Duygusal Karmaşa ve Melankolik Gerilim: Leifur James


Yapımlab’ın sinema topluluğu: House of Yapımlab
Her sanat dalında olduğu gibi sinemada da sanatçıların yaşadıkları dönemin koşulları, birlikte deneyimledikleri olaylar ve sinemanın geleceğine ilişkin düşünceleri üretimlerine yansıyor. Öyle ki bu yansımalar bazen bir manifestoyla bizzat…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Son seyahatimi düşündüm. Gerçek miydi diye bir sorguladım. Henüz bir yıl bile olmamasına rağmen zihnim retro bir filtre ekledi görüntülerin üstüne. Olsun, yerimden kalkıp başı sonu belli bir salonda turlarken bu anının içinde dolaşmak da güzel. Hele bir de müzik takılırsa ardıma demeyin keyfime. Nitekim öyle de oldu. Günler, haftalar, aylar, mevsimler kendini oldurmaya çalışırken Leifur James’in detaylarına daha sonra uğrayacağım bir yolculuğunu kaydeden görüntülere eşlik eden Time şarkısı, sabırla taşıdığı hissiyle yanıma geldi. Şarkının isminin Time olması tatlı bir tesadüf. Hatta bir anda üç yıl öncesine, James’in stüdyosunda ışınlansam şarkıyı dinlediğimde ben de ismine Time diyebilirdim. Belki bir eş zamanlılık yaşardık. Kim bilir? “Sanırım özgürlük, birinin bağlantı kurabileceği veya teselli bulabileceği bir mesajı müzik yoluyla paylaşmak.” diyen Leifur James ile tam da bu şekilde tanıştım. Kendisi Londra eşrafından bir prodüktör ve besteci. Onunla müzikli bir tura çıkmadan önce yanıma, ansızın karşımda beliren Oruç Aruoba’nın “Hayal ile gerçeklik arasındaki fark, ikisinin birbirinine uymaması değildir, - gerçeklik ne ise odur, ne uygun ne aykırı -, asıl fark, hayallerin kendilerini gerçeklere uyduramamasıdır.” sözünü yanıma almak istedim. Ya canım bir şeyler yazmak isterse diye son dakika çantaya atılan defterler gibi… Varlığı bile yeter.
Bir enstrümandan daha fazlası: Henüz yedi yaşındasın. Evde canlı olduğunu düşündüğün tek şey, annenin klasik besteler çaldığı piyanosu. Dile gelemeyen hislerin, melodilerle hayat bularak bir çocuğun kulağından evrene yollandığı zamanlar. Leifur James’in annesi tam bu günlerde elde avuçta ne varsa satıp kilometrelerce uzaklıktaki özel bir çello tasarımcısına gitti ve oğluna antika bir enstrüman satın aldı. Bazen duygularımı ifade etmekte zorlanırım. O vakit imdadıma nesneler veya zihnimden fırlayan benzetmeler koşar. James’in bu anısını okuduğumda oğluna her daim koruması ve ona değer vermesi için çello hediye eden bir annenin de hislerini aslında nesneye aktardığını düşündüm. Tek fark şuydu: O nesne konuşabiliyordu. Bir gün uzun bir dersin ardından yayını çellonun üstüne düşüren James, annesi tarafından evden dışarı atıldı ve yağmurlu bir havada 45 dakika boyunca kaldırımda bekletildi. Sanırım o gün James, çellonun bir enstrümandan daha fazlası olduğunu anladı. Nitekim beraberinde gelen yıllar ona ritim ve melodi hakkında derin bir anlayış kazandırdı.

Işık ve karanlığın dengesi: Elinde çelloyla büyüyen Leifur James’i bir dizüstü bilgisayarın karşısına oturup Logic programıyla saatler geçirmesini sağlayan motivasyonun kaynağı belirsiz. Sadece büyürken Londra’da her taşın altına bakmayı amaç edinen, bunu yaparken de odak noktası akademik bilgiden ziyade daha çok felsefe, müzik ve sanat olan bir okulda vakit geçirdiğini biliyoruz. “Yapabileceğim tek şey şimdiye sadık kalmak, oradaki ve o anki mesajımı tercüme etmek, başka herhangi bir şey sahtekârlık hissettirir.” sözlerinden James’in klasik melodilerden çağdaş seslere olan yolculuğunu anlamlandırmak mümkün. Bir yandan Portrait of a Lady on Fire filminin tek müzikli sahnesindeki gibi ham hisleri taşıyan seslerin peşinden gitmeyi, diğer yandan Brian Eno ve Peter Schmidt’in icadı olan “Eğik Stratejiler” tekniğindeki gibi kalıpları bozmayı ve beklemedik yerleri ziyaret etmeyi amaç edinen James, her bestesinde Nina Simone’dan aldığı ilhamla dürüst, gerçekçi ve lirik kalmayı denedi. Bu da ona “Işık ve karanlığın dengesini, arada kalan çizgiyi her zaman sevmişimdir.” şeklinde tanımladığı bir kimlik kazandırdı.

Gürültülü sessizlik: Zamanla eklenen müzik aletleriyle ve göz hizasındaki ilk çellosuyla birlikte bir stüdyoya dönen üretim alanı, Leifur James’in kariyer dönüşümünün de bir simgesi. Biriktirdiği şarkılara “şimdi”nin içinden bir anlam arayan James, Sri Lanka seyahati dönüşünde zihninde dönüp dolaşan anıların peşine takıldı ve açtığı kapılar onu ilk albüm fikriyle tanıştırdı. O günlerde bir arkadaşıyla birlikte izlediği Annihilation filmindeki “Etrafındaki yüksek sessizlik…” repliğiyle ortaya çıkan gürültülü sessizlik kavramı, çok geçmeden James’in 2018 yılında yayımlanan ilk albümü A Louder Silence’ın adına yerleşerek hayat buldu. Bir seyahat, biriken hisler, bir karşılaşma ve artan yakınlaşma. Yazıya başladığım yerden çok uzakta değilim. Devam etmeden Leifur James’in iki özel video klibinden de bahsetmem gerek. İlki tam da kendisinin Sri Lanka seyahatini canlandırmak için Time şarkısına hazırlanan, sadece 58 bin 916 kişinin izlediği 5 dakika 34 saniyelik büyülü bir klip. İkincisi ise çorak bir gezegene sürüklenerek orada hayat bulmaya çalışan “varlığın” peşine takıldığımız, animasyon sanatçısı Balázs Simon imzalı Wurlitzer klibi.

Mutlu hatalar: Resim yaptığı zamanlarda J.M.W Turner’ın çalışmalarını çok beğendiğinden bahseden Leifur James, onun ışıkla yarattığı zıtlıklara ve düşündürücü atmosferine hep hayran kaldı. Dönüp yarattığı seslere baktığında J.M.W Turner’dan izler bulan James, yarattığı güçlü ışık huzmelerinin etkisini canlı performanslarında gördü. Sahneyi “Müziğin ve beraberinde gelen mutlu hataların olduğu yer.” olarak tanımlayan James, canlı performansını varış noktası belli olmayan yolculuklara dönüştürdü. Bu sayede müzikteki zıtlıkları olmaması gereken yerlerde duymaktan hoşlandığını farkeden James, bir yıl geçmeden ikinci albümünü tamamladı. 2019 yazında Electric Castle festivalindeki performansı sırasında tüm albüm çalışmasının bulunduğu sabit diski kaybeden James, bir anda en başa döndü. Kabul etmesi zor olsa da tekrardan üretim aşamasına geçtiğinde bunun aslında bir lütuf olduğunu fark etti. Nitekim bu sürecin ardından 2020 yılında yayımlanan Angel in Disguise, duygusal karmaşanın armonik vokaller ve incelikli elektronik ses kompozisyonlarının içine yerleştiği bir albüm olarak arşivde yerini aldı.
Yıllar önce Steve Reich’in kaleme aldığı bir makalede onun “10 yıl sonra geriye dönüp bakamayacağım ve bağlantı kuramayacağım bir şeyi asla yayımlamam.” cümlesini her daim cebinde taşıyan Leifur James, arşivindeki iki albümle şimdiden sahnede kendi alanını yaratmış durumda. Bize düşen sadece onun adımlarını takip etmek ve bir gece kulübünde karşılaşmayı dilemek.
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Leifur James'in gürültülü sessizliği, 30 yıllık kapak Goo, Altın Küre Ödülleri, 123 yer ve dahası.
05 Mar 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



