COP29’dan aklımızda kalanlar

Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 1995’ten beri her yıl farklı ülkelerde Taraflar Konferansı düzenleniyor. Bu seneki 29. Taraflar Konferansı (bilinen adıyla COP29) 11-22 Kasım tarihleri arasında Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlendi. 2008 yılından bugüne zirveleri yerinde düzenli takip eden takip eden İstanbul Politikalar Merkezi’nden Ümit Şahin’in öncülüğünde iklim çalışmaları ekibinin zirve sırasında ve sonrasında yaptıkları değerlendirme çalışmalarından aklımızda kalanlara geçmeden önce zirvenin çok öncesine uzanan tartışmaları kısaca bir hatırlayalım.
COP29 öncesi Azerbaycan'ın ev sahipliği epeyce eleştirilmişti. Azerbaycan’ın petrol ve gaz üreticisi bir ülke olması, iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki taahhütleriyle ilgili şüpheler, ülkenin insan hakları sicili ve İlham Aliyev rejiminin iklim aktivistleri dahil sivil toplum üzerine baskısı ve Zirve öncesi komitede kadın üye olmaması gelen eleştiriler arasındaydı. Geçen yılki Zirvenin (COP28) yine bir petrol ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde düzenlendiğini hatırlayalım. Haliyle son yıllarda COP’a ev sahipliği yapan ülkelerin hem karbon salımı hem demokrasi, eşitlik ve insan hakları karnelerinin pek parlak olmadığına işaret ederek bu konferansların esas kirleticilerin “aklama” operasyonuna dönüştüğünü söyleyenler epey fazlaydı. Öte yandan bu zirveler sayesinde en “fail” ülkelerde dahi iklim ve siyasi gündeme dair yakıcı meselelerin gündeme gelme fırsatı bulduğunu, bu konularda uluslararası iletişimin arttığını iddia edenler de yok değildi.
COP29 sırasında küresel iklim politikalarının geleceği açısından kritik konular etrafında yoğunlaşan müzakereleri dört başlıkta derleyebiliriz: İklim finansmanı, uyum ve dayanıklılık, karbon piyasaları ve enerji geçişi ve jeopolitik gelişmelerin etkisi.
BM Genel Sekreteri ile BM İklim Değişikliği Aile Fotoğrafı, Kiara Worth
İklim finansmanı hedefi ve anlaşması
İklim değişikliğinden her ülke farklı derecelerde etkileniyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler hem krizin etkilerini daha vahim derecelerde yaşıyor hem de bu etkilere karşı koyacak güçleri görece daha zayıf. Ayrıca pek çok gelişmekte olan ülkenin sera gazı emisyonları hızla artıyor. Bu ülkelerin yenilenebilir enerjiye geçmek için gereken finansmana ve teknolojiye erişimleri de kısıtlı. Dolayısıyla, bu ülkelerin iklim değişikliğine karşı mücadelesinde gelişmiş ülkelerden gelecek desteğe ve eşitlikten ziyade adil bir yaklaşıma ihtiyacı var. Konferansın ana gündem maddesi de gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çabalarını desteklemek amacıyla sağlanacak finansmanın artırılmasıydı. Konu elbette çok tartışmalı.
- Zirveye ABD, Fransa, Almanya, Hollanda olmak üzere birçok dünya liderinin katılmaması bu açıdan önemliydi.
Gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı talebi ve hedefi 1,3 trilyon dolardı. İki hafta bu konuyu tartışarak geçti. Tartışmalar sırasında beklentiler çok düşüktü. Zirve sonunda gelişmiş ülkelerin 2035 yılına kadar yıllık en az 300 milyar dolar iklim finansmanı sağlaması konusunda anlaşma sağlandı. Rakamlar arasında uçurum olsa da yavaş ve monoton giden bir zirveden bir anlaşma çıkması buna da şükür dedirtti.
Uyum ve dayanıklılık
İklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılgan toplulukların uyum sağlaması ve dayanıklılığının artırılması, müzakerelerin önemli bir parçasını oluşturdu. Bu bağlamda, uyum finansmanının artırılması ve ulusal uyum planlarının güçlendirilmesi konuları ele alındı. 2025 yılında açıklanacak olan ulusal iklim planları (NDC’ler, Nationally Determined Contributions) bu açıdan önemli olacak.
Karbon piyasaları ve enerji geçişi
İklim konuşurken enerjiyi konudan ayırabilmek mümkün değil. Senelerdir Türkiye’nin iklim politikalarını konuşurken enerjide kömürden vazgeçememizin iklim politikalarını sekteye uğrattığı eleştirisini yapıyoruz. Zirvede karbon piyasalarının düzenlenmesi ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş süreçleri de tartışıldı. Özellikle, karbon kredisi ticaretinin uluslararası düzeyde nasıl yönetileceği ve enerji geçişinin hızlandırılması konularında görüşmeler yapıldı. Her ne kadar eleştirilse de anlaşmaya varılan karbon piyasaları metni önemli görülüyor.
Jeopolitik gelişmelerin etkisi
Ve elbette siyaset. Devam eden uluslararası çatışmalar ve siyasi gelişmelerin iklim müzakereleri üzerindeki etkisi de Zirvede değerlendirildi. Özellikle, Trump’ın seçimi, Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki gelişmelerin iklim politikalarına yansımaları tartışıldı. Bir yandan COP takip edilirken bir yandan Zirve ile aynı anda Brezilya’da gerçekleşen G20 Zirvesi izlendi.
Genel olarak sönük geçtiği şekilde eleştirilen zirveden finansman konusunda beklentilerden düşük de olsa bir anlaşma sağlanması gelişme sayılabilir. Gelecek yıl COP30 Brezilya’da gerçekleşecek. Daha ılımlı ve olumlu bir zirve bekliyoruz.
Türkiye’nin son yıllarda iklim değişikliği politikalarında bir miktar iyileşme olsa da enerji ve diğer politikaları etkisiyle sera gazı emisyonlarında azalma yerine artış olduğu eleştirisi sıkça yapılıyor. COP31’e Türkiye’nin ev sahipliği yapma ihtimalinin konuşulduğunu hatırlatalım ve belki de bu ihtimalin iklim değişikliğinin önceliklendirilmesine vesile olabileceği temennisiyle bu bölümü bitirelim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cop29'da eleştirilere karşın gelişmeler var, COP31'in ise Türkiye'de düzenlenmesi bekleniyor.
22 Ara 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



