sürdürülebilirlik, bu formülü sağlayarak bir denge kurmayı amaçlıyor. 

Peki neden? Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını hiçe saymadan, dünyanın kaynaklarını tehlikeye atmadan karşılayabilmek için… Yani esasında sürdürülebilirlik, gelecek kuşakları da hesaba katarak, ama insanları bugünün ihtiyaçlarından mahrum bırakmadan doğayı korumak için yürütülen tüm çabaların bütünüdür.

Tanım bu ama sürdürülebilirliğin gerçek yüzü biraz farklı. Sürdürülebilirlik çalışmalarında ekonomik boyut olmayınca sürekliliği sağlayamıyoruz. Ekonomik sürdürülebilirlik de kâr, tasarruf ve ekonomik büyüme kapasitesiyle ilgili. Bu düzlemde sürdürülebilirlik, kurum ve kuruluşların varlığının korunmasını hedefliyor. 

İçinde bulunduğumuz zamanda bir süreç, ekonomik kaynakların sürekliliğini sağlayamıyorsa, hatta sürekli büyüme getirmiyorsa—ki buna kapitalizm diyoruz—sürdürülebilir olmuyor. Anlık gerçek bu. Çünkü ekonomik süreklilik yoksa doğayı korumak veya insanların temel sosyal ihtiyaçlarını kapsayacak çalışmalara kaynak ayırmak da mümkün olmuyor ve süreklilik sağlanamıyor. 

“Neden doğa ya da insan öncelikli değil?” sorusunun cevabı ise net: Sürdürülebilirlik, kapitalizme ait bir kavram ve kapitalizmin önceliği sermaye. Yani sürdürülebilirlik, esasında ekonomik sürdürülebilirliğe bağlı. Hırslarımızın, bitmeyen arzularımızın, kendimizce uydurduğumuz başarı kriterlerimizin ötesine geçmeyi başarabilirsek bu durumun ne kadar saçma olduğunu da görebiliriz. 

Bu üçlü içindeki en geçici, en baskın ve doğal olmayan kavram da bu. Maalesef bu gerçeği kabullenmek, değer ve başarı kriterlerinin bu olmadığını kabullenerek yaşamak, ben dahil, birçok insan için zor ve uygulanabilir değil.

Doğa yoksa hiçbir şey yok

Buraya kadar her şey, bir şekilde kabul edilebilir ya da bilindik bir çerçeveye sahip. Ama bir sorunumuz var: Doğa yoksa hiçbir şey yok. En azından doğa yoksa insanlık da yok. Dünya biz insanlar olmadan yaklaşık 4,5 milyar yıldır var. Yani Dünya'nın var olmak için bize hiç ihtiyacı yok; bizim var olmak için Dünya'ya ihtiyacımız var. 

Dünya bir mülkiyet konusu ise biz insanlar mülk sahibi değiliz. Bunun en güzel ispatı da Antarktika kıtası. Kıta, üzerinde insan yaşamadığı için gerçek anlamda kimsenin mülkiyeti altında değil; yalnızca Dünya'nın mülkiyetinde… 

Sürdürülebilirlik ve yapay zeka 

Yapay zeka teknolojilerinin her türlü etkisini enine boyuna tartışıyoruz. Ama en kilit konu yapay zekanın ortaya çıkarmaya başladığı çevre etkisi. 

Yapay zeka, dünya kaynaklarını kullanıyor ve varoluşu tamamen bu enerji kaynaklarına bağlı. İster “Küresel ısınma var” deyin, ister “Yok, o zaten son küçük Buzul Çağı sonrası beklenen durum” deyin; iki temel gerçek değişmiyor: Dünya hızla ısınıyor ve türler hızla yok oluyor. Yapay zeka ise kullanılmaya başladığı günden bu yana bu iki gerçeği negatif etkiliyor. Üstelik varoluşu da doğanın kaynaklarına bağlı.

  • Şimdilik yapay zeka, bu çevresel kötü gidişata yalnızca tuz-biber oluyor ama bu hızla giderse çevre açısından başlı başına bir bela olmaya aday.

Öte yandan: “Yapay zeka teknolojilerinin çevresel etkileri tartışılmıyor” diyemem. Yapay zekanın ekolojik etkileri izleniyor, bir şekilde ölçümleniyor, enerji verimliliği ve tasarrufu konusunda çalışmalar yapılıyor. Çevre tasarrufu, kaynakların geleceğini güvence altına almayı ve korumayı, verimlilik ise kaynakları doğru kullanarak verimi artırmayı ifade ediyor. 

Bu çalışmalar yapılıyor çünkü şimdiden yapay zekanın çevreye negatif etkisi gözle görülüyor. Öyle örnekler var ki bu teknolojinin gerçekten tam kapasiteye ulaştığı durumda kaynakların yeterli olup olmayacağından endişe ediyoruz. Nihayetinde yapay zeka diye tartıştığımız teknoloji, Dünya'nın ve doğanın enerjilerine bağlı olarak çalışıyor. Sadece insan değil, insanın icat ettiği yapay zekanın varoluş şartı da dönüp dolaşıp yine Dünya'ya, doğaya bağlanıyor. Ve esasında doğa yoksa biz insanlar da yokuz.

Tartıştığımız konu, doğanın korunması konusu değil. Konuyu bu şekilde ele almak, bizi konunun öneminden saptırıyor. Konu, insanoğlunun varoluşu ve geleceği. Ve tekrar ediyorum; 4,5 milyar yaşındaki Dünya'nın ve doğanın kaynakları, aslında kimseye ait değil, kendine ait.

Tek bir ChatGPT sorgusu 0,3 Wh enerji tüketiyor

Yapay zekanın hızlı gelişimi, şimdiden enerji tüketiminde önemli artışlara yol açtı. Fakat esasında konu, yapay zekayla değil, kullandığımız elektronik aletlerle, makinelerle ve internetle bağlantılı. 

Rakamlar: Yapay zeka, her bir adımında inanılmaz miktarda enerji tüketiyor. Uzmanlık alanım değil ama çok kabaca bir hesaplama yapmak isterim. ChatGPT’de yapılan tek bir sorgu, yaklaşık 0,3 Wh enerji tüketiyor. Bu, bir fırının 2 saniye çalışmasına karşılık gelen bir tüketim. ChatGPT’de günde 200 milyon sorgu yapılıyor. Bu da gün başına yaklaşık 500 bin kWh’ten fazla bir elektrik tüketimi anlamına geliyor. Bu miktar, 3,3 milyar saniyelik bir tüketime tekabül ediyor. Yani ChatGPT üzerinden bir günde tüketilen elektrik, bir fırının 100 yıldan uzun süre aralıksız çalışması sonucunda tükettiği enerjiyle aynı. 

Veri merkezleri, yapılan sorguların işlendiği ve bu sorgulara yanıt üretilen alanlar. Bu merkezler, yapay zeka kullanımıyla birlikte emisyon salınımı açısından küresel olarak en hızlı büyüyen emisyon alanı hâline geldi. Bir veri merkezi—şimdilik—her gün bir kasabaya eşdeğer bir elektrik tüketimine neden oluyor. 

Su tüketimi: Fakat elektrik tüketiminden bağımsız olarak yapay zeka, çok ciddi bir su tüketimine de sahip. Veri merkezleri, tıpkı bilgisayarlar gibi ısınıyor ama bilgisayarlardan farklı olarak su ile soğutuluyor. Çok ciddi bir ısınma sorunu olduğu için soğutma ihtiyacı doğuyor ve veri merkezlerinin düzenli olarak su kullanması gerekiyor. 

Veri merkezleri, kurulduğu yeri çöle çevirme potansiyeline sahip. Su kaynaklarının 8,5 milyar nüfusa ulaşan dünyada insanlar arasında bile nasıl adil şekilde paylaştırılabileceği tartışılırken insanın en temel ihtiyacı olan su, veri merkezlerine mi tahsis edilecek? Durum, konuşulandan çok daha ciddi ve çok daha önemli.

Bu sırada: Yapay zekanın çevre dostu kullanımları için de çalışmalar yapılıyor. Bazı kaynaklar, yapay zekanın en iyi senaryoda 2030 yılına kadar küresel sera gazı emisyonlarının %5-10'unu azaltmaya yardımcı olabileceğini savunuyor. Elbette olabilir ama bu, kesin bir senaryo değil. Ve ne kadarını riske etmeye hazırız?

Çözüm önerileri

“Çözüm yok mu? diye sorabilirsiniz; aslında var. İlk çözüm, veri merkezlerini yenilenebilir enerji kaynaklarıyla beraber geliştirmek. Beraber derken “Şimdi beş yıllık enerjiyi ve su kaynaklarını önden tüketelim; sonra fazlasıyla geri koyarız” tarzı bir yaklaşımdan bahsetmiyorum. Veri merkezlerinin gelişiminin tamamen yenilenebilir enerji kazanımlarıyla birebir aynı hızda ilerlediği bir yaklaşımdan bahsediyorum. 

Peki bu mümkün mü? Teoride mümkün ama insanın hırsıyla pratikte asla mümkün değil. Fakat en azından akıllı elektrik şebekeleriyle yapay zeka sistemlerinin elektrik üretimi ve talebi arasındaki dengeyi gerçek zamanlı kurarak şebekelerde enerji kaybını azaltmak ve yenilenebilir kaynak entegrasyonunu kolaylaştırmak mümkün. Doğru tasarlanmış bir enerji tüketim sistemi, sadece veri merkezlerinin değil, tüm enerji tüketiminin dengelenmesinde önemli bir rol oynayabilir. 

Yine bu kapsamda model boyutu yerine, verimliliği optimize eden algoritmalar da teşvik edilebilir. Daha küçük modeller tasarlanabilir ve veri depolamayı hafifletecek çalışmalar yapılabilir. Bu kadar çaba, elektronik atıkların geri kazandırılması ve genel olarak atık yönetimi için de verilebilir. Enerji ve karbon metrikleri için standartlar oluşturulabilir ve uygulamalara enerji, gaz ve emisyon etkisi açısından yükümlülükler getirilebilir. Yani bugün pek yapılmayan ama yapılması mümkün olan tedbirler elbette şimdiden alınabilir. 

Kilit konu şu: Doğanın şimdiden korunması lazım, sonra değil. Çünkü bize verecek kredisi kalmadı. “Şimdi alalım; sonra fazlasıyla geri öderiz” diye bir yaklaşım benimsemek artık mümkün değil. Zaten yapay zeka sistemlerinin çevresel zararlarını tersine çevirememe olasılığı da gayet yüksek. Doğadan aldığımız krediyi geri ödeyemeyebiliriz ve bu gelecekte insanoğlunun varoluştan vazgeçmesine bile neden olabilir. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

YAZARLAR

Prof. Dr. Gresi Sanje

Akademisyen. 2010-2014 yılları arasında BM Küresel İlkeler Sözleşmesi temsilciliği yaptı. Gresi Sanje Eğitim ve Danışmanlık altında işletmelere marka danışmanlığı sunan Sanje, 2021 yılında İstanbul Nişantaşı Üniversitesi'nde PIO Pazarlama İletişimi Okulu’nu kurarak direktörlüğünü üstlendi. Pazarlama iletişimi, tüketici ve marka konularında akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

QuandoQuando
∙

HİKAYE

Her Şey Ortada: Doğruluk mu, cesaret mi?

Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Çiğdem Öztabak

·

03 Kas 2026

Her Şey Ortada: Doğruluk mu, cesaret mi?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

AI sonrası dünya: Beceri atrofisi çağın yeni normali mi?

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Doğa Yurduneri

·

03 Kas 2026

AI sonrası dünya: Beceri atrofisi çağın yeni normali mi?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

AI pazaryerlerinin yükselişi: Tek öncü model dönemi sona mı eriyor?

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Doğa Yurduneri

·

02 Kas 2026

AI pazaryerlerinin yükselişi: Tek öncü model dönemi sona mı eriyor?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

‘Hayal kırıklığı çukuru’na yaklaşırken: Yapay zeka balonu patlarsa kimler ayakta kalır? 

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Ümit Alan

·

30 Eki 2026

‘Hayal kırıklığı çukuru’na yaklaşırken: Yapay zeka balonu patlarsa kimler ayakta kalır? 
QuandoQuando
∙

HİKAYE

Dokunmatik ekranlı MacBook Pro, yeni iPad mini ve çok daha fazlası: Apple’ın ‘Pro and Tell’ lansmanından öne çıkanlar

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.

Doğa Yurduneri

·

28 Eki 2026

Dokunmatik ekranlı MacBook Pro, yeni iPad mini ve çok daha fazlası: Apple’ın ‘Pro and Tell’ lansmanından öne çıkanlar