Doğduğu günde yanmış bir garip Meşhur Hanım: Polat Özlüoğlu ile ilk romanı üzerine

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
"Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum...
İtilmiş tekmelenmişim
Doğduğum günde yanmışım..."
Sabahattin Ali'nin Eskisi Gibi şiirindeki bu dizeler, yeni doğmuş bir roman kahramanını neredeyse 94 yıl öncesinden tarif ediyor: Doğduğu günde yanmış, yalnızlıktan yorgun ve itilip tekmelenmiş bir kadın.
Beş öykü kitabı ve kadınlar, çocuklar ve hayatın türlü acılarına göğüs geren karakterleriyle tanıdığımız Polat Özlüoğlu'nun ilk romanı Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar öyküsü, kurgusu ve dilinden çok sanırım romanı alıp götüren Meşhur Hanım'la konuşulacak.
Meşhur Hanım'ın ruh izini bir Simone Weill cümlesinde de hissedebiliriz:
"Bedbahtlık, doğası gereği dilsizdir. Bedbaht olanlar ona kendisini ifade edecek sözler verilsin diye yakarır durur... Canlının tenin ölümünden iğrenmesi kadar düşünce de mutsuzluğu düşünmekten iğrenir..."
Kim bu Meşhur Hanım?
Acı, korku ve yalnızlığı susarak karşılamış, 12 Eylül Darbesi'nin hayatını kararttığı sayısız gençten biri. Yetiştirme yurdunda kalmış, perdesi açık evlerdeki mutlu aile manzaralarına imrenerek büyümüş, gençliğinde devrimci hareketlere karışmış bir kadın. Gözaltılar, işkenceler, hapishane yıllarıyla birlikte öğrendiği onca dil, çevirdiği kitaplar—ki biz romanda "Külliyat" bölümlerinde bu kitaplar hakkında fikir ediniyoruz—kendisine annelik eden yetiştirme yurdunun iyi kalpli müdiresi, bile onu hayatın aydınlık yanına çekememiş.
Çevirdiği kitaplar da dünyanın acılar panoramasının birer parçası gibi. Yüreğindeki geçmişin fırtınalarını dindirmeye çalışırken işkencelerin izlerini taşıyan başını peruklarla gizler. Belki de bu yüzdendir bir Rum kadından peruk dükkanını devralması. Beyninde gürültü yapan şamatacı kızların sesleri, zihnini terk etmeyen işkence seansları, tarifsiz acılarıyla birlikte hayatını tıkıştırdığı dükkanındaki bulanık hayat nehrinde sürüklenip giderken günün birinde dükkanına gelen yaşlı bir adam ile torunu, onun hayatına farklı şekillerde dokunacaktır.
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, 12 Eylül Askerî Darbesi'nin olanca karanlığıyla hâlâ yaşadığını ve yaşatıldığına dair bir hikayesiyle dikkat çekiyor. Yazar, yeni kuşaklara o dönemlerin bir peyzajını oluştururken o günleri görmüşlerden de o karanlığı unutmamalarını, unutturmamalarını istiyor.
Bugünün karanlığının ardında o darbe var
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, yeni kuşakların "Acaba bu anlatılanların bir kısmı şehir efsanesinden ibaret olabilir mi?" diye hayret ve şaşkınlıkla karşıladığı, bugünün karanlığının ardındaki 12 Eylül askerî darbesinde hayatı karartılan sayısız genci Meşhur özelinde yad eden, o günleri hatırlatırken anlatımıyla yer yer dehşete düşüren, ancak bir yandan da küçük insan öyküleriyle yüreğe dokunmayı başarıyor.
- Polat Özlüoğlu'nun pek çok öyküsünde olduğu gibi Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar da Meşhuru, Mü.sü, Nesrini, Madam Elenisi, Cemilesiyle yine kadın karakterlerin ağırlıklı olduğu bir roman.
Fonu 12 Eylül darbesinin karanlık yıllarında şekillense de derinliklerinde Türkiye sahnesinden sessizce çekilen azınlıklara Madam Eleni'yle nostaljik bir gönderme yapan, yetiştirme yurtlarının bahtsız çocuklarının halet-i ruhiyesine, utanç, pişmanlık, keder, acı, çöküş duygusu, hastalık, ölüm, dostluk, sevgi, sadakat gibi insan ruhunda kendi kuytuluklarında köşe kapmaca oynayan hâllerine değinen ve belki de en önemlisi bir kadının hayata tutunma iradesinin azametine dair bir anlatı.
Bir peruk dükkanı kaç öyküye tanıklık edebilir? Bir peruk sadece saçları dökülmüş bir başı mı (Nesrin) örter? Bir insanın vicdanı cehaletle ve yoksullukla sarmalanıp nasıl kötücül bir makineye (Cezmi Bey) dönüştürülür?
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, gözümüzü kaçırdığımız, hatırlamak istemediğimiz zamanlara dair bir ağıt...

Duvarlara toslayıp yeniden hayata karışmak
"İçimizdeki aydınlık ve karanlığın, kötülük ve iyiliğin sınırda bir yerlerde olduğuna, şartlara ve zamana göre değişeceğine inanıyorum. Bununla yüzleşmek, hesaplaşmak, kör duvarlara toslayıp yeniden hayata karışmak ve her daim iyiyi ve iyiliği seçmek gerek" diyen Polat Özlüoğlu'na romana dair sorularımı yöneltirken öncelikle yarattığı müthiş karakteri kendisi tanıtsın istedim.
Hangi şartlarda, nasıl var olduğunu, kişiliğinin nasıl belirginleştiğini, tüm yılgınlığına rağmen ayakta kalabilmiş olmasını nelere borçlu olduğunu; onu hayal eden, kurgulayan ve katmanlı, büyük bir öykünün içine yerleştiren kişi anlatsın istedim...
Bir ilk romanın bir dönem romanı olması, göze alınan zorluğu anlatıyor, yanılıyor muyum?
Yedi yıllık çalışmanın meyvesi Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar. 2018 sonbahar başında ve 2019 ilkbahar sonunda yazıldı. Yazdıklarımı tamamen değiştirip öylece bir kenara bıraktığım zamanlar oldu. Ama ilk başta gözümün önünde yaşlanmaya başlayan, kısa boylu, tombulca, peruklu bir kadın belirdi. Meşhur Hanım iyice belirginleşince aktüel zamanın peruk dükkanında akması, geriye dönüşlerle geçmişin hayaletlerini ve karanlığını çağırması kaçınılmazdı. Artık farklı anlatı olanaklarını zorlayacağımın ve bir dönem romanı yazdığımın bilincindeydim.
Roman uzun soluklu bir uğraş. Ya da bize öyle geliyor. Çok zorlandınız mı?
Her sayfada asıl anlatmak istediğim hafıza, unutma ve hatırlama kavramları üzerinde yoğunlaşan tartışmaların akıntısına bıraktım metni. Romanın ilk hamuru böyle yoğruldu. Uzun öyküler yazmış biri olarak romanın enerjisi beni yormadı. Karakterin ve hikayenin peşinden özgürce gitmek, geniş zamanlara sığınmak aksine daha da hızlı yol almamı sağladı. Olay örgüsü ve kurguyu çözdükten sonra dikkatle atmosfer ve devamlılık meselesine odaklanmak daha kolay geldi. Yabancı sularda yüzdüğümü hissettiren anlar da olmadı değil. İyi okurluğun çok faydasını gördüm yazım sürecinde ve su gibi aktı cümleler.
Meşhur Hanım çok iddialı bir karakter. Fiziği, karakteri ve davranışlarıyla böyle birinin yaratım süreci de meşakkatli olmalı...
Meşhur Kara, tamamen bir düş ürünü. Onun yaşadıklarının benzerini yaşamış birini tanımadım. Ancak sahiciliğini ve gücünü, o dönemin karanlığını, çaresizliğini, korkusunu, direnişini, yoksunluğunu, kayıplarını yaşamış, devrimci mücadele içinde yer almış kadınlardan aldı. Bir yazarın duygudaşlık hissi önemlidir.
Kimsesiz, aidiyetsiz, bir yere ya da kimseye kendini bağlı hissetmeyen yapayalnız bir kadın! İnanılmaz acılar yaşamış, karanlıkların peşinden sürüklenmiş, güne geçmişin hayaletleriyle uyanan, insanlarla temas kuramadığı için kendini toplumdan soyutlamış, yaşamaktan kaçan, kendini daima hayatın dışına sürse de bir biçimde direnmiş, çözülmemiş, dahası hayat karşısındaki yenilgisini göğsünde madalya gibi taşıyan bir devrimci.
Ben de dahil romanı okuyan herkes Meşhur ismine şöyle bir takılıyor... Bu isme özel bir anlam yüklediniz mi?
İnsanlar gibi kurgu kahramanlar da isminin çağrışımlarını üzerinde taşıyabilir. Meşhur adına, özel bir anlam ya da amaç yüklemedim. Annemin çocukluğunu anlatırken bana söylediği bir isimdi. Ancak sayfalar, öyküler ve olaylar birbirine eklemlendikçe romanın ağırlığını ve gücünü içinde barındıran, hayatın tezatlarını simgeleyebilen bir isme dönüştüğünü gördüm.
Meşhur adı, kahramanımın yalnızlığını, biricikliğini, kimsesizliğini, aidiyetsizliğini ve gizemini taşımaya gönüllü olmuştu. Romanla uğraştığım her gün, kahramanımın eskilerin tabiriyle ismiyle müsemma olduğunu fark ettim. Bazen hoşluklar kendiliğinden sökün eder, engel olamazsınız.
Sanırım her şey Meşhur Hanım'ın etrafında şekillendi değil mi?
Romanda ağırlıklarını hissettiren daha birçok karakter var ama Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar'ın varlık nedeni kuşkusuz Meşhur Kara'dır. Onun odağında yer aldığı, onun üzerine kurulmuş, onun etrafında dolanan bir hikaye ile yola çıkıldı. Ama diğer karakterler de bu yolculuğu daha yoğun bir şekilde hissetmemize yardımcı oluyor.
Meşhur’un yaşadığı karanlığa ve aydınlığa, kötülüğe ve iyiliğe doğru yol alırken ülkenin yaşadığı en çetin dönemlerinden biri olan 12 Eylül darbesinin yıkımına ve kıyımına da tanıklık ediyoruz. Çünkü elinizde tuttuğunuz roman ne kadar hayal ürünü bir karakteri merkezine alsa da yaşanan her şey tarihî bir gerçekliğe tekabül ediyor.

Toplum, romandaki Cezmi Beyleri çoktan unuttu ama sanırım hâlâ aramızdalar ve hayatlarına devam ediyorlar...
Romanın bir diğer önemli karakteri Cezmi Bey muhtemelen çok tartışılacak, kimileri hiç sevmeyecek kimileri ise onun için üzülecek. Ama yazar olaylara belli bir mesafeden bakmaya mecburdur. Bütün karakterleri sevemezsiniz. Bazı durumlarda o mesafeyi, soğukkanlılığı korumanız, arayı açmanız gerekir.
Darbeyi takip eden yıllarda biz Cezmi Bey gibilerle aynı sokaklarda yürüdük, aynı otobüslere bindik, aynı apartmanlarda oturduk hatta aynı şeylere gülüp ağladık. İşkenceciler hep aramızdaydı. Hiçbirinin alnında o kötülük, karanlık yazmıyordu. Yüzümüze bakarken hiç utanmadılar. Belki komşuyduk, belki aynı takımı tutuyorduk. Hiçbiri teşhir edilmedi, suçlanmadı, yargılanmadı ve paçayı sıyırdılar. Hikayenin sadece mağdurun ağzından değil de kötünün, failin ağzında yazma fikri bana kurgu evreninde başka alanlar açtı.
Romana soluk aldıran, anlatımı genişleten 13 bölümlük bir külliyat dikkat çekiyor. Bu bölümler tasarımın ilk başında var mıydı?
Romanda Meşhur Hanım'ın farklı ülkelerden ve dillerden çevirdiği, bağımsız birer öykü olarak da okunabilecek, Meşhur Hanım'ın ruh dünyasına açılım getiren, onu daha iyi tanımamızı sağlayan, ana konsepti işkence olan metinler de var. 13 bölümden müteşekkil bir külliyat.
Romana başladığımda böyle bir fikir yoktu aklımda. İlk yazım süreci bittikten sonra üzerinde çalışırken Meşhur karakterinin çevirmen olması sebebi ile dünya edebiyatından çevireceği eserlerin özel bir külliyat oluşturabileceği hissiyatı gözüme, kulağıma ve yüreğime iyi geldi. Önce bir tane çeviri kitap üzerine bir pasaj yazdım. Genel hikayeye iyi geleceğini düşündüm. Her külliyat kısmının romana güç verdiğini ve bağlamı yoğunlaştırıp derinleştirdiğini sanıyorum.
Külliyat metinlerinin Meşhur Hanım ve hikayesine katkısı ve etkisi nedir?
Külliyata ilişkin bir önemli bir ayrıntı daha var: Meşhur bu eserleri çevirirken bir değişim ve dönüşüm de yaşıyordu, bu durum ana öyküye hizmet ediyordu. Onun gibi aynı acıları çeken, aynı karanlığı yaşayan, aynı kayıpları veren ve aynı yaraları olan insanlarla ilgili okuyup çevirdikçe benzerlikler ve duygudaşlıklar kurmaya başladı ister istemez. Herkesin kıyametinin benzer olduğunu anladı, tıpkı faillerin birbirine benzediğini gördüğü gibi ya da yapılan işkencenin bile yönteminin aynı olduğunu fark ettiği gibi. Meşhur ruhunun kuytularına yürüdü dilden dile sırtlanırken cümleleri, yeni isimler verirken yaralarına başka hayat olasılıklarıyla tanıştı. Sanırım bu bölümler romanın soluk almasına da olanak verdi.
Öykülerden sonra bir roman geldi ve acıları, çıkmazları ve hayat mücadeleleriyle yine kadınlar başrolde...
Evet, birçok öykümde olduğu gibi romanımda da kadınlar ağırlıkta, çünkü her daim sesleri kısılmak istenen, baskı ve şiddet gören kadın ve çocuklara dair hikayeler anlatmayı önemsiyorum. Günde ortalama bir kadının öldürüldüğü, şiddetin, tacizin, ölümlerin haddi hesabı olmayan, çocukların çok çabuk gözden çıkarıldığı bir dünyayı anlatmak tercih değil görev. Katiller, caniler ortalıkta gezerken, yargıda haksız tahrik ve kravatlı iyi hâl indirimi alırken, çocuk tacizcileri, katilleri doğru düzgün yargı önüne çıkarılamazken elbette yazacağız.
Bu ülkede kadın olmak, çocuk olmak bu hayata eksik ve yenik başlamak değil mi? En kolay onlar kaybediyor, onlar susturuluyor, onlar yoksulluğa mahkum ediliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




