ABD enflasyon, tahviller ve hisse senetlerinde son durum

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının hala dirençli kalması öne çıkıyor.
ABD enflasyon, tahviller ve hisse senetlerinde son durum

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının dirençli kalması öne çıkıyor. Geleneksel varlık fiyatlama modellerinde risksiz faiz oranındaki yükseliş, gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini azaltarak hisse senedi çarpanlarını baskılıyor. Ancak güçlü şirket kârlılıkları ve nominal gelir büyümesi, yüksek iskonto oranlarının olumsuz etkisini kısmen dengeliyor. Bu nedenle piyasalar açısından belirleyici unsur, enflasyon ve faiz seviyelerinden ziyade söz konusu değişkenlerin şirket bilançolarına ve ekonomik büyümeye aktarım hızı olarak değerlendiriliyor.

ABD'de eylül ayı tüketici enflasyonunun aylık %0,6 ve yıllık %3,7 artması, dezenflasyon sürecindeki kırılganlığın sürdüğünü gösteriyor. Benzin fiyatlarındaki %9,1'lik aylık yükseliş manşet enflasyonu yukarı taşırken, üretici fiyatlarının yıllık %6,3 artması maliyet baskılarının devam ettiğine işaret ediyor. Bununla birlikte para politikası açısından temel risk, enerji kaynaklı fiyat şoklarının çekirdek enflasyona ve hizmet fiyatlarına yayılması. Enflasyonun hızlanması ve beklentilere yerleşmesi durumunda Fed'in reaksiyon fonksiyonu daha şahin bir görünüm kazanabilir.

Enflasyon verilerinin ardından ABD iki yıllık tahvil getirilerinin yükselmesi ve getiri eğrisinde bear flattening yaşanması, kısa vadeli faiz beklentilerinin yukarı yönlü revize edildiğini gösterdi. Ekim ayında 25 baz puanlık faiz artırımı olasılığı yaklaşık %45'e yükselirken, sonrasında %30'un altına geriledi. Özellikle uzun vadeli tahvillerde güvenli liman talebinin güçlenmesi, piyasa fiyatlamasının enflasyon riskinden büyüme endişelerine kayabildiğini ortaya koydu. Bu çerçevede 10 yıllık tahvil getirilerinin beklenen kısa vadeli faiz patikası ve vade primi bileşenleri üzerinden değerlendirilmesi önem kazanıyor. Uzun vadeli getirilerdeki düşüş, finansal koşulları destekleyebileceği gibi büyüme beklentilerindeki bozulmanın da göstergesi olabilir.

Hisse senetleri açısından tarihsel veriler, enflasyonun %2 hedefinin üzerinde kalmasının tek başına negatif performans anlamına gelmediğini gösteriyor. S&P 500, geçmişte yüksek enflasyon dönemlerinde de pozitif nominal getiriler sağlayabildi. Benzer şekilde ABD 10 yıllık tahvil faizlerinde yaşanan karşılaştırılabilir 25 yükseliş döneminde, hisse senetlerinin yaklaşık 60 işlem günlük ortalama performansı yataya yakın geldi. Mevcut dönemde %1,1 seviyesindeki getiri, tarihsel ortalama olan %0,4'ün üzerinde bulunuyor. Dolayısıyla faiz artışının büyüme, enflasyon veya vade primi kaynaklı olması, hisse senedi değerlemeleri üzerindeki etkinin yönünü belirliyor.

Mevcut piyasa dayanıklılığının temelinde güçlü şirket kârlılıkları yer alıyor. S&P 500 şirketlerinin yıllık kâr büyümesi beklentisi yaklaşık %30 seviyesindeyken, teknoloji sektöründe bu oran %64'e ulaşıyor. Ancak endeks şirketlerinin yalnızca %48'inin 200 günlük hareketli ortalamasının üzerinde işlem görmesi, yükselişin sınırlı sayıda büyük şirket tarafından taşındığını gösteriyor. Piyasa konsantrasyonundaki artış, güçlü nakit akışına sahip şirketler üzerinden endeksi desteklese de olası kâr revizyonlarına karşı kırılganlığı artırıyor.

Kredi piyasalarında ise erken aşama stres sinyalleri dikkat çekiyor. CCC kredi notuna sahip şirketlerin risk primlerinde yılbaşından bu yana 100 baz puanı aşan genişleme yaşanırken, yüksek getirili tahvil endeksinde finansal sıkıntı kapsamındaki borçların payı %4,4'ten %5,5'e yükseldi. Bununla birlikte bu oran, 2022'deki %11 seviyesinin altında bulunuyor. Finansman maliyetlerinin yükselmesi, faiz karşılama oranlarının zayıflaması ve kredi spreadlerinin genişlemesi, ilerleyen dönemde şirket kârlılıklarını baskılayabilecek temel riskler arasında yer alıyor.

Sonuç olarak, yüksek enflasyon ve tahvil getirilerinin hisse senedi piyasalarında kalıcı baskıya dönüşmesi, makroekonomik koşulların şirketlerin nakit akışlarını ve kâr beklentilerini ne ölçüde bozduğuna bağlı olacak. Güçlü bilanço ve kârlılık görünümü sürdükçe hisse senetleri direnç gösterebilir. Ancak çekirdek enflasyonda yeniden hızlanma, kredi risk primlerinde genişleme ve aşağı yönlü kâr revizyonları, mevcut fiyatlamanın kırılganlığını artırabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde portföy stratejilerinde piyasa konsantrasyonu, kredi koşulları, getiri eğrisinin bileşenleri ve şirket kârlılıklarının birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eren Kuru

Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

MSCI, FTSE ve S&P: Endeks kararları ve Türkiye

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.

Eralp Ersoy

·

22 Eki 2026

MSCI, FTSE ve S&P: Endeks kararları ve Türkiye
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

"Made in Europe": İngiltere içeride, Türkiye dışarıda

AB’nin yeni “Made in Europe” kuralları, AB’den ayrılan İngiltere’yi içeride tutarken otuz yıllık Gümrük Birliği ortağı Türkiye’yi dışarıda bırakıyor. Bu tercihin ardında bir aidiyet ve rekabet kaygısı var. Türkiye’nin yanıtı rica değil, mütekabiliyet olmalı.

22 Eki 2026

"Made in Europe": İngiltere içeride, Türkiye dışarıda
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Türkiye'nin Suriye'deki yatırım haritası: Sınır ötesinde yeni sanayi kuşağı

Türkiye ile Suriye arasında, savaş yıllarında büyük ölçüde atıl kalan sanayi tesislerinin yeniden faaliyete geçirilmesi ve yeni sanayi bölgelerinin kurulması için uzun zamandır geniş kapsamlı bir hazırlık yürütülüyor. Son dönemde açıklanan projeleri birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin Suriye’de üç ayaklı büyük bir yatırım planı uygulamaya hazırlandığı görülebiliyor

Emircan Yaman

·

22 Eki 2026

Türkiye'nin Suriye'deki yatırım haritası: Sınır ötesinde yeni sanayi kuşağı
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Haftalık takvim: TCMB haftası

Bu hafta yurt içinde TCMB'nin faiz kararı ve tüketici güven endeksleri öne çıkarken, yurt dışında Çin'in üçüncü çeyrek büyümesi, İngiltere ve Japonya enflasyonu ile ABD, Almanya ve Avro Bölgesi öncü PMI verileri ön planda.

19 Eki 2026

Haftalık takvim: TCMB haftası
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Kalkınmanın jeoekonomisi: Küresel ticarette yeni dönem

ABD-İran savaşının ve artan korumacılığın etkisiyle küresel ticarette dengeler değişirken, ülkelerin ulusal güvenlik ve jeopolitik öncelikleri ekonomik kararlarında giderek daha belirleyici hale geliyor. Ancak teknolojik dönüşüm ve stratejik sektörlerdeki yatırımların gelişmiş ülkelerde yoğunlaşması, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ve gelir farkını kapatma çabalarını zorlaştırıyor.

Kalkınmanın jeoekonomisi: Küresel ticarette yeni dönem