Algoritmalar çağında bir başkaldırı: Fazıl Say Jazz Quintet

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Fazıl Say, yeni caz projesi Fazıl Say Jazz Quintet ile çıkacağı yaz turnesi öncesi son hazırlıklarını yapıyor. Babylon’da yapılan provayı izliyorum. Say’a vokalde Ezgi Alaş, flütte Aslıhan And Say, saksafonda Serdar Barçın ve davulda Ferit Odman eşlik ediyor. Say’ın dünden bugüne eserleri cazın doğaçlama yapısında kendine başka bir nefes buluyor.
Ekibi canlı dinlerken bir şarkıda küçük bir caz kulübünde diğerindeyse kocaman bir konser salonunda gibi hissediyorum. Şarkı geçişlerinde bildik Say eserlerinin cazın ritmiyle nasıl duygu ve renk değiştirdiğine de şahit oluyorum. Beni daha önce hüzünlendiren bir eser bu sefer çok daha coşkulu bir düzenleme ile kulaklarımda. Ekip, prova bittiğinde birbirlerine parmaklarının ne kadar çok ağrıdığından bahsediyor. Çünkü “Say Plays Jazz on Tour with Skoda” adlı turnede enstrümanlarını 80 dakika boyunca aralıksız çalacaklar ve seyirci alkışlasa bile konser kesintiye uğramadan devam edecek.
Fazıl Say, Ezgi Alaş, Aslıhan And Say, Serdar Barçın ve Ferit Odman, Pozitif Müzik organizasyonuyla verecekleri konserler öncesi Say’ın klasik müzikteki yaklaşımının cazın doğaçlama yapısıyla nasıl değiştiğini anlatıyorlar…
Provayı izleme şansım oldu. 80 dakika boyunca birçok duygunun içinde buldum kendimi. Kompozisyonu oluştururken bu duygu geçişlerine özellikle dikkat ettiniz mi?
Fazıl Say: 16-17, yeni ve eski bestelerin birbirine bağlandığı bir proje. Kompozisyon derken doğru söylüyorsunuz. Bestelerim 1,5 saatlik tek bölümlü bir anlatıma dönüştü. Ama her parçanın kendi hikayesinin olduğu ve birbirine bağlandığı bir konsept.

Fazıl Say’ın eserleri arasında caza en yatkın olanı hangisiydi?
Ferit Odman: Hepsi öyle hakikaten ama bir tane seçmem gerekirse “Bodrum”u söylerdim. Gerçekten bir caz bestesi gibi geliyor.
Fazıl Say: Kategori edilmiş olarak cazı benimsemediğim için her şeyi birazcık köprüyle caza ulaştırabileceğimiz bir şekilde çalabiliriz diye düşündüm. Keza cazla klasik müzik arasında teknik ve etik olarak o kadar büyük bir fark yok.
Evet arkadaşların improvizasyon yetenekleriyle konserlerde yarattıkları alanlarla aslında bestecilikte buluşuyoruz. Doğaçlama yapan sanatçı da bu anlamda bestecidir. Çünkü müzik üretendir.
Ferit Odman: Klasik müzikte kadanslar sizin improvizasyonunuz aslında. Bütün parçaların arasında aslında improvizasyonun da var.
Serdar Barçın: Notaya dökülmüş her şey bir improvizasyondur.
'Olimpik bir sporcu gibi hazırlandık'
Prova sonrası 80 dakika aralıksız müzik yaptığınız için elleriniz ağrıyordu. Konserler öncesi kondisyona ihtiyacınız var mı? Hazırlık süreciniz nasıl olacak?
Fazıl Say: Çok çok yorucu provalar yaptık. Açıkçası kendimizi olimpik bir sporcu gibi hazırladık. Son haftalarda günde 7-8 saat çaldık. Süper bir kamp süreci oldu. Artık kondisyon olarak bu programı her akşam çalmaya hazırız. Ama çok zor.
Müthiş bir virtüözlük ve en yüksek seviyede enstrümantalizm gerektiriyor. Mesela vokal sesini nereden nereye alacak ve sürekli yeni bir şeye konsantre olacak. En zor, en riskli şeyleri yapıyorlar ve bunu her akşam yapmak zorundalar. Olimpik bir şekilde hazırlandılar. Benim açımdan da öyle.
Can Yücel’in ilk şarkılarından “Sardunyaya Ağıt”ı piyano ile çalmak zaten yorucu bir şey. O biter bitmez “Truva Sonatı”nın Aşil bölümü başlıyor. Piyano için en zor şeylerden biridir. Aslıhan’ın flüt kısmı da inanılmaz... Ben de ona bazı flüt detayları yazdım. Ama işte çalışarak oluyor. Bir de hepsi çok üst düzey müzisyenler yani değişik bir ekip...
Aslıhan And Say: Tüm bu yaptıklarımız enstrümanlarımızın sınırlarını zorlamanın yanı sıra kendi enstrümanımıza da hizmet eden şeyler. Özellikle Türkiye’deki flüt ekolüne baktığımız zaman bu tarz dinamizmin içerisinde bulunduğu eserler gerek caz gerek klasik olsun çok fazla bulunmamakta. O yüzden de hepimiz için bir meydan okuma. Bir yandan da uzun vadede genel seviyenin yükselmesine sebep olacağına inanıyorum; enstrümantal anlamda. Kendinin gelişiminden bir şeyleri tekrardan yaratabilmek, yeni bir seviyeye merhaba demek ya da zaten var olanı daha güzel kullanabilmek... Burada yaptığımız bu.
Ferit Odman: 90 yaşıma kadar yaşarsam hep böyle devam edeceğim. Her yeni proje için yeni bir hazırlık sürecinde olacağım. Yarın mesela bambaşka bir proje için bütün gün stüdyoda çalışacağım. Hiç durmak yok!
Serdar Barçın: Yılda 150-200 konsere yakın çalıyoruz her birimiz. Devamlı çalışma hâlindeyiz.

Bu 80 dakika içerisinde doğaçlama ile aralara girebiliyor musunuz?
Aslıhan And Say: Her şey çok özgürmüş gibi ama son derece planlı. Bu işin güzelliği burada. Sınırlar içerisinde özgür olabilmek... O da birazcık da ustalığımıza kalan bir şey. Bir flüt sanatçısı olarak söyleyebilirim ki Serdar kendisine bırakılan alanlarda o kadar güzel dans ediyor ki flütüyle, saksafonuyla... O yüzden planlanmış bir şeyin içerisindeki o özgürlük de aslında birbirimizle çok güzel bir müzikal flörte sebebiyet veriyor.
'Artık çok fazla özgürlüklerin olmadığı bir dünyadayız'
Fazıl Bey, Konzerthaus Dortmund’un eski genel müdürü Benedikt Stampa sizin müzikal yaklaşımınız için “Kendini normal insanlar gibi kontrol edemiyor” der. Bu proje de tam olarak o kontrolsüzlükten mi ortaya çıktı?
Fazıl Say: Vecd hâlini kastediyordu. Yüksek konsantrasyonda kendini kaybedip hakikaten sadece müzikle baş başa kaldığımız anlardan... Ben bunun için yaşıyorum. Bunsuz yapamam. Sadece müzikle kalıyorum. Çünkü o benim en özgür alanım. Artık çok fazla özgürlüklerin olmadığı bir dünyadayız. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da bir sürü sorun var. Gümrük kapılarında bekleyip Avrupa’da konserlerimizi veriyoruz. İnsanlık adına utanç verici, düşünce özgürlüğü adına da utanç verici bir dönem. Ama biz bütün o dertleri bir yana bıraktığımız müziğe yöneliyoruz. Seslerin ifade ettiği şeylere, o ifadelerin ulaştığı hikayelere... Müziğin mesaj olduğu, müziğin bir şey anlattığı, birbirine dokunduğu yani müziğin özü olana geçiyoruz. İlkel insan bile taşa tahtayla vurarak, ritim tutarak bir mesaj veriyordu. Akşam oldu, sabah oldu, savaş çıkacak diyerek. O vecd hâli onu sağlıyor.
Buradaki tüm arkadaşlarımda da bunu hissediyorum. Bu yüzden bu dört kişiyle çalışıyorum. Müzikle baş başa kalma anını çok beğeniyorum, beraber çalıştığım arkadaşlarda da bunu gözlemliyorum. Bu öyle kolay bir şey de değil. Hakikaten iyi konsantrasyon gerek ve birbirinizi iyi dinlemeniz de.
Demokratik bir sahne mi oluşturdunuz?
Fazıl Say: Herkesin özgür olduğu bir alan yarattık, bu müzikte olması gerekendir.
Ferit Odman: Cazın ruhunda da var demokratiklik. Bir de demin söylediğiniz şeyle ilgili şunu eklemek isterim. Her kadim öğretide olduğu gibi insanlar her yaptığı işte akışta olma hissine ulaşmaya çalışıyor. Biz müzisyenler olarak o kadar şanslıyız ki her sahneye çıktığımızda zaman ve mekan algısını unutup o hisse girebiliyoruz. Bu projede de o anlara hepimiz ayrı ayrı ve çok güzel şekilde giriyoruz. Sahnedeki tüm müzisyenlerin birbirine desteği var. Hepimiz de Fazıl’a tutunuyoruz. Zaten onun dünyasının içinde dönüyor bunlar. Herkesin ulaşmaya çalıştığı şeyi biz sahnede, binlerce kişinin önünde ve alkışlarla yapıyoruz. Çok müthiş bir şey bu.
'Dinleyicinin konserin sonuna kadar alkışlamadan sabretmesini istiyoruz'
80 dakika aralıksız çalıyorsunuz ve aralarda alkışın yarattığı eslerin olmayacağı bir konser bu. Seyirci alkışlamadan durabilecek mi? Biz duygularını hemen göstermek isteyen bir toplumuz çünkü...
Fazıl Say: Sabretmelerini rica edeceğiz. Çünkü parçaların birbirine bağlanmasındaki sanatı, ruhu ve dokuyu da yaşamalarını, dinlemelerini istiyoruz. Alkışlamak isteyen de alkışlar yani yasak koyacak değiliz. Kimseye kızacak da değiliz. Ama bu konserin formatı böyle. Aramızda konuştuk, “Alkışlansa bile durmayalım, devam edelim” dedik.

Fazıl Say’la çalışmak yorucu mu yoksa ilham verici mi? Fazıl Bey sizin için de bu ekiple çalışmak nasıl?
Fazıl Say: Ben onlarla çok keyif alıyorum. Grupta güzel bir enerjimiz var. İnşallah hep de böyle kalır. Çünkü grupların uzun yaşaması da bir hikayedir.
Serdar Barçın: Biz çocuklar gibi şeniz ve çok mutluyuz. Yorucu tabii ki. Çünkü çok zor bir müzik çalıyoruz. Herkesin hikayesini anlattığı bir konsept bu.
Ezgi Alaş: Fazıl Bey’in hikayesinin içinde var oluyoruz ve hepimiz aynı duygu içinde bulunuyoruz. Fazıl Bey’in müziğiyle büyüdük bir yandan da. Konserlerde çalan eserlerden biri '94 yılında bestelenmiş. Ben '94 doğumluyum ve şu an Fazıl Say ile turneye çıkıyorum.
Fazıl Say: “İnsan İnsan”ı '94 yılında besteledim. Sen onu sadece Fazıl Say’ın bestesi olarak değil, kendinle bütünleştirerek, özümseyerek, Ezgi’nin müziği olarak söylüyorsun. Zaten söylemek zorundasın. Senin hikayendeki insana bakışın sesinde var oluyor. Yorumcu aynı zamanda eserin sahibidir. Aslında hepimiz bu eserlerin sahibiyiz.
Serdar’ın hayatında Madımak Olayları’nda hayatını kaybetmiş Metin Altıok bir şey ifade ediyordur. Can Yücel’in hapiste yazdığı şiiri Ferit için başka bir şey ifade ediyordur. Bunlar aynı zamanda hayattaki ortak noktalarımız. Bu projede ilk söylediğimiz şarkı, sokak hayvanları üzerine. Hepimizi ilgilendirmiyor mu?
Sahnede bu eserlerle bir memleket var.
Fazıl Say: Evet, biraz yaşamsallık. Sanatçı tabii ki yaşadığı çağda anlatan ve çağrılarını yapan insan olmalıdır. Sadece akademik olarak konservatuvardaki bir odada “Ben ileri müzik yaptım” diyebileceğin bir dünya yok.
Müzik niye yapılır? Birisine, halka, topluma dinletmek için yapılır. O iletişim olmadan yanlış olur. Tabii bütün bu kategorizasyonları beyinde aşmış olmak gerekiyor. Bunu öyle kolayca söylüyoruz şimdi de öyle bir dünyada yaşamadığımızı biliyoruz.

Aslıhan And Say: Fazıl, icra eden kişiye farklı bir alan sağlıyor. Bunun içerisinde kendinizi keşfetmek ve kendinizin en yüksek potansiyelinize ulaşabilme şansınız var. Müzisyen bunu en iyi şekilde değerlendirebilirse... Müziği ve onun alt metnini anlayabilmek bir bakış açısı, bir vizyon gerektiriyor.
Bir de üstüne teknik anlamda yapabilme becerisinin gücü girdiğinde her şey değişiyor. İşte orada müzisyen Fazıl’ın hikayesini anlayıp kendi hikayesiyle birleştirip bir harman oluşturursa ve onu ortaya koymak için teknik anlamda da özenirse kendine farklı bir perspektiften bakabiliyor.
Ferit Odman: Kendim gibi olabildiğim her şeyde çok mutluyum ve burada da kendim gibi olabiliyorum.
'Yapay zeka ile Beethoven arasındaki farkı bilecek kadar eğitimleri ve kulakları yok'
Basın toplantısında günümüzdeki vasat ve kötü müziğin algoritma içinde yükseltildiğini söylüyorsunuz. Bu müzik endüstrisinin suçu mu yoksa dinleyicinin mi?
Fazıl Say: Müzik kültürün en büyük derdi şu anda insanı taklit eden ve en kötü şekilde sesler çıkaran yapay zeka müzikleri. Genç neslin, yapay zeka ile Beethoven arasındaki farkı bilecek kadar eğitimi ve kulağı yok. Çünkü öyle yetiştirilmediler. Bu dünyadaki her yerin eğitim sisteminden kaynaklı. Normal bir albüm yapsanız birkaç yüz bin tıklanırken bunların şarkıları birkaç yüz milyon tıklanabiliyor. Projemiz, çağımızın bu sorununa savaş açan bir şey. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde en çok dinlenen müzik, en kötü müzikler. “Bu sorunu biz nasıl aşacağız?” diye hakikaten düşünüyorum ve endişeli bir çağdayız. Kültürün, sanatın değeri ne olacak? Hayatında bir gün müzik yapmış adamla bütün ömrünü müziğe vermiş adam, bir anda aynı noktaya gelebiliyor. Bu yanlış. Daha da yukarı çıkabiliyor. Teknolojinin yarattığı bu sorunları dert etmemek mümkün değil. Bu kadar insan, bu kadar emeği neye verdi? Bütün bunları düşünerek de bu çağdan geçmek zorundayız ve tüm bunlara çözüm aramalıyız.

Müzisyenler haklarını biliyorlar mı? Siz çalma tekniğinizin yapay zekada kullanılmaması için yasal girişimlerde bulundunuz mu?
Ferit Odman: Bundan kaçamazsınız. Şu an büyük ihtimalle birisi "Fazıl Say gibi beste yap" diye yapay zekaya soruyordur. Gittiğiniz çoğu restoranda telifsiz yapay zeka müzikleri çalıyor. Aslında sektör de bunu besliyor.
Bu gerçekten insanlığa büyük bir darbe. Bunu ne kadar engellerseniz engelleyin artık o info orada. Bunu istediğiniz kadar yasaklayın, o yasaklar kırılacaktır. Çünkü çok büyük bir veri havuzu var ve o veri havuzunu dizginleyebilecek bir sistem olduğunu düşünmüyorum.
Fazıl Say: Geçen sene İngiliz müzisyenler toplanıp bir saat sessizlik kaydetmişler. Sonrasında da “Yapay zeka bizi taklit etsin bakalım” demişler. Bu çok iyi bir yöntem. İnsan yapay zekayı protesto etmek zorunda kalıyor.
Ezgi Alaş: Ben tek bir açıdan yapay zekayı övebilirim. Müzik piyasasında kadın bir müzisyen olduğunuzda çok fazla zorbalıkla karşı karşıya kalıyorsunuz. Maddi ve manevi olarak. Yapay zeka sayesinde bazı şeyleri tek başınıza halledebiliyorsunuz. Bazı müzisyenler finansal olarak kayıt sürecini karşılayamayabiliyor. Onlara bu anlamda destek olabiliyor. Müzisyenlerin hibrit çalışılabilmesini sağlaması pozitif tarafı. Ama birinin yapay zeka sesine “Bu ben” demesi akıl alır gibi değil.

Serdar Barçın: Bir hafta sonra çalacağım sololar için uykularım kaçıyor ve sabah altıda kalkıp üzerine çalışıyorum. Bu hayat böyle devam edecek bizim için. Dolayısıyla biz sahnede her zaman en iyiyi yapacağız.
Aslıhan And Say: Bazı şeylerin dejenere olması ve bunlara ekstrem şekilde maruz kalmak belirli bir süre sonra duyarsızlığa sebebiyet verebilir. Kişi, müziği dinlerken içinin boş olduğunu hissedecek ve temas edemediği bir müzikle karşı karşıya kalabilecek. Bu sadece bir ihtimal. İnsanlar dokunamadıkları, hissedemedikleri yapaylıktan sonra gerçek müziğin güzelliğinin farkına varacaklar. Bu da tek umut zaten.
'80 dakika boyunca her şeyden uzaklaşacakları bir konser olacak'
Seyirci Fazıl Say Jazz Quintet konserlerinden sonra ne hissederse, siz de gece rahat uyursunuz?
Ferit Odman: 80 dakika boyunca hayatıyla ilgili her şeyden uzaklaşıp sadece bu müziğin içine dalabilirse ve o 80 dakika bittiğinde alkışla gerçek hayata döndüğünü hissederse çok mutlu olurum. Bizim yaşadığımız şey bu. Kendi yaşadığım şeyi seyircinin de yaşamasını isterim. Çünkü ben orada Fazıl Say’ın dünyasına gireceğim ve 80 dakika o dünyadan çıkmayacağım. Ne fatura düşüneceğim, ne ödeyeceğim başka bir şeyi. Onların hepsinden uzaklaşıp o dünyada olabilirlerseler, ne mutlu bana.
Aslıhan And Say: Sahnedeki müziği kendi hikayeleri ile birleştirmelerini ve bunun sonunda bir dönüşümle ayrılmalarını isterim. Dönüşmüş bir şekilde ayrılmaya alan tanıyan bir konser çünkü. Seyircilerin geçişlere dikkat etmelerini de çok arzu ederim. Gerçekten toz pembe renkten kırmızıya geçiş gibi şarkı geçişleri. Bunlardan keyif alırlarsa bir dönüşüm yaşayacaklardır ve doyumla ayrılacaklardır.
Ezgi Alaş: Herkesin aklında bunun daha önce hiç yapılmadığının ve bir ilk olduğunun kalmasını isterim.
Serdar Barçın: Konser sonunda “İyi ki gelmişiz” diyen kitleye saygı duyarım.
Turne programı
Turne kapsamında konserler, 19 Temmuz’da Ayvalık Amfi Tiyatro, 24 Temmuz’da Çeşme Açıkhava Tiyatrosu, 25 Temmuz’da Efes Antik Tiyatrosu, 26 Temmuz’da Bodrum Antik Tiyatrosu, 2-3 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, 13 Eylül’de İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu, 16 Eylül’de Hierapolis Antik Tiyatrosu, 17 Eylül’de Antalya Açıkhava Tiyatrosu ve 27 Eylül’de Bilkent Odeon’da düzenlenecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.




