Empire of the Sun’la 2000’lerin indie partilerine dönüş

Sekiz yılın ardından "Ask That God" albümü ile geri dönen Luke Steele ve Nick Littlemore ikilisi, dinleyiciye vadettiği sanatsal evrimin altını doldurmakta eksik kalıyor.
Empire of the Sun’la 2000’lerin indie partilerine dönüş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Albüm: Ask That God
Süre: 43 dakika
Plak şirketi: EMI
Yayın tarihi: 26 Temmuz 202
4

Empire Of The Sun’ın 2008’de yayımladığı ve ilk albümüne adını veren Walking On A Dream ile We Are The People, o dönemin indie partilerinin vazgeçilmez iki şarkısıydı. Bu iki parça, günümüzde TikTok ve Reels video’larında fon müziği olarak popülerliğini korumaya devam etse de grup sekiz yıldır sessizliğini koruyordu. Luke Steele, 2022’de ilk solo albümü Listen To The Water’ı yayımlamış fakat çok da bir etki bırakamamıştı.

İkili, geçen yıl birlikte konserler verme kararı aldıktan sonra yeni albüm vaktinin geldiğini de dillendirmeye başladı. Luke Steele, bir röportajında bu duraksama dönemini ve yeniden birleşmeyi şu sözlerle anlatıyordu:

“Zihinsel ve fiziksel olarak hastalandık. Grubun sonunun geldiğine oldukça ikna olmuştum. Empire devasa bir malikane inşa etti ve biz orayı terk ettik. Herkese evine dönmesini söyledik. 20 yıl boyunca birlikte sağlam bir şekilde çalıştıktan sonra, ‘Bitti’ demek harikaydı. Her şeyi geride bırakmak güzel bir duyguydu. Fakat sonradan inşa ettiğimiz şeyin ne kadar değerli olduğunu fark ettik. Empire Of The Sun’ın geri dönmesi için mükemmel bir zamandayız. Bence grubumuza karşı her zaman muazzam bir sevgi vardı. Özellikle karantina döneminde müziğimizi özleyen insanlardan çok sayıda istek aldık. Şu an ise Empire Of The Sun’ın yeni dönemine giriş yapıyoruz.”

Luke Steele ve Nick Littlemore, bu uzun sessizlikten sonra adeta hasta yatağından kalktı ve dördüncü stüdyo albümleri Ask That God’ı yayımladı. Grubun çıktığı günden beri hit statüsünden düşmeyen Walking on a Dream’in ortak yazarlarından olan Jonathan Sloan artık ekipte değil. Ayrıca ilk kez bu albümde başka söz yazarlarını da ekibe dahil ettiler. Vargas and Lagola, Henry Hey ve Ali Tamposi şarkıları yazma sürecinde ikiliye eşlik etti. Bu da Empire Of The Sun için yeni bir dönemin kapısını araladı.

Grup üyeleri şöyle bir itirafta da bulunuyor:

“Walking On A Dream’den sonraki diğer albümlerimizi Walking On A Dream’e benzetmeye çalışıyorduk. Diğer kayıtlarımızın bazıları biraz daha hesaplıydı. Önceki başarılarımızın ağırlığı altında ezilmiştik. Bu kayda ise pozitif duygularla, çok başka bir şekilde yaklaştık.”

Müzikal değişimleri çok da duyulmuyor

12 şarkılık albümün açılışını Changes yapıyor. Akılda kalıcı melodisi ve dans edilebilir ritmiyle parça bize albümün geri kalanının nasıl bir müzikal gidişatta olacağına dair fikir veriyor. Ancak uzunçalar ilerledikçe bu değişim vaadinin aslında epey yüzeysel olduğu ortaya çıkıyor. Cherry Blossom ve Music On The Radio, ruhani vokallerle grubun eski albümlerindeki kendine özgü sound’unu takip ediyor. Bu şarkılar kulağa hoş gelse de ikilinin diskografisine çok da yeni bir şey katmıyor.

Cherry Blossom’ın hikayesini ise şu sözlerle anlatıyorlar:

“Bu şarkıyı Max Martin’in (İsveçli prodüktör, pop tarihinin en önemli hit şarkılarının yazarı) yazarlarından biri olan Fat Max Gsus ile birlikte yazdık. Sahip olduğumuz değerli şeyleri anlamak açısından yapılması çok önemli olan bir şarkıydı. Hepimiz mükemmel ve harika bir şekilde yaratıldık ve sahip olduklarımızın değerini bilmemiz gerek. Bir sonraki hayata odaklanmak yerine, şu anda olabileceğiniz en iyi şeyin tezahürü olmanın önemini hissettirmek istedik.”

The Feeling You Get, 80’leri çağrıştıran bir dans baladı. Konserlerde tam bir köprü görevi görerek dinleyicisini tatlı tatlı dans ettirecek şarkılardan. Ancak bu şarkı bile bize grubun vadettiği sanatsal evrimi sunmakta eksik kalıyor. AEIOU, Television gibi şarkılarda 2000’lerdeki indie dans müziğinin enerjisini yakalamaya çalışıyorlar. Revolve ve Wild World gibi temposu düşük şarkıların sözleriyle iç dünyalarına dönüşün sinyalini verirken müzik olarak da sizi yine hafiften dans ettiriyorlar. Albümün en uzun şarkısı Rhapsodize, dinleyicisini epik bir müzikal yolculuğa çıkarıyor. Fütüristik efektlere sahip şarkının melodisi ara ara masaj salonlarında çalan müzikleri andırıyor.

Albümün geneline hakim olan elektronik müzik, kapanış parçası Friends I Know’da etkili değil. Mekanik vokalleri duygusal bir müzik tamamlıyor. Bu tempo değişikliği canlandırıcı olsa da şarkı, melankolik bir derinlik sunmaya da çabalıyor. İkili, şarkının hikayesini şöyle anlatıyor:

“Bu şarkıyı uzun yıllardır bekletiyoruz. Kaydı ilk olarak 2017’de Tokyo’da yaptık. Japon kültüründen çok etkilendik. O dönem çıkarmayı düşündüğümüz albümün adını da Techno Tokyo koyacaktık. Albüm olmadı, bu şarkı bizimle kaldı.”

Bir sonraki albümde devreye yapay zeka girecek

Ask That God’da başarısı kanıtlanmış müziklerini aslında çok da değiştirmeden hayranlarına sunuyorlar. Sekiz koca yılın ardından sanatsal olarak risk almayıp kanıtlanmış formüllere bağlı kalmaları beni şaşırttı fakat ikilinin görsel olarak yarattığı evrende ilerici olduğu kesin.

Luke Steele, geçen yılki Empire Of The Sun turnesi için sahne kıyafetlerini Midjourney’de tasarlamıştı. Tuval üzerine yaptığı resimleri platforma kaydetmiş ve Alexander McQueen ile John Galliano gibi avangart moda ikonlarıyla biraraya getirmesini istemişti. Çıkan sonucu da tasarımcılara götürüp yaptırmıştı. Ask That God’ın görsel öğelerini de yapay zeka ile yarattılar. Changes video’sundaki karakterleri Steele bizzat tasarladı ve daha sonra Tayland’daki farklı bir ekibin bu yapay zeka karakterleri yeniden yaratmasını istedi. Zaten grup bir sonraki Empire Of The Sun albümünü yapay zeka işbirliğiyle yapacaklarını da açıkladı ve “Robotların bize biraz yardım etmesini istiyoruz. Bilgisayar bizden çok daha yetenekli. Bakalım neler olacak” diye ekledi.

Ezcümle eski bir dost ile yeniden karşılaşma hissi yaratıyor bu yeni şarkılar. 2000’li yıllardaki bir indie partisine geri dönmüş gibi hissetmek isteyenleri memnun edebilir...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌞 Müzisyenlerin telif derdi, Empire of the Sun albümü

Empire of the Sun'ın yeni albümü ile 2000'lerin indie partilerine dönüş, müzisyenlerin ortak derdi telif hakları ve müzik kataloglarının akıbeti.

29 Tem 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi