Deadletter: Müziğimizin bir sınırı yok


Be-To.App : Türkiye'nin ilk dijital distribütörlük uygulaması Birlikte olmanın gücünü Be-To.App ’te keşfedin, dilediğiniz ürüne çok uygun fiyatlarla ulaşın! Nedir? Aynı ihtiyaçlara sahip kişileri tek bir ürün altında bir araya getiren Be-To.App, istediğiniz ürünü doğrudan markadan sipariş etmenize ve ürünü perakende satış fiyatının altında satın almanıza olanak tanıyan yenilikçi bir alışveriş uygulamasıdır. Nasıl? Size en uygun kampanyayı uygulama üzerinden seçerek kapora bedeli yatırdığınızda kampanyaya katılım hakkı kazanırsınız. Kampanya süresi boyunca minimum sipariş adedine ulaşan kampanya başarılı olduğu anda kalan bakiyenizi tamamlayarak ürünü çok avantajlı fiyata satın alırsınız. Bu ayın kampanyalı ürünleri Samsung Bespoke Jet Bot™ Combo AI Robot Süpürge ile Samsung Giysi Bakım Dolabı (AirDresser). Samsung Bespoke Jet Bot™ Combo AI Robot Süpürge ile Samsung Giysi Bakım Dolabı (AirDresser) , evinizi ve kıyafetlerinizi tek tuşla Samsung Smartthings uygulaması üzerinden temizlemenin keyfini çıkarın. Yapay zekayla geliştirilmiş temizlik, size neredeyse hiç iş bırakmaz! Samsung Bespoke Robot Süpürge 62.999TL yerine 52.999 TL, Samsung Airdresser 79.999 TL yerine 74.999 TL. Be-To.App ’i ziyaret ederek “Kampanyaya Katıl” butonuna tıklayın, katılım için kapora bedelini yatırın, kampanya minimum sipariş adedi toplanıp başarılı olduğunda kalan bakiyeyi tamamlayarak Samsung ürünlerine kavuşun. Güncel kampanyaları kaçırmamak için Be-To.App’in Instagram hesabını takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Son zamanlarda Britanya’da sesi oldukça yükselen post punk ve new wave türünün en dikkat çekici gruplarından biri de Deadletter. Şarkıları dinleyicisini anında içine çekiyor. Geçen ay ilk albümleri Hysterical Strength’i çıkartan grup, vahşi vokalleri ve çoksesli müzikleri ile şimdiden kemik bir hayran kitlesi edindi.
- Kuzey Yorkshire’in küçük bir kasabasından çıkan Deadletter, 5 Aralık’ta Babylon sahnesinde olacak.
Grubun oldukça karizmatik söz yazarı ve vokalisti Zac Lawrence ile basçı George Ullyott yeni albümlerini ve Londra’ya taşınmaları ile değişen hayatlarını anlattı.
Selam Zac, günün nasıldı?
Zac: Bahçeyle uğraştım ve faturaları ödedim. Daha sıkıcı şeyler de yapıyor olabilirdim, en azından bilgisayar başında oturmuyorum. Yanlış anlama, senin mesleğini kötülemek için demedim (Gülüyor). Bu arada nihayet Türkiye’ye geleceğimiz için çok heyecanlıyız. İstanbul’da hayran kitlemiz olması çok acayip, oralarda tanındığımızı tahmin etmiyordum. Neden bilmiyorum ama oraya kadar ulaştığımızı fark etmemiştim.

Biraz Spotify’ın etkisi olabilir. Çünkü IDLES ve Fontaines D.C. dinleyen insanların keşfet listelerinde sizin de şarkılarınız öneriliyor...
Zac: Galiba o yüzden. Ben de öyle düşünmüştüm.
Ayrıca müziğiniz, dinleyicisini ilk andan itibaren etkiliyor. Bing’in hamlığı çok hoşuma gidiyor. Sinirlendiğimde bu şarkıyı dinliyorum. Belki de bu iyi bir fikir değil ama duygularımı daha da rahatlıyor. Müzik sizin için nasıl bir ifade biçimi?
Zac: Sanırım müziğin ve herhangi bir sanat formunun güzelliği, ifade edebileceğiniz şeylerin sınırsız olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden belirli bir duygu ya da hissi ifade ettiğimizi söylemek istemem. Çünkü bunun bir sınırı yok.
Aslında bir albüm yayınlayacak kadar çok single’ınız vardı ama siz yeni şarkılarla bir albüm çıkarmayı tercih ettiniz. Bunun nedeni nedir?
George: Eğer bizim elimizde olsaydı, tüm single’ları albüme koyardık. Bazı ufak değişiklikler olabilirdi ama çok fazla yeni şarkı yazıyoruz. Albüm kaydetme süreci de zorlayıcı olduğundan birçok parçamız da çöpe gitti. O yüzden yeni şarkılarımızı yayınlamak ve onların albüme geçmesi bize için doğal bir adım gibi geldi.

İlk albümünüzün plağını elinize aldığınızda ne hissettiniz?
Zac: Çok iyi hissettim. Şu an içinde yaşadığımız dijital dünyada, sanatınızın fiziksel bir formunu elde etmek heyecan verici. Pikapta plağı çalmak harikaydı çünkü bir şekilde müziğin dinlenmesi gereken formatı buymuş gibi hissettiriyordu.
George: Heyecanlandım ama aynı zamanda biraz da rahatlama hissettim. Çünkü tasarımın ve son hâlinin nasıl görüneceği gibi stresler vardı üzerimizde. Uzun zamandır böyle bir şey yapmaya çalışıyorduk ve bu albümle birlikte daha fazla ciddiye alınmayı umuyorduk. O yüzden bir rahatlama hissettiğimi söyleyebilirim.
Albümde en çok Mother şarkısını sevdim. Saksafonun şarkıya etkisi harika. Bu şarkının arkasındaki hikaye nedir?
Zac: Geçen yaz kısa bir İtalya turuna çıktık ve kabusa dönüştü. Bağlantılı uçağımızı kaçırdık ve havayolu şirketi saksafonumuzu, zillerimizi ve birinin pedal board'unu kaybetti. Sonunda çalacağımız festivale ulaştığımızda maalesef ve inanılmaz üzücü bir şekilde çok az bilet satıldığını gördük. Yine de sahneye çıktık ve ertesi gün geri döndük, moralimiz çok düşüktü. Sonra eve döndüm ve arka arkaya üç Bong Joon-ho filmi izledim: Okja, The Host ve son olarak Mother.
Zaten hafta sonu yaşadıklarımız yüzünden kendimi kırılgan hissediyordum ve filmin üzerimde bıraktığı duygusal etki, bana filmlere dair bir dizi şarkı sözü yazmak için ilham verdi. Aslında şarkı sadece filmle ilgili değil, aynı zamanda annelik temalarını da inceliyor ama sözlerde filme dair bazı özel göndermeler var.
Mere Mortal’da yas sürecini pozitif bir şeye dönüştürmeye çalıştım
Hangi şarkı albümün tavrını tanımlıyor?
George: Albümü tek bir şarkıyla özetlemek gerekse: Deus ex Machina. Hem saykodelik hem de kaosun birleşimi olarak albümün ruhunu yansıtıyor. Ancak, bir şarkının tüm albümü tanımladığını söylemek zor.
Zac: Sanırım benim favorim albüme adını veren Hysterical Strength. Çünkü bu şarkı, albümde yaptığımız her şeyin bir karışımını içeriyor.
Albümü Mere Mortal ile duyurdunuz. Şarkı, bir trajediyi ve yas sürecini anlatıyor. Böyle bir hikayesi olan şarkı ile albümü kutlamak en az klibi kadar ironik bir yaklaşım mı?
Zac: Şarkı sözlerini yazarken o kadar da iyi bir yerde değildim ama olumsuz duyguları pozitif bir şeye dönüştürmek istedim. Bu yas sürecinin kafamda dönüp durmasına izin vermektense kağıda döktüm. Geriye dönüp baktığımda bunu başardığımı düşünüyorum çünkü artık her konserde o şarkı sözlerini söyleyebiliyorum. Klip de şarkının tonunu ve ruh halini tam anlamıyla yansıtmasa da güçlü bir görüntü yaratıyor. Bence şarkının aslında ne hakkında olduğuna dair yeterince ipucu veriyor ve aynı zamanda eğlenceli.

Çok kalabalık bir grupsunuz. Bu aranızda bir kaos yaratıyor mu?
George: Sahne arkasında ya da turne sırasında zaten yeterince kaos olduğundan aynı karavanda olmayı seviyoruz. Hepimizin sahip olduğu tek şey de bu karavanda olmaya dair bir sevgi ve bu gerçekten bize yardımcı oluyor. Sahnede de nasıl insanlar olduğumuzu gösterip doğal davranıyoruz. Hiç kimse bir başkasını taklit etmeye çalışmıyor, çünkü bu çok yapay olurdu. Aramızdaki tek kaos bazen şarkı kaydetme sürecinde yaşanıyor.
Zirveye ulaşırsan tembelleşirsin
Yaptığınız müziğe dair kurduğunuz hayaller gerçekleşiyor mu?
Zac: Bence hayallerimize giden oldukça olumlu bir yoldayız. İngiltere dışındaki bir konserimizin dolması bana hala inanılmaz geliyor. Bence hayallerle ilgili garip olan şey, hiç kimsenin ona ulaştığını tam olarak hissetmemesi, yoksa niye bir şey yapmaya devam edesin ki? Zirveye ulaştığını hissetmemenin olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde muhtemelen tembelleşirsin ve yaptığın şeyi bırakırsın. Ama rüya gibi hissettiren anlar var ve eminim George da böyle düşünüyordur.
George: Eklemek istediğim tek şey şu: Gerçek anlamda bitiremeyeceğin, asla tamamlayamayacağın bir şey müzik. Bazı insanların yaptığını iddia edebilirsin ama her zaman yazabileceğin başka bir şeyin var olduğunu hissedersin. En keyifli kısmı da dünyanın başka yerlerinde müziğini çalabiliyor olman. Bunu hafife almayacağım.
Belli kitleler tarafından tanınıyor olmak yani ünleniyor olmak da buna dahil mi?
George: Aslında o da var ama benim için seyahat etmek, yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak çok güzel. Bu gerçekten heyecan verici.
Zac: Şu an o kadar ünlü değiliz ve çok da para kazanmıyoruz ama daha yolun başındayız. Hepimiz çalışıyoruz. Hala hepimizin günlük işleri var.
Hysterical Strength’e dair yapılan bütün eleştiriler olumluydu. Bu yeni şarkılar üretirken üzerinizde bir baskı yaratıyor mu
George: Hayır, hiç baskı hissetmiyorum. İlk albümün olumlu tepkiler almasının ardından bunu taklit etmek isteyebilirsiniz ya da ikinci albüme geçip hemen devam etmek istersiniz. Biz sanırım ikinci yolu seçtik. Yeni şarkılar üretiyoruz.
Noel Gallagher için mutluyum, çok perişan görünüyordu
Gittiğiniz ilk konser hangisiydi ve hayatınızda nasıl bir etki bıraktı
Zac: George ile birlikte gittiğim bir AC/DC tribute konseriydi. Dürüst olmak gerekirse o zamanlar üzerimde hiçbir etkisi olmadı.
Geroge: Benim ilk konserim aslında Pink’ti. O zamanlar oldukça gençtim ve aslında müzikle de pek ilgilenmiyordum.
Bu yıl en çok dinlediğiniz albüm hangisiydi?
Zac: Bu yıl Silver Jews’ten David Berman’ın 2019’da çıkardığı solo projesi olan Purple Mountains’ı çok dinledim. Muhtemelen şimdiye kadarki en iyi 20 albümüm arasında. Bu yıl üzerimde büyük bir etki bıraktı. Çok fazla yeni müzik dinlemiyorum.
George: Ben de bu yıl Joni Mitchell’in Hissing of Summer Lawns albümünü çok fazla dinledim.

Noel Gallagher
Bu yılın müzik olaylarından biri de Oasis’in geri dönüşüydü. Britanyalı bir grup olarak Oasis’i sever misiniz?
Zac: Eskiden dinlerdim. Ama şu an umurumda mı? Gerçekten değil. Dürüst olmak gerekirse, gerçekten umursamıyorum. Noel Gallagher için mutluyum çünkü onu bu yaz çaldığımız başka bir festivalde gördük. Sadece çok perişan göründüğünü düşündüm. Orada olmak bile istemediğini düşünüyorum. Bu yüzden umarım yaptığı şeyden biraz keyif alır. Birleşmeleri muhtemelen birçok insanı gruptan çok daha mutlu ediyordur. Hayranları adına bir bakıma özverili de bir hareket.
Şarkı yazarken olduğum kişiden gittikçe uzaklaşıyorum
Bir röportajınızda Londra’ya taşındıktan sonra hayatınızda birçok şeyin değiştiğinden bahsediyorsunuz. Müzik yapmak için illaki büyük şehirde mi yaşamak lazım?
George: Ne yazık ki öyle... Londra’da çok kaliteli ve çeşitli canlı müziklere erişebiliyoruz. Her türden müzikal bir çeşitlilik sunuyor. Turnede olan her sanatçı mutlaka buraya uğruyor.
Zac: Ayrıca burada yaşamak zor bir iş, çok çalışmanız gerek. Bu durum söz yazma tarzımızı da etkiledi. Kısıtlı zamanımız oluyordu. Prova odalarında parasını ancak ödeyebildiğimiz üç saatlik zaman dilimleri gibi... Şarkıları çok hızlı yazıyoruz. Şehrin çılgınlığını ve telaşını müziğimize yansıtıyoruz. Kuzeyde küçük bir kasabada büyüdük. Bazı insanlar bu yaşam tarzını devam ettirmek istiyor ve ben buna hayranım. Ama ben, George ve Alfie gibi insanlar için bu yeterli olmuyordu. Londra’nın dinamizmini ve gözlerinizin önünden uçup gitmesini eleştiriyorum ama dışında olduğumda da bunu özlediğimi hissediyorum. Şehrin kaosu da bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde sanatınızı etkiliyor.

Kuzeyde yani memleketiniz Yorkshire’de olmayı bazen özlüyor musunuz?
Zac: Evet, oradaki evimi özlediğim anlar oluyor ama bu da daha çok ailemi, oradaki insanları özlememden kaynaklı. Orada yaşamayı pek özlemiyorum ama ziyaret etmekten hoşlanıyorum.
Filmlerden bahsetmiştin. Peki, albümde referans aldığın başka şairler, yazarlar ya da şarkı sözü yazarları oldu mu?
Zac: Bu soruları ne kadar çok sorarlarsa, bu albümü yazarken gerçekten neyin etkilediğine dair kesin bir sonuca varmam o kadar zorlaşıyor. Çünkü albüm, “Altı aylık bir süreçte yazılmış ve sonra burada hayat bulmuş” şeklindeki tipik bir süreçle yazılmadı. Bazı şarkıları 2021’de yazdım, en azından sözlerini. Bazıları 2022’de yazıldı ve aslında şu an olduğum kişinin, o zaman yazdığım şarkı sözlerini yazarken olduğum kişiden gittikçe uzaklaştığını hissediyorum. Ama şu an üzerinde çalıştığımız birçok şey için, sözlerin yazıldığı ruh hâline çok daha yakın olduğumu düşünüyorum. Kulağa iddialı geliyor ama albümdeki ana tema insan olmanın ne demek olduğunu deneyimlemek. Bu temanın albüm boyunca tekrar ettiğini düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Merakla beklediğimiz 6 yeni albümü masaya yatırdık. Deadletter üyeleriyle yeni albümlerini ve ilham kaynaklarını konuştuk.
07 Eki 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.




