Christopher Anderson'un objektifinden Beyaz Saray: Vanity Fair’den Yeni Amerikan Rüyası’na ince bir meydan okuma

Geçen hafta, gazeteci Chris Whipple’ın Vanity Fair dergisi için Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile yaptığı kapsamlı röportaj, Amerikan gündemine damga vurdu. Metinde Wiles, Donald Trump’ı “alkolik karakterli”, JD Vance’i “komplo teorisyeni”, Elon Musk’ı ise “tuhaf” ve “uyuşturucu kullanan” biri olarak tanımlıyor.
Ancak sosyal medyada asıl dikkat çeken unsur, röportaja eşlik eden fotoğraflar. Dünyaca ünlü fotoğrafçı Christopher Anderson tarafından çekilen karelerde, Susie Wiles’ın yanı sıra Trump kabinesinin en güçlü ve tartışmalı figürlerinden Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt ve Kıdemli Danışman Stephen Miller gibi isimler yer alıyor.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Nart Özel
Brüksel’de yaşayan bir İstanbul insanı. Hayatın içinden kültür ve sanat trendlerini Türkiye’den Dünya’ya, siyasetten topluma geniş bir bakış açısıyla yeniden yorumlamayı sever.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




