İstanbul’un ilk birahanesinde yetişen dört Yunan işletmeci

İstanbul’un ilk birahanesiyle ilgili bilgiler tartışmalı olsa da genel kanı bir Alman olan Mösyö Bruchs tarafından 1870 yılında kurulan Londra Birahanesi’nde birleşir. Cadde-i Kebir’de, Galatasaray ile Hazzopulo Pasajı arasındaki çıkmaz sokakta olan bu birahane kurulduğunda Yunanistan’dan garsonlar getirilir. Bu garsonlar, çok hızlı bir şekilde İstanbul gece hayatının dilini kavrayıp öyle konuşmaya başlarlar…

Bu garsonlardan en hızlısı Yannis Cacavopoulos’tu. 1878 yılında yuvadan uçup Viyana Birahanesi’ni kurdu. Londra Birahanesi’nde edindiği piyasayı kendi mekanına taşıdı; Alman, Avusturyalı ve Macarlara hizmet veren bir mekan açtı. Türkiye’de bulunan Alman subaylar burayı kendi ifadeleriyle “yüksek komuta merkezi”ne dönüştürmüştü.

İki yıl sonra Beyoğlu sahnesine Yannis Strasbourg çıktı, nam-ı diğer II. Yannis. 1880 yılında açtığı Strasbourg Birahanesi’nde farklı bir kesime yöneldi, Fransızlara. Mekanda Fransızca konuşuluyordu. Ayrıca yemekleriyle de dikkati çekiyordu. Fransız et yemeği şatobiryan ve ekşitilmiş lahana ile pişirilen sosis yemeği şükrüt menünün yıldızıydı.

Londra Birahanesi’nden ayrılıp 1883 yılında kendi birahanesini kuran Nicoli Lalas ise biraz geç kalmış bir girişimci olarak seçenekleri arttırma yoluna başvurdu. Nicoli Swiss Birahanesi’nde bira, şarap ve likör seçenekleri adeta sınırsızdı. Av etleri sunduğu öğle ve akşam yemeklerinde İskandinavya’nın milli içkisi olan aquavit servis ediyordu. Farklı bir ortam yaratmıştı. Pate de Feu (ateş macunu) ismini verdiği bıldırcın yemeği çok ünlüydü.

Son olarak 1900’de Londra Birahanesi’ni terk eden Nicola Valavanis adeta imkansızı göze almıştı. Kendi mekanlarını açan Londra Birahanesi’nin eski garsonları, Alman ve Fransız piyasasını toplamış, mevcut tüm içkileri sunmuş, zengin et menüleriyle yapılabilecek her şeyi yapmıştı. Üstelik açtığı birahaneye Londra ismini veren Alman patronları gibi bu üç Yunan genç de mekanlarına Viyana, Strasbourg, Swiss isimlerini vermişti.

Valavanis’in başka bir şey yapması gerekiyordu, gerçekten başka bir şey. O da Beyoğlu’nun ortasında egzotik bir ada yarattı. Akvaryum ve havuzlarında canlı kırmızı balıkların yüzdüğü, içeride bülbüllerin şakıdığı bir mekan. Bu mekana L’Orient (Doğu) ismini verdi. Diğerlerinden geri kalmayan leziz mutfağına ek olarak hızlı garsonlardan bir ekip kurdu. Kısa sürede Pera’nın en ünlü, hatta en pahalı mekanı artık oydu.

1920’ler Londra Birahanesi’nden Cadde-i Kebir (İstiklal) manzarası. Londra Birahanesi’nde çalışan garsonların Beyoğlu Caddesi’nde aşağı yukarı yürüyen kalabalığa bakıp yeni bir mekan açma hayalleri kurduğu manzara…

NEREDE YAYIMLANDI?

“Para seni yiyeceğine sen parayı ye!” #6

1930'larda, eski adıyla Cadde-i Kebir, yeni adıyla İstiklal Caddesi'ndeki bir birahanedeyiz...

23 Kas 2021

http://www.eskiistanbul.net/resimler/istiklal-caddesi-1930.jpg

İLGİLİ OKUMALAR