Yenilik ve yüzleşme yılı: Teknoloji 2025’te ne getirdi, 2026’dan ne beklemeli?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Zaman en büyük gerçekliktir. Buna kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum. Çünkü sonlu varlıklarız. Gelgelelim takvim dediğimiz şey bir kurgudur. İnsanın kendine anlattığı bir masal diye düşünelim. O nedenle, yıllara haddinden fazla anlam yükler, şarkılar, şiirler yazarız.
- Cengiz Kurtoğlu “Yıllar senindir” diyerek cömertçe yıllarını ortaya sererken Sezen Aksu “Kaybolan Yıllar”ını geri isteyebilir. Teoman, “Nasıl oluyor, vakit bir türlü geçmezken, yıllar, hayatlar geçiyor?” diye sorarken aslında cevabı da sorunun içinde verir: Geçen yıllar değil, hayatlardır.
2025'in teknoloji yıllığını yazmak için masaya oturduğumda kendime önce bunu hatırlattım: Yıl dediğin şey bir kurgudur. 2025’te yaşananlara, sırf 2025’te yaşandığı için ekstra anlam yükleme. Zaman geçiyor, biz bıraktığı ize ve bu izin geleceğe dair ne anlattığına bakalım.
Deepseek sürprizi
2025 yılı bir ters köşeyle başladı. Herkes üretken yapay zekayı OpenAI başta, ABD şirketlerinin tekelinde bir olgu sanıyordu. Nihayetinde, ambargolar nedeniyle Çin’in elinde ABD’li şirketlerin elinde olan gelişmiş çipler yoktu.
Fakat Çin merkezli Deepseek bu ezberi bozdu. Onlar, işlemci gücüne karşı verimliliği temel almış ve ABD’li devlere meydan okumuştu. En gelişmiş çiplere sahip olmak, en iyisini yapmanın tek yolu olmayabilirdi.
Stargate atağı
ABD tarafı ise yapay zeka yarışında verimliliğin karşısına gücü koymaya devam etti. ABD Başkanı Donald Trump yılın hemen başında 500 milyar dolarlık yapay zeka altyapı projesi Stargate’i açıkladı. Softbank, OpenAI ve Oracle’ın da destek verdiği bu girişim, ABD genelinde yeni veri merkezleri kurup 100 bin kişiye istihdam sağlamayı vadediyordu.
Elon Musk gibi şüpheciler bu meblağın gerçekçi olmadığını savunsa da ok yaydan çıkmıştı bir kere. Burada meblağın büyüklüğünün asıl söylediği şey şuydu: Soğuk Savaş yıllarının uzay yarışına çok benzer bir yapay zeka yarışının içindeyiz.
Çin’in ABD’nin Stargate’ine yanıtı ikiliydi: 37 milyar dolarlık Wuhu Veri Adası projesi ve uzayda veri merkezi inşa etme vizyonu. Nihayetinde bir veri merkezinin uzayda olması, enerji (güneşten) ve ısınma problemini (uzay ısısının düşüklüğü) kendiliğinden çözmeye adaydı.
Özetle yine sınırsız güce karşı verimlilik kartı sahnedeydi. 2026 yılında mücadele, bu projelerde somut adımlar atılıp atılmamasına bağlı olarak değişebilir.
Moore Yasası öldü mü?
Mart ayında çip endüstrisinin “Woodstock”ı olarak bilinen NVIDIA GTC etkinliği vardı. Burada NVIDIA CEO’su Jensen Huang, meşhur Moore Yasası’nın ölümünü ilan etti. “Mikroişlemciler içindeki transistör sayısı her iki yılda bir iki katına çıkar” özetlenecek bu yasanın yerini Huang’a göre “Hızlandırılmış Bilişim” alacaktı. Hızlandırılmış bilişim daha çok enerji verimliliği ihtiyacıyla ilgiliydi.
Aynı etkinliğin bir başka stratejik sonucu “Yapay Zeka Egemenliği” kavramının altının çizilmesi oldu. Huang, burada “her ülkenin kendi verisini, kendi topraklarında işlemesi gerektiğini” vurguladı. Bu söylem, 2026 yılında devletlerin teknoloji altyapılarını millileştirmesiyle ilgili bir işaret fişeği olarak da yorumlanabilir.
Yılın konusu: Ajanik Yapay Zeka
Şubat ayından itibaren yıl boyunca en çok konuşulan konulardan biri de otonom yapay zeka asistanları, yani Ajanik AI konusuydu. Kullanıcının istemlerine yanıt vermekle sınırlı geleneksel üretken yapay zekanın aksine, Ajanik AI kendi kararlarını alarak kullanıcı adına karmaşık görevleri yerine getirmeyi vadediyordu.
- Nitekim daha yıl bitmeden Perplexity AI’ya ait kullanıcı tarafından yetkilendirilmiş ajanlar Amazon’da alışveriş yaparken iki firmanın davalık olmasına neden oldu.
Dahası Gartner’ın Mayıs 2025’teki öngörüsüne göre 2030’a kadar tedarik zinciri yönetimlerinin %50’si ajanik yapay zeka ile yürüyecekti. 2026 yılında ise kurumların %50’si yapay zeka ajanlarının performansını denetleme ihtiyacı hissedecekti. Tüm bu verilerin ışığında, 2026’da yapay zekanın sohbet yeteneklerinden çok, farklı platformlar arası iş yapma yeteneklerini konuşacağız gibi görünüyor.
Yapay zekanın enerji ihtiyacı
2025 aynı zamanda dijital düşlerin fiziksel gerçekliklerle yüzleştiği bir yıldı. Veri merkezlerinin enerji tüketiminin sürdürülemez boyutlara ulaşması yılın en önemli başlıklarındandı. Buna rahatlıkla darboğaz diyebiliriz. Yapay zeka gelişiminin önündeki en büyük engel artık veriden ziyade elektrik gibi görünüyor.
- Bu durum hem çip gelişiminin “enerji verimli” olarak yeniden ele alınmasına hem de alternatif yakıt ve nükleer destekli veri merkezleri konusunu gündemde tuttu.
Microsoft ve Google gibi devler, küçük modüler nükleer reaktör seçeneklerini değerlendirmeye başladı. 2026’da bu tartışmaların derinleşeceğini öngörmek mümkün. Yenilenebilir veya temiz enerji kullanan veri merkezi projeleri, yapay zekanın gelişimi için oldukça kritik.
Bir 'yapay zeka kışı' riski
Son kullanıcıları baz alırsak 2023 yılı üretken yapay zeka ile "tanışma" yılıydı. 2024 yılı "yaygınlaşma", 2025 yılı ise "derinleşme ve özerkleşme" yılı oldu. 2025’te Gemini 3’ten ChatGPT 5’e, Claude 4,5’tan Meta Llama 4’e pek çok yeni modeli denedik.
- Güçlü yeni modeller ve versiyonlar çıkmasına rağmen değişmeyen bir soru vardı. Bana kalırsa yılın en çok sorulan sorularından biriydi: “Yapay zeka balonu patlayacak mı?”
Bu soruyu en çok tetikleyen faktör de yazının girişinde söz ettiğimiz Deepseek vakasıydı. Çünkü Deepseek’in verimlilik başarısı, çip sektörüne yapılan devasa yatırımları sorgulanır hâle getirmişti. JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon, Ekim ayında yapay zekayla ilgili şirketleri kastederek “altı ay ila iki yıl içerisinde hisse senetlerinde anlamlı bir düşüş yaşanma ihtimalinin piyasaya yansıyanlardan daha yüksek olduğunu düşündüğünü” söylemesi önemli bir uyarıydı.
Yıl boyunca çeşitli vesilelerle tekrar tekrar gündeme gelen “yapay zeka balon mu?” tartışmaları, 2026 boyunca da sürecek ve bu sektöre yapılan yatırımları etkileyecek gibi.
Tarayıcı ve arama asistanı savaşları
Yapay zeka balon muydu, değil miydi tartışmaları bir tarafa, Nisan ayında Google’ın arama ve tarayıcı tekelini kırmaya yönelik beklenmedik bir fikir de gündemdeydi. Zira ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, Google Chrome tarayıcısını satın almayı düşündüğünü açıkladı. ABD’de Google’a karşı devam eden antitröst davası paralelinde ortaya çıkan bu teklif, nicedir süren soğuk savaşın, yavaş yavaş sıcak çatışmaya döndüğünü gösteriyordu.
OpenAI’ın Temmuz ayında, Google Chrome’a rakip bir web tarayıcısı (Aura) çıkaracağı haberleri de web'de gezinme deneyiminin tümden değişeceğinin bir işaretiydi.
Diğer yandan iki teknoloji devi, yapay zekalı arama konusunda da yarıştaydı. Google, arama motoruna “AI Mode” özelliğini entegre ederek bu yarışta öne çıkmaya çalıştı. Nihayetinde yapay zeka modellerinin eski tip arama motorlarını işlevsiz kılacağını kanıtlamıştı. Bu nedenle 2026 “AI ile Arama”nın, üstünlüğünü tamamen pekiştireceği bir yıl olacak gibi. Bu da geleneksel SEO (Arama motoru optimizsayonu) stratejilerinin yerini GEO (üretken yapay zeka optimizasyonu ) stratejilerinin alması demek.
Bize düşen bir tutam yalnızlık
Tüm bu teknolojik gürültü-patırtının ortasında insan neredeydi derseniz, cevaplar çok iç acıcı değil. 2025 insanlar için “yalnızlık sorunu”nun daha fazla tartışıldığı bir yıl oldu. Meta CEO’su Mark Zuckerberg buna karşı “yapay zeka arkadaşlar” vizyonunu ortaya attı. Bu çıkış insanı provoke edecek bir meydan okumaydı ama bana kalırsa, insan olmanın anlamı ve değeri üzerine düşünmek için de bir fırsattı. İnsanın insanı anlaması giderek zorlaşırken kolaya kaçmanın bir yoluydu aynı zamanda.
Yıl içinde konuyla ilgili Aposto’ya yazdığım bir yazıda bu çelişkiyi, “İyimser bir senaryoda yapay zeka, insan ilişkilerinde tamamlayıcı bir rol oynayabilir. Ancak kötümser bir senaryoda da yapay zeka, izolasyonu ve yalnızlığı daha da derinleştirebilir” diye özetledim. Burada asıl önemli olan bu endüstri için yalnızlığın bir ürün hâline gelmesiydi.
Mars hedefine doğru adımlar
Peki dünyada yalnızlık varsa çıkış başka gezegenlerde hayat aramak olabilir miydi? Bu soru bizi hâliyle SpaceX’in insanlığı Mars’a taşıma hedefine götürüyor. Yılın ilk yarısı bu konuda çok umut vermedi. Çünkü yapılan Starship uçuşları peşpeşe patlamalarla sonuçlandı. Ancak 11. test uçuşunun başarıyla sonuçlanması, bu konudaki inançları tazeledi.
SpaceX, 2026 yılında Starship’in geliştirilmiş bir versiyonunu test etmeye hazırlanıyor ki, bu testin başarısı daha sonraki yıllardaki uçuşların hedefini nihai yörüngeye, yani Mars’a ulaşmak olarak güncelleyebilir.
Akıllı telefon sonrası çağ yaklaşıyor
Belli ki Mars’a gitmek biraz zaman alacak. Öyleyse dünyadaki ortamı konuşmaya devam edelim. 2025 yılında konuşulan yeni bir paradigmaya yakından bakalım. O da akıllı telefon sonrası çağ.
Dayandığı teknoloji: Ortam bilişimi (ambient computing). Teknolojinin bulunduğumuz ortama sorunsuz bir şekilde entegre olduğu, bilinçli bir etkileşim gerektirmeden erişilebilir olması anlamına geliyor. Hareket takibi, konuşma tanıma, jest kontrolü gibi teknolojileri içeriyor.
Burada amaç, cihazı denklemden çıkarmak. Örneğin “Taksiye ihtiyacım var” dediğinizde, ortamdaki teknoloji size taksi çağırabilir demek bu. Herhangi bir cihazı elinize almanız, bir görsel arayüz kullanarak komutlar vermeniz beklenmeyecek. Tabii temelinde bu yazıda ayrıca andığımız “ajanik yapay zeka” altyapısı var.
2026 sağlıkta dev atılımlar yılı olabilir
Teknolojinin ilerleyişini, hayatımıza kattığı kolaylık ve getirdiği varoluş riskleri üzerinden konuşuyoruz. Ancak teknoloji tüm riskleriyle beraber insanlık için uzun ve sağlıklı bir yaşamın da kapılarını aralamaya devam ediyor. Yapay zeka, erken tanıdan ilaç keşfine sağlık alanında devrim niteliğinde gelişmeleri de beraberinde sürüklüyor.
Bana kalırsa bu yılın asıl konusu CRISPR teknolojisiydi. Yapay zeka destekli gen düzenlemesinde yaşanan çığır açıcı gelişmeler; kanser, kistik fibroz, kas distrofisi, Huntington Hastalığı ve diğer birçok genetik rahatsızlık için güçlü yeni tedavilere giden yolu açtı. 2026 yılında özellikle kişiselleştirilmiş tıpta önemli ilerleme sağlanabilir.
Güvenlik açığı derinleşirken
Bu büyük teknoloji atılımlarını konuşurken sistemin kırılganlığından söz etmeden geçemeyiz. 2025 aynı zamanda siber güvenlik tehditlerinin hiç olmadığı kadar karmaşık hâle geldiği bir yıl oldu. Marks & Spencer’ın uğradığı siber saldırı ciddi bir örnek olaydı. Saldırının üçüncü parti bir tedarikçinin zaafiyetinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali artınca bu işin aslen bir ekosistem sorunu olduğu anlaşıldı.
- Yani siz ne kadar dikkat ederseniz edin, zincirin tek bir halkasının zayıflığı bütün sistemi etkileyebiliyordu.
San Francisco’da düzenlenen RSA Konferansı’nda siber güvenliğin artık sadece hacklenmekten ibaret olmadığı konusu da gündeme geldi. Artık kurumlar “gerçeğin manipülasyonuna” karşı da mücadele vermeli ve “dezenformasyon güvenliği” politikalarına sahip olmalıydı. Bir Gartner raporu, kurumların bugün %5’in bile altında olan dezenformasyon güvenliği yatırımlarının 2027’ye kadar %50’ye ulaşacağını öngörüyordu.
Kuantum yılında gelen müjdeler
2025 yılının aynı zamanda BM tarafından Uluslararası Kuantum Bilimi ve Teknolojisi Yılı ilan edilmişti. Böyle bir yılda, Nobel Fizik Ödülü’nün kuantum mekaniği konusunda evvelce önemli bir keşif yapmış bilim insanlarına verilmesi anlamlı oldu.
2025'in sonunda, kuantum bilgisayarların hata düzeltme oranlarında sağlanan başarılar, bu teknolojinin laboratuvardan çıkıp ticari uygulamalara (ilaç keşfi, malzeme bilimi) bir adım daha yaklaştığını müjdeledi.
2026’da 5G’ye kavuşuyoruz
Dünya ekseninden çıktık ama Türkiye’de hepimizin hayatını etkileyecek en büyük teknoloji olayı nedir diye sorsak sanırım pek çok kişinin aklına Ekim ayında düzenlenen 5G ihalesi gelir. Bu aynı zamanda 2026 yılı ile birlikte 5G yani yüksek hızlı bir mobil internete kavuşmamız anlamına geliyor.
Yenilik, yüzleşme ve gerçeklik
"2025 yılını tek kelimeyle özetle" denilirse söylenecek şey belki yenilik olabilir ama bu yeterli olmaz. O yeniliğin yanına bir de “yüzleşme” kelimesini eklemek gerek. Çünkü, 2025 gösterdi ki teknoloji “sihirli” evresinden “mühendislik” evresine doğru ilerliyor.
- Bir önceki yıl “Yapay zeka neler yapabilir?” sorusu etrafında geçmişti ama bu yıl “Yapay zeka iyi güzel de onu çalıştırmak için gerekli enerjiyi nereden bulacağız?” sorusu yanına eklendi.
İşte tam da bu nedenlerle 2026, vaatlerin test edildiği yıl olacak. 2025’e Çin’den gelen Deepseek’in verimlilik atağıyla başlamıştık. 2026’da verimlilik temenni boyutundan, zorunluluk boyutuna ilerleyebilir. Çünkü dijital dünya fiziksel sınırlarıyla tanışmak ve yüzleşmek zorunda.
O nedenle 2026’ya “gerçeklik yılı” desek yeri. Yazıya yılların ya da daha geniş perspektifle takvimlerin bir kurgu olduğunu hatırlayarak başlamıştık ama gerçekliğe ulaştık işte böylece. Matrix’in bilgesi Morpheus’un da dediği gibi:
"Gerçeğin çölüne hoş geldiniz."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.




