Domino etkisi

Fransa başta olmak üzere Batı ülkelerinin BM Genel Kurulu'nda Filistin'i devlet olarak tanımasının yankıları sürüyor. Her ne kadar birçok ülkenin Filistin'i tanıma kararları sürpriz olmasa 22 Eylül BM Genel Kurulu’nun tarihî bir dönemecin başlangıcı olduğunu şimdiden söylemek mümkün. Peki bu kararların arkasındaki diplomatik süreç nasıl yürütüldü?
Yazı: Merve Özdemirkıran Embel
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Eylül 2025’te New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Ortadoğu’daki tüm gerilimlerin merkezindeki İsrail-Filistin çatışmasına dair yaptığı uzun konuşmayla Fransa’nın Filistin’i resmen devlet olarak tanıdığını duyurdu.
- Macron, bu kararın “İsrail ve Filistin’in barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabileceği iki devletli çözüm olasılığını korumak için” gerekli olduğunu açıklarken ülkesinin Ortadoğu’daki tarihsel barış taahhüdüne sadık kaldığını ifade etti.
Fransa’nın bu kararı geçen yaz netleşmiş ve Macron, Filistin’in Eylül’deki BM Zirvesi'nde tanınacağını kamuoyuyla paylaşmıştı. Her ne kadar tanıma kararı sürpriz olmasa da konuşmanın içerdiği vurgular ve yapıldığı yerin taşıdığı sembolik anlam bakımından 22 Eylül BM Genel Kurulu’nun tarihî bir dönemecin başlangıcı olduğunu şimdiden söylemek mümkün.
7 Ekim 2023’ten sonra aralarında Norveç, İrlanda, İspanya ve Meksika’nın da bulunduğu pek çok ülke Filistin Devleti’ni tanıdı. Özellikle İspanya’nın İsrail’in Gazze’deki saldırıları karşısındaki tavrı, Avrupa devletleri üzerinde etkili oldu. Ne var ki Ortadoğu’nun bu başat meselesinde kalıcı bir sonuca ulaşmak, Oslo Barış Görüşmeleri'nden beri öyle ya da böyle masada olan iki devletli çözüm olasılığını canlı tutmak ve daha önemlisi uluslararası sistemde ABD'nin neredeyse koşulsuz desteğine sahip İsrail’in olası bir barış sürecine karşı direncini kırabilmek için Güvenlik Konseyi üyesi İngiltere ve Fransa’nın Filistin’i tanıması büyük önem taşıyordu.
Nitekim Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa üzerindeki etkilerine karşı bir süredir birlikte hareket eden, bu çerçevede Gönüllüler Koalisyonu’nu kuran Fransa ve İngiltere, İsrail’in Gazze’ye insani yardımın ulaştırılmasının engellemesi ve yaz boyu süren saldırılarıyla Gazze’deki durumu sistematik bir insan hakları ihlallerine ve adı konmamış bir soykırım uygulamasına dönüştürmesiyle, bu konuda da ortak bir tutum benimsedi.
İngiltere, Commonwealth ülkesi olan ve Anglosakson dünyanın önde gelen devletleri Kanada ve Avustralya ile beraber BM Genel Kurul toplantısından hemen önce Filistin’i devlet olarak tanıdı. Böylece Filistin, iki G7 (Birleşik Krallık ve Kanada) ülkesi tarafından tanınmış oldu.
- Her ne kadar Londra’nın Filistin Devleti'ni tanıma biçimi Paris’inki kadar sembolik ve görkemli olmasa da 1917’deki Balfour Deklarasyonu’yla Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasını destekleyerek İsrail devletinin kurulmasının uluslararası zeminini hazırlayan devlet olarak İngiltere’nin Fransa’yı bu konuda takip etmesi büyük önem taşıyor.
Birleşik Krallık'ın Filistin sorunuyla karmaşık geçmişi
Britanya Yahudi cemaatinin önde gelen bir ismi olan Lord Walter Rothschild’e hitaben yapılan ve esasen 1. Dünya Savaşı sırasında ABD’deki Yahudilerin desteğinin alınması amacını da taşıyan deklarasyonda, “bölgedeki Yahudi olmayan toplulukların medeni ve dinî haklarına zarar verecek hiçbir girişimde bulunulmaması gerektiği” de belirtilmişti. Ancak Filistinliler için—ki o dönemde bölgedeki nüfusun yaklaşık %90’ını oluşturuyorlardı—Birleşik Krallık’ın Siyonist projeye verdiği destek her zaman bir ihanet olarak görüldü.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Filistin'i tanıma kararları, Latin Amerika'da gerilim, Greenpeace Uluslararası Genel Direktörü Mads Christensen ile röportaj, KYK yurtlarında barınma sorunu, gençlerin radikalleşmesi.
26 Eyl 2025

İLGİLİ OKUMALAR


