Berlin’in yüzü: Sven Marquardt

Sven Marquardt ile “NACHTBLENDE” sergisi üzerine.
Berlin’in yüzü: Sven Marquardt

13 Kasım - GAİN - Duende
GAİN ile birlikte

Biz bugünü çok bekledik: Şahsiyet II. Fasıl "Siz hiç ölümden döndünüz mü? Ben döndüm... Tamam hayata döndüm de tam olarak o hayatın neresine döndüm?" İşte biz de tam olarak bunu merak ediyorduk Agâh Bey. Heyecanla beklediğimiz daha pek çok detayın harikulade bir görsel deneyim, leziz diyaloglar, usta oyuncular ve nefis bir yapımla buluştuğu Şahsiyet II. Fasıl , bugün itibarıyla yalnızca GAİN ’de . Dahası: Yönetmen koltuğunda Onur Saylak ’ın oturduğu, senaryosunu Hakan Günday ’ın kaleme aldığı, 47. Uluslararası Emmy Ödülleri’nde Haluk Bilginer ’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getiren Şahsiyet II. Fasıl , GAİN ’in ana sponsorlar arasında yer aldığı Hollywood Türk Film ve Drama Günleri’nde ilk defa izleyiciyle buluştu. Türkiye yapımı bir dizinin ilk defa ABD’de prömiyerinin gerçekleştiği etkinlikten ve geçtiğimiz günlerde Uniq İstanbul Expo’da yapılan galaya katılanlardan duyduğumuz kadarıyla ikinci sezon, birinci sezonu aratmayan bir nefes kesicilikte. Beş yıl aranın ardından anlat bakalım Agâh Beyoğlu, dinliyoruz. Sen de kulak vermek istersen Şahsiyet II. Fasıl , şimdi yalnızca GAİN ’de.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2013’te ilk kez Berlin’e gittiğimde, duvarı gördükten hemen sonra o sıralar İstanbul gençleri arasında yeni popüler olan Berghain’ın kuyruğunda kendimi bulmuştum. Kulübün kapısında ünü sınırları aşan Sven Marquardt vardı ve yine o ünlü cümleyi işitmiştim, “Heute leider nicht.” (Ne yazık ki bugün değil.) Bu cümlenin üzerine birçok kez daha bu ikonik kulübe gittim, hatta içeri girdim, arkadaşlarımdan birçok Sven ve Berghain’a alınma-alınmama hikayesi dinledim. 

Sven, Berlin’in kulüp ve sanat kültürünün en önemli yüzü. Kulüp fedailiğinin yanı sıra çok da önemli bir fotoğraf sanatçısı… Onun fotoğrafları bir bakıma şehrin, kulüp ve alt kültüründe önemli yeri olan insanların tarihini de gösteriyor. 

Sven Marquardt’ın 80’lerden bugüne odaklanan fotoğraflarının yer aldığı “NACHTBLENDE” sergisi, ilk kez Yapı Kredi bomontiada ve Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle 26 Kasım’a kadar Yapı Kredi bomontiada’da olacak. Sven ile serginin açılış gecesinden hemen önce biraraya geldim ve çalışmalarını konuştum. Kendisi, beni çok şaşırttı çünkü Berghain’ın kapısındaki sertliğinden tamamen farklı bir kişiliğe sahip, içten ve oldukça ilham verici…

Serginin arkasındaki hikaye nedir ve bu portreleri neye göre seçtin?

Çalışmalarımın ve sergimin ardındaki hikaye her zaman hayatım. Çekimler için tanıştığım insanların izleri de... Burada son 20-25 yılın bir karışımını görüyorsunuz. Kulüp kapısında yer alan meslektaşlarım, yine kulüpteki müzisyenlerin portreleri gibi... Farklı projelerden de bazı fotoğraflar var. Son 10 yılda daha çok kavramsal çalışmaya başladım. Mesela ilk girdiğiniz odanın sol tarafında bir fotoğraf var. O, 1986’da ilk çektiğim fotoğraflardan biri. EASTside Magazine başyazısından bir moda fotoğrafı da var. Ve bu aynı zamanda sergi fikrinin başlangıcı. 

Goethe-Institut’ün daveti üzerine buradayım. Sergi için harika bir yer aradık ve bulduk. Burada misafiriz ve bu da çok güzel. Mesela bu akşam Marcel Dettmann’ın bir performansı olacak. (Marcel Dettmann, Berghain’ın resident DJ’i olmasının yanı sıra Almanya’nın en önemli müzisyenlerinden de biri... Serginin açılış günü sadece tek seferlik “Slide” adında özel bir performans sergiledi.) Onu belli zamanlarda birçok kez fotoğrafladım. Performansı sırasında da arkada fotoğraflarım yer alacak. Bu videonun görsel tasarımının küratörlüğünü sanatçı Lars Murasch yaptı. Serginin başlığı da ‘NACHTBLENDE’. (Almanca nacht gece, blende göz perdesi demek. Ama bu kelime fotoğrafçılıkta, deklanşörle ilgili bir terimi ifade ediyor.)

Sergideki birçok kişi Berlin’in kulüp kültüründen 

‘Nachtblende’ın Almanca gece boyunca bakmak gibi bir anlamı mı var?

Bakıyorsun... Gece boyunca mı? Gece boyunca. Aynı zamanda da bir mercek gibi... Ama tam olarak bu da demek değil. Bir fotoğrafçılık terimi gibi... Geceleri fotoğraf çekmem, kulüpte ise asla fotoğraf çekmem. Her zaman gün ışığıyla ve analog makineyle çalışıyorum. Fotoğrafçılık kariyerim, kulüp hayatımdan çok farklı ama fotoğraflarımın kahramanları arkadaşlarım, meslektaşlarım, müzisyenler... Bu sergideki pek çok kişi Berlin’deki kulüp kültüründen. Serginin arkasındaki hikaye de unutulmaz anların hikayesi... 

Unutamadığımız anlar hafızamın bir parçası mı? Umarım öyledir. Bazen fotoğrafların tarihine bakıyorum ve “1986 yılı” yazdığını görüyorum. 2023’teyiz; bu çok uzun bir yol demek. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra 98’de yaratıcı çalışmalarıma bir süre ara verdim ve fotoğraf çekmedim. Kulüp kültürünün başlangıç dönemi ise her zaman beni etkiledi. Berlin’in Doğu yakasından Batı yakasına kadar... Berlin’deki kulüp kültürünün başlangıcına şahit olmak keyifliydi. Partiler, yeni dövmeler, yeni yerler çok mutluydum ama sanırım bu sırada yaratıcılığımı kaybettim. Sanırım Doğu Almanya’dan milyonlarca insan kendi kimliklerini de biraz kaybetti. Bir göç durumu oldu. Çünkü duvar yıkıldı, dolayısıyla ülke tamamen açıldı ve Doğu ile Batı biraraya geldi. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Sanki önemli bir zamanmış gibiydi. Bu olanlar da Almanya’daki herkes için en iyi yoldu. Peki, Doğu ve Batı durumu hâlâ bir mesele mi? Ben, Doğu Almanya’dan geldiğim için çok gurur duyuyorum. Eski nesilim, Doğu-Batı çatışmasını bilirim ama yeni nesil için bu gibi durumların kaybolduğunu düşünüyorum.

Doğu Berlin’de alt kültürün başlangıcını yaptık

Doğu Berlin’de büyümeniz dünyaya bakışınızı nasıl etkiledi?

Evet, Doğu Berlin memleketim. Ailemle hep güzel anılarım var. Sorular sormaya başladığımız bir dönemdi, ülkede neler oluyor gibi… Berlin, ortası duvarlı bir şehirdi ve Batı yakasından gelen bilgileri almaya çalışırdık. Punk ve new wave zamanlarını da 18’li yaşlarımda yaşadım. Prenzlauer Berg’teki küçük bir grup yaratıcı insan, Doğu Berlin’de alt kültürün başlangıcını yaptık. Baskının yarattığı etki, alt kültürde yaratıcılık olarak ortaya çıktı. Her zaman toplumsal ve siyasi baskının olduğu yerde alt kültür kendini yaratır. Çünkü bir kimlik ararsın; neyi temsil etmek istediğini ararsın; kendini, ne olduğunu, kimliğini kucaklamak için ararsın. Bu da bir başlangıçtır... 

Arkadaşlarımın fotoğraflarını çekerdim, bana ilham veren insanları... O zamanlar kimsenin gerçek bir işi yoktu. Kıyafetlerimizi ikinci el pazarlardan alırdık. Her zaman yeni şeyler arardık. Patti Smith ve Joy Division dinlerdik. Fotoğraftaki en büyük ilham kaynağım ise Robert Mapplethorpe’un işleriydi. Patti Smith’in ruh ikiziydi. 70 ve 80’li yıllarda New York’ta Patti ve Robert’ın fotoğraflarını görüp düşünürdüm, “Vay be, burası dünyanın diğer tarafı ve biz Doğu Berlin’de kaldık, yaşıyoruz.” Ve geçen yıl New York’a gidip bir fotoğraf çekimi yaptım. 

New York’ta ne hissettin? 

Mükemmel bir histi. Amerikalılardan çok farklı olduğumuzu düşünüyorum. Ama şehri, enerjisini, insanları, binaları seviyorum. Nehir veya deniz kıyısındaki şehirleri seviyorum. Benim için çok ilham vericiydi. 40 yıl sonra Doğu Berlin’den çıkıp New York’ta fotoğraf çekiyordum, harika bir duyguydu.

New York’un gece hayatının Berlin’e göre çok daha temiz olduğunu düşünüyorum... 

Evet. Bu yıl ArtsDistrict Brooklyn’de bir sergim vardı. Oradaki insanlar ve ses çok farklıydı. New York’ta önemli olan insanların kulüpteki masayı çok paralara satın alması... 5 bin dolara sadece masada eğleniyorsunuz. Bilmiyorum. Bunu anlamıyorum. Kulüp kültüründe hissettiğim şey bu değil. Farklı bir ülke; farklı insanlar ve farklı bir tarihe sahip orası. Fakat Brooklyn’de fotoğraflarımı görmek harikaydı. 

Berghain pek çok insan için güvenli yer
ve kapısında olmayı hâlâ seviyorum

İstanbul’da alt kültür tutkunları için bir efsanesin. Berlin’deki kulüp hayatını deneyimleyen çoğu kişi senin hakkında bilgi sahibi... Bu popülerlik hakkında ne düşünüyorsun?

Tabii ki bu beni gururlandırıyor. Ben kulüplerdeki çoğu kişiden farklı bir nesle aitim. Bu düşünceleri, Berlin kulüp kültürüne ve ayrıca Berghain’a da bir iltifat. Berghain, dünya çapında pek çok insan için güvenli bir yer. Evet, fotoğraflarım aradaki bir nesli etkiledi. Bu elbette harika. Elbette Berghain, birçok sanatçının tanınmasını ve birçoğunun da para kazanmasını mümkün kıldı. Ve hep güvenli bir alandı. Ve umarım herkes bunun için minnettardır. Oradaki bazı insanlar artık farklı işlerde çalışıyor. Ben de kendimce pek çok sergide, projede ve reklamda yer alıyorum. Ama bazen Berlin’deyken Berghain’ın kapısında olmayı seviyorum çünkü bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ bana ilham veriyor. Evet, Berlin’deyken hâlâ kapıda fedai olmayı seviyorum.

Berghain’da çok sert bir kapı politikan var. Peki, serginin kapısı herkese açık mı?

Kulüpteki, sergideki, sokaklardaki insanların karışımını seviyorum. Modellerin olduğu partilerden nefret ediyorum. Zıtlıkları severim. Farklı insanlardan gelen enerjinin ortaya çıkardığı, çok hoş bir karışımdır. Sergilerin kapısı her insana, farklı şekilde açılır. İnsanlar için güvenli bir yer olma konusunda büyük bir duyarlılığım var.

Telefonunla fotoğraf çeker misin? 

Evet, çekiyorum. Ama sergi için değil, ruh hâlimi anlatan fotoğraflar gibi… İlham veren anlar, mekanlar, sergi salonları, sonraki adımlara yönelik planlamalara dair... Tabii ki bundan sonraki adımların günlüğü gibi oradaki fotoğraflar. Geçen sene Adidas’la bir işbirliği yaptım. Siyah-beyaz analog fotoğraflar çektim. Ama ilk kez iPhone’umla da bir kısa video çektim.

Merak ediyorum neler dinlersin? 

Placebo, Radiohead, Queen, Massive Attack ve Portishead’i seviyorum. Genellikle eski tarz... Sergi için analog fotoğraflarımdan bir video oluşturmayı düşündük. Yeni bir şey elde etmeye çalışırken arkada nasıl bir müzik olur diye düşündük. Bu benim için de ilham verici bir andı. DJ, prodüktör Marcel Dettmann’ın sanırım 15 yıldır fotoğrafını çekiyorum. Yaklaşık 130 fotoğraftan oluşan seçkiden yeni bir video yarattık. Serginin ikinci odasındaki ekranda bu videoyu küçük bir ekranda izleyebileceksiniz. 

Benim için mükemmel gece,
güzel bir uyku

Senin için mükemmel bir gece hayatı nasıldır ve neye benzer? 

Ne kadar süre, bilmiyorum dans pistinde değilim. Şu anda gece hayatı benim için daha çok bir iş. Genç nesilden ilham alıyorum. Hayatımın her döneminde de gençlerin kültüründen ilham aldım. Şimdi 18, 19, 20 yaşlarındaki insanları görüyorum ve onların tarzını düşünüyorum. Bizim gençliğimizle biraz aynılar ama biraz farklılar da... Yıl ‘89 değil 2023. Ama bazen punk ve new wave’in etkilerini onlarda da görüyorum. Ve modayı seviyorum. Mükemmel bir gece ise… Bence mükemmel bir gece hayatı, güzel bir uyku demek. Ben çok erken uyanıyorum. Ve bir sonraki çekimi, bir sonraki projeyi, dünya çapında veya Berlin’deki bir sonraki sergiyi planlıyorum. Çok harika bir ekibim var. Benim için mükemmel bir günü birlikte oluşturuyoruz.

İstanbul’da olmak 

genç hissettirdi

İstanbul’da olmak nasıl hissettirdi sana?

İlk gün bavulumu kaybettim. Gece yarısı 140 kilometre hızla giden bir taksi şoförümüz vardı. Ve her yerde Google çeviriyi kullanarak konuşuyordu. Bu macera tamamen İstanbul kokuyordu. Bu beni biraz genç hissettirdi. Tam bir maceraydı... Sergi işlerinden sonra şehri de gezeceğim.

Bir röportajında İstanbul’da bir akademiye resident artist olarak başvuru yaptığını söylemişsin. Pandemi girdi araya, ama bu fikir hâlâ aklında mı?

Çok tuhaf bir zamandı. Pandemi yeni başlamıştı. Kültür alanında çalışan çoğu arkadaşım işlerini kaybetti. Berghain’daki işimi kaybettim. Her şey kapandı. Kulüp kapatıldı. Bu zamanda sergi yapmak ve seyahat etmek mümkün değildi. Ve hayatımda ilk kez, bir başvuru yazdım, İstanbul’daki bir akademiye. Sanırım 6 ay sonra bir e-posta aldım, “Çok üzgünüz. Gelecek yıl tekrar deneyebilirsiniz” diyordu. Bu bana biraz fazla geldi, ama buna kızmıyorum. Sanırım pek çok kişi başvuru göndermişti. Ve bu tür hibeler için hep az para vardır. Belki daha sonra buraya gelip fotoğraf çekerim. Başka bir kültüre yakın olabilirim. Burada da fotoğraf çekebileceğimi düşünüyorum. 

Elbette İstanbul’daki her şey biraz tuhaf geliyor. Buradaki çoğu şeye alışkın değilim. Bu yüzden geri gelip tekrar fotoğraf çekmeyi hayal ediyorum. New York, Belgrad ve Sydney’deki ihtisasımda öğrendiklerimden çok farklı. Mesela bu sergi sayesinde çok iyi ev sahipleriyle tanıştım. İstanbul’da iletişim kurabileceğim kişiler var ve elbette şu an kültüre de daha fazla dahil olduğumu hissediyorum. Bir yere yalnız gidersen çok daha zor olur. Portre çekimi için insanlarla tanışırım ama ben insanları “Hey, fotoğraf çekebilir miyim?” diye sokaklarda çeviren fotoğrafçılardan değilimdir. Belki şehrin içinde gün ışığı güzel olan bir yerde yarım saatlik randevularla fotoğraf çekebilirim. Çünkü benim fotoğraftaki çalışma yöntemim bu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Taylor Swift'in ilham verici yolculuğu, Berlin'in yüzü Sven Marquardt

Yeni sayımızda Taylor Swift'in, "Swiftmania"ya giden ilham verici yolculuğuna eşlik ettik ve Berlin'in yüzü Sven Marquardt'ın fotoğraf sahnesine konuk olduk.

14 Kas 2023

GAİN ile birlikte
Taylor Swift'in ilham verici yolculuğu, Berlin'in yüzü Sven Marquardt

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR