Yeni bir Şam’a yolculuk: Suriye sokaklarından sesler

Yıllar boyunca kapalı bir kutu olan Suriye’ye gitmek, gazeteciler için gizlice ülkeye girerek savaş muhabirliği yapmak demekti. Ancak bugün, yüzbinlerin ölümüne sebep olan, tarihe karanlık bir sayfa olarak geçen acımasız bir savaşın bitişine tanıklık etmek için yoldayız. Karanlık bir dönemi geçmişte bırakmak isteyen, kimisi tedirgin olsa da dünden daha umutlu olan insanlar var sokaklarda. “Belki zaman alacak” diyorlar. Ama bu yoldalar.
Yeni bir Şam’a yolculuk: Suriye sokaklarından sesler

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Fotoğraflar: Can Erok

13 senedir milyonlarca Suriyelinin hayatını karartmış bir perdenin kalktığı bir dönüm noktasındayız. Aslında çok yakından aşina olduğumuz, müdahil olduğumuz, yıllardır süren iç savaş, sonunda yerini yeni bir dönemin umuduna ve beraberinde gelen türlü belirsizliklere bıraktı.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın muhaliflerin yıldırım operasyonuyla devrilmesi üzerine, yıllardır vize başvurusu yaptığım ancak alınmadığım Şam’a doğru yola çıkıyoruz.

Yıllar boyunca kapalı bir kutu olan Suriye’ye gitmek, gazeteciler için gizlice ülkeye girerek savaş muhabirliği yapmak demekti. Ancak bugün, yüzbinlerin ölümüne sebep olan, tarihe karanlık bir sayfa olarak geçen acımasız bir savaşın bitişine tanıklık etmek için yoldayız.

Dönüş yolu

Türkiye tarafında, Hatay-Suriye sınırında bulunan Cilvegözü Sınır Kapısı’nda, ülkelerine yıllar sonra dönmek için bekleyen yüzlerce Suriyeli, sınırın öte tarafında bıraktıkları evlerine, anılarına hasret olduklarını ifade ediyorlar.

Çoğunun elinde bir çanta, bir bavul. Ülkelerinden uzakta geçen senelerin yıpranmışlığı üzerlerinde ancak şimdi ülkelerini yeniden kurmak için bambaşka bir umutları var.

Kuzeyden Şam’a inen M5 karayolu kenarında rejim askerlerinden kalan tanklardan bir tanesi.

Anne ve babasıyla beraber sınır kapısında bekleyen 23 yaşındaki Hassan, “Türkiye’ye çok teşekkür ediyorum. Ne kadar teşekkür etsem az,” diyor ve ekliyor: “Ancak artık Lazkiye’deki evimden buraya tekrar dönmeyeceğim.”

Sınır kapısından elimizde bavullar ve çelik yeleklerle yürüyerek geçiyoruz. Kapının öte tarafı, 52 yıllık Baas rejiminin tarihe gömüldüğü komşumuz Suriye.

Arabayla önce Afrin, sonra İdlib, sonra Hama ve Humus’tan geçerek nihayetinde Şam’a gitmek niyetindeyiz. Özellikle Türkiye’nin operasyon bölgesi olan Afrin’de yeni Suriye bayrakları, Türk bayraklarıyla yan yana yer alıyor. Konuştuğum birçok kişi, son 13 yılın bir kısmını Türkiye’de geçirdiğini söylüyor ve kimisi bir miktar Türkçe konuşuyor.

Hava güneşli, ama soğuk. Suriyeliler yorgun, ama mutlular. Yolda durup kiminle konuşsam bana “Allah’a şükürler olsun. Kurtulduk” diyor. Kime “Mutlu musunuz?” diye sorsam, gözleri parlayarak şükrediyor. Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizdeyse "baş tacı olduğumuzu" ifade ediyorlar.

Bir diktatörlüğün ardında bıraktıkları: Hayalet köyler, bomboş yollar

Kuzeyden Şam’a inen meşhur M5 karayolunda ilerlerken gördüklerim karşısında boğazım düğümleniyor. Yol boyunca hava saldırısına uğramış hayalet köylerin, kasabaların arasından geçiyoruz. Buralarda kimler yaşıyordu? Şimdi neredeler? Evler bomboş, kimisi paramparça. İnşaatlar yarım kalmış, hayatlar askıya alınmış.

Yollara saçılmış askerî belgeler

Esad hükümetinden kalan tanklar ve askerî araçlar yol kenarlarında bırakılmış. Askerlerin kaçıp gittiği, yerlerde bulduğum askerî belgelerden ve tanınmamak için üstlerinden çıkardıklarını tahmin ettiğim askerî üniformalardan okunuyor. Bir diktatörlüğün ardında bıraktığı müzelik parçalar

Bir yandan Bülent (Kılıç), Can ve benimle Suriye’de yaşadığı dehşet dolu anılarını bizimle paylaşıyor. Rusya desteğiyle yıllarca insanların hayatını karartan, uykularını kaçıran, huzurlarını gasp eden hava saldırıları arasında gazetecilik yapmak ve bugün Şam’a özgürce gidebilmek üzerine konuşuyoruz.

Yol boyunca neredeyse her yerde uzun namlulu silahlarıyla muhalifler var. Artık onların rejimden devraldığı güvenlik noktalarından geçiş yaparak yol alabiliyoruz. Baas rejimi insanları yıllarca o kadar ağır bir baskı altına almış ki, radikal bir arkaplanı olan Hey'etu Tahrîri'ş-Şâm grubunu kahramanları olarak gören çok sayıda insan var. Yol kenarında konuştuğum 18 yaşındaki Bakri, diktatörün devrilmesinden bu yana hayatında çok büyük bir değişiklik yaşıyor: Esad döneminde yere bakarak yürüdüğünü, son günlerde artık kendini havaya bakarken bulduğunu anlatıyor.

Yıllarca kendilerini mülteci, mahkum ve yoksul konumuna düşüren Esad’ın sonunda Rusya’ya kaçmak durumunda kalmış olması, Suriyelilere sorarsanız, yeniden nefes alabilmek demek.

İnsanlığın utanç vesikası: Sednaya Cezaevi

Şam’a vardığımızda karşılaştığımız eski Suriye bayrağı boyalı kepenkler, geçmişin birer izi gibi. Artık kırmızının yerini burada yeşil alıyor. Bir yandan, billboardlarda ve meydanlarda yeni Suriye bayrakları dalgalanıyor. Bir geçiş döneminin başında olduğunuzu kolaylıkla anlıyorsunuz.

Şehre akşam vardığımız için, yaşanan elektrik sıkıntıları apaçık ortada. Kaldığımız otelde belli bir saatten sonra soğukta uyuyoruz. Uyandığımızda karşılaştığımız şehir, trafik ışıklarının çalışmaması gibi altyapı sıkıntıları yaşıyor. Şamlılar, bu sorunların yeni olmadığını ifade ediyorlar.

Sednaya Cezaevi'nde arama-kurtarma çalışmaları.

Sabahın erken saatlerinde istikametimiz, "Esad’ın işkencehanesi" olarak bilinen, insanlığın utanç vesikası olarak akıllara kazınan Sednaya Cezaevi. Şam’ın kırsalındaki hapishaneye yaklaştıkça, Baas rejiminin Suriyeliler üzerinde kurduğu insanlık dışı baskıya ve Suriye iç savaşının çıkmasına sebep olan diktaya yaklaşıyoruz.

Cezaevinin çevresinde ateş başında yatan ve yerlerde dağılmış binlerce sayfa arasında hükümetin kaybettiği yakınlarına dair bir umut bir ipucu bulmaya çalışan yüzlerce hüzünlü insan var.

67 yaşındaki Samira Kassa, 13 yıl önce hükümet karşıtı eylemlere dahil olup, bir gece evinden alınan iki oğlunu arıyor. Tüm cezaevini tavaf ettiğini söyleyen anne, her “İnşallah bulursunuz” dediğimde bir gözyaşı döküyor. Yaşamına vurulan tek darbe oğullarının kaybedilmesi de değil: Kendisi Şam’ın kırsalında bulunan Deraya köyünden. Yıllar içinde harabeye dönmüş Deraya’nın fotoğraflarına bakarsanız hava saldırılarının kasti hedefi olduğunu anlayabilirsiniz.

Yakınlarının hâlâ burada, muhaliflerin hükümeti devirmelerinin ardından gelip hücrelerdeki mahkumları serbest bıraktıkları bu boş görünen cezaevinde olabileceğini düşünmelerinin bir sebebi var. Bu yapının birkaç kat altında işkencehane olarak kullanılan, ancak ulaşması çok zor görünen çok sayıda odacık olduğu düşünülüyor.

Türkiye’den arama-kurtarma çalışmalarına dahil olmak için gelen Yesevi Hareketi Derneği Genel Başkanı Mahmut Cömert, burada yaptığı çalışmalar sırasında insanlığından utandığını söylüyor.

Şam’da değişimin izleri

Başkentte yürüdüğümüzü düşünmek hâlâ garip geliyor. Burası, yıllardır ulaşamadığımız, Suriyelilerin bile korkudan gelip ziyaret edemediği Esad’ın kalesiydi. Şimdi, yırtık posterlerde yüzünün ancak parçalarını görebiliyorsunuz.

Şehrin en büyük meydanlarından olan Emevi Meydanı’nda yine rejimin bıraktığı tanklardan birisi, coşkulu bir kutlamanın merkezi hâline gelmiş. Üzerinde çocuklar, ellerinde tüfeklerle gençler, barış işareti yaparak poz veriyorlar.

Tankların üzerinde kutlama yapan Suriye halkı.

Meydanın dört bir yanında kutlamalar var. Meydanı çeviren yoğun ve düzensiz trafikten kutlama amaçlı korna sesleri yükseliyor. Ellerinde yeni Suriye bayrağını taşıyan çocuklar, gençler ve yaşlılar, tarihî bir dönemden geçtiklerinin, bunun bir parçası olduklarının farkındalar.

22 yaşındaki mühendislik öğrencisi Şadi, ülkesine âşık olduğunu ve artık içinin umut dolu olduğunu söylüyor. “Eskiden buradan gitmenin yollarını arardım” diyen Şadi ve milyonlarca Suriyeli için, ülkelerinde kalıp yeniden yapılanması için çalışma, katkıda bulunma vakti.

Çökmüş bir ekonomi, dünyadan kopmuş bir ülke, travma yaşamış bir toplum: Suriye’nin gerçekten yapacak çok işi var. Yıllardır Özgür Suriye Ordusu ile birlikte savaşan 24 yaşındaki Muhammed de bunun farkında: “Eğitimime yeterince ara verdim. Şimdi siyasal bilgiler okumaya devam edeceğim. İş şimdi başlıyor” diyor.

Hangimiz unutabiliriz ki kıyılara vuran insanları? Hangimiz unutabiliriz ki sınırlarımızdan bir umut peşinde bilinmeze geçen milyonları? Hangimiz unutabiliriz yüzü kan ve toz olmuş çocukları?

Yine de sınırımızın hemen ötesinde bunların hepsini geçmişte bırakmak isteyen, kimisi tedirgin olsa da dünden daha umutlu olan insanlar var. “Belki zaman alacak” diyorlar. Ama bu yoldalar.

Aylan bebek, alabora olup denizlerde boğulan, hava saldırılarına maruz kalan; en temel hakları olan haysiyetli yaşam hakları askıya alınan, ellerinden alınan, kalbi kırılan sayısız çocuk anısına…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Nimet Kıraç

Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR