“En iyi”leri açıklayan liste her yönüyle “yeterince” iyi mi?

İyisiyle kötüsüyle The World's 50 Best'in yıktığı MICHELIN'e ait standartlar ve kendi yarattığı değerler
“En iyi”leri açıklayan liste her yönüyle “yeterince” iyi mi?

30 Haziran - BMW i
BMW i ile birlikte

Hayallerinizi özgür bırakın. Tamamen elektrikli Yeni BMW iX1 Tamamen elektrikli Yeni BMW iX1 Türkiye’de elektrifikasyon dönüşümüne liderlik eden BMW , tamamen elektrikli Yeni BMW iX1 ile sürdürülebilir ve çevre dostu bir sürüş deneyimini işlevsellik ve çok yönlülükle buluşturuyor. Neler var? Yalnızca 10 dakikalık şarjla , 120 kilometreye varan menziliyle spontane yolculukların ideal yol arkadaşı olan Yeni BMW iX1’in menzili tam kapasitede 440 kilometreye kadar çıkıyor. Yeni BMW iX1 kullanıcıları, Tasarruf Hesaplayıcı sayesinde elektrik tüketimi ve yakıt tüketimi maliyetlerini kıyaslayarak sağladıkları tasarrufu ve CO2 emisyonu parametresiyle çevreye bulundukları zararı hesaplayabiliyor. Öyle ki motorunda nadir toprak elementleri kullanılmayan Yeni BMW iX1 ’in yüksek gerilimli bataryasında kullanılan kobalt ve lityum hammaddeleri sorumlu madencilik uygulamalarıyla elde ediliyor. Yeni BMW iX1’in iç tasarımı, dokunmatik ve sesli kontrol özelliğine sahip BMW Kavisli Ekran , modern merkez konsol ve masaj ve bel desteği özellikli aktif koltuklarla konfor ve lüks hissini en üst seviyeye taşırken aracın dış tasarımı ise çarpıcı oranları ve kendinden emin duruşuyla dikkat çekiyor. Tamamen elektrikli Yeni BMW iX1, hem Türkiye’de gittikçe yaygınlaşmakta olan şarj istasyonlarında hem de evde kolay şarj imkânı sunan BMW Wallbox veya Esnek Hızlı Şarj Cihazı ile şarj edilebiliyor. Tamamen elektrikli Yeni BMW iX1 ’ı bu bağlantı üzerinden inceleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

The World’s 50 Best List, 2002’de, MICHELIN’in ağırbaşlı ve oldukça klâsik kabul edilen yıldız sistemine alternatif olarak yeme içme dünyasına giriş yaptı. Aradan geçen 20 yılın ardından sonuçları en az MICHELIN kadar tahmin edilebilir hâle gelmeye başlayan 50 Best, eskisi kadar trend belirleyici olmazken güvenilirliği de sorgulanmaya başlandı. MICHELIN’in eski dünyaya ait klâsik Fransız standartlarını yücelten ve koruyan düsturuna eleştiri olarak işin içine felsefe ve coğrafya katan tarzıyla 50 Best topluluğu, MICHELIN’le rekabet hâlinde olmadıklarını iddia etse de iki sistemi odaklarına aldıkları restoranlar, değerlendirme standartları ve etki alanları sebebiyle birbirinden bağımsız düşünmek neredeyse imkânsız.

Her iki sistemin nasıl işlediğini kısaca hatırlatmak gerekirse: The World’s 50 Best List, 1000'den fazla bağımsız şef, restoran işletmecisi, yemek yazarı, eleştirmen ve gurmenin en iyi restoran deneyimleri için oy kullandıkları bir anketin sonuçlarına göre belirleniyor. MICHELIN Guide, 50 Best’ten farklı olarak bu alanda tecrübeli, meraklı, başarılı ve kendini bu işe adamış müfettiş adaylarını seçerek sisteme dâhil ediyor. Müfettişler mekâna gizli müşteri olarak girip kriterlere göre değerlendirmelerini yapıp ayrılıyor. MICHELIN Yıldızı değerlendirmesi için beş ana kriter söz konusu: Ürün kalitesi, lezzet ve mutfak becerisi, şefin kişiliği, paranın karşılığını verme ve tutarlılık.

50 Best’in ilk yıllarında açıkladığı listelerin çoğunluğu MICHELIN yıldızlı restoranlardan oluşuyordu ve oldukça alışılageldikti. El Bulli ve French Laundry’nin başı çektiği sıralamalarda ne zaman ki MICHELIN’in pek alan vermediği yeni bir türü tanımaya başladı o zaman ortaya koyduğu kendine has tavrıyla ayrışarak önem kazanmaya başladı.

Thomas Keller The French Laundry'de


Yıkılan standartlar ve yeni değerler

Konuyu daha iyi kavramak üzere filmi başa saralım: Sene 2002. İlk açıklanan listede dünyanın en iyisi olarak Ferran Adrià'nın El Bulli'si duyurulduğunda yeme içme meraklıları beyaz masa örtülerinin mükemmelliğini değerlendiren MICHELIN’den bambaşka yenilikçi bir sistemle tanıştı. Gastronominin kalbini Fransa’dan söküp alarak İspanya’nın avangart yeni tarzını parlatan bu sistem, kapsayıcılığı ve restoran deneyimini teatral anlatımla harmanlayan yönleriyle mutfağa ve ürettiklerine dair yepyeni bir bakış açısı getirdi. Uzun süre listede hiçbir Fransız restoranı birinciliğe oynayamazken; peşpeşe ödüller verdiği noma, Osteria Francescana, El Celler de Can Roca gibi arkalarında felsefe ve hikâye barındıran restoranlar bunun en önemli göstergesiydi.

2010’lu yıllara gelindiğinde yemeğin ruhunu yücelten; zamana ve trendlere meydan okuyup ezberbozanları ödüllendiren 50 Best; teknik, mükemmellik ve ustalık üçgeninde sıkışan MICHELIN’den tamamen ayrışarak bambaşka ufuklardaydı artık. Kopenhag’taki noma’dan Brezilya’daki D.O.M.’a restoranlar günbegün insanlara hangi malzemelerin yenilebilir olduğunu sorgulatırken Alinea gibileri işin içine duyuları harekete geçirmeyi dâhil ederek üzerine düşündürdüğü yemeğin detaylarıyla onu yemenin “nasıl”ına yanıt bulmaya yönlendirdi.

Dünden bugüne listeye giren restoranların şeflerine bakıldığında da çoğunluğu gastronominin restoran mutfağıyla sınırlı kalmayan, işin toplumsal tarafının da farkında olup buna yönelmekten imtina etmeyen profiller olduğunu görüyoruz: Kurduğu Refettorio’lar başta olmak üzere gıda israfına yoğunlaşan Massimo Bottura, Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir kalkınma projelerinde yer alan Roca kardeşler, Amazonların yerel halkının ve doğal kaynaklarının korunması için mücadele eden Alex Atala ya da “No kid hungry” kampanyası için para toplayan Daniel Humm gibi.

Massimo Bottura Refettorio'nun mutfağında


Garsonun neyi, nasıl ve ne hızda servis ettiğinden ya da çatal-bıçak takımlarının ne kadar parladığı mevzularından uzaklaşan yeni usul şefler ve restoranları; artık yarattıkları menüler, ortaya koydukları tabaklar ve kurdukları sofraların her detayıyla vizyonlarını ve tutkularını sahneliyor; insanları gıdayı yeniden düşünmeye davet ederken yönelttikleri büyük sorularla işi zanaattan sanata taşıyarak “öncü” unvanını sahipleniyorlar.

Her restoranın yaşattığı deneyimlerin benzersizliği bir kenara, bir restoranda gerçekten deneyimlenmek istenen hangisi: Tabağın eşi benzerine rastlanmamış stili mi yoksa damakta bıraktığı lezzet mi? Ya da gerçekten her yemeğin ardında zekice kurgulanmış felsefi ya da tarihsel bir hikâye olması zaruret mi? Listeye girmek ya da bir üst sıraya tırmanabilmek için doğru yanıt çoğunlukla hikâyeyle kurgulanmış benzersiz stil. Peki bu yeme içme meraklılarının yüzde kaçlık dilimine hitap eden bir kriter? Öyle ki James Beard Vakfı'nın Başkan Yardımcısı ve 50 Best'in Doğu ABD ve Doğu Kanada Bölgesi Başkanı Mitchell Davis dahi bir açıklamasında listenin “Bu gece akşam yemeğimi nerede yiyeceğim?” sorusunu yanıtlamayı hedeflemediğini vurgularken bir itirafta bulunuyor: "Her zaman bir şefin lahananın anlamı hakkında felsefi düşüncelerine girmek istemiyorum". Küçük bir eklemeyle: "Ama bu yemeğin ardındaki fikrin değersiz olduğu anlamına gelmez."

Listeye girmeyi kim, neden ister?

MICHELIN’in her yıl açıklanan sonuçlarıyla her an yıldızın kaybedilmesi riski taşınırken 50 Best’e giren restoranların çoğunun kalma eğiliminde olduğu gözlemleniyor. Kendi içinde devinen bu döngüyü listenin yetkilileri de fark etmiş olmalılar ki sürekli üst sıraları domine eden isimleri onur listesine terfi ettirerek değerlendirmeye almama kararı alındı. “En iyilerin en iyisi” kabul edilenler artık sıralamaya dâhil edilmezken sadece başarıyı garantilediklerini değil aynı zamanda listelerde geriye düşme endişesini de bertaraf ettikleri yorumunda bulunulabilir.

Bir restoran işletmecisinin ya da şefinin listeye girme arzusu oldukça yerinde bir beklenti. Yerleşilen her yeni sıra kendi sosyal medya kitlesini ve yeni ziyaretçi gruplarını doğuruyor. Yarattığı etkiler işletme için dönüştürücü olmakla beraber açıklandığı andan itibaren listeye girmeye hak kazananın profili sükse yapıyor. El Bulli, noma, Alinea gibi restoranların sonsuza dek dolan rezervasyonları ya da Oslo’daki Maaemo’nun listeye girmesinin hemen ardından ekibin bir kısmını sadece e-posta ve telefon görüşmeleriyle ilgilenmesi için görevlendirdiği itirafı söz konusu durumun direkt yansımalarının sadece küçük bir kısmı.

Maaemo ekibi akşam yemeği servisinde


Buna ek, her yıl düzenlenen ödül törenine katılan şeflerin hemen hemen hepsi oradayken yaşadıkları biraradalık hissiyatından ve beslenen hayal güçlerinden bahsediyorlar. Eleven Madison Park’tan Will Guidara bu durumu şöyle özetliyor: “50 Best’le ilgili en şaşırtıcı olan tek günü aşan ödül töreninin bir araya getirdiği benzer düşünen tüm bu insanlarla bir topluluk yaratması. Üstelik bu topluluk sizi zorluyor, motive ediyor ve ilham veriyor." Momofoku’dan David Chang’in yorumuysa “Tüm dünyadan hayran olduğum şeflerin %70’i oradaydı.” şeklinde.

MICHELIN’in gölgesinde

Aradan geçen 20 yılın ardından birçokları için hâlâ 50 Best’te “En İyi” olmanın ne anlama geldiği belirsiz. İlk gününden beri erişilmez, dar görüşlü ve klâsik Fransız tarzına rakip olarak gösterilen 50 Best, MICHELIN kadar bir restoranı var etme ya da yok etme gücü kazandı mı? Ya da tam aksi; iki değerlendirme sisteminin teoride ayrıştıkları görüşü herkes tarafından kabul görmüşken listede yer alan restoranların büyük çoğunluğunun aynı zamanda MICHELIN yıldızlı olması pratikte işlerin o kadar da ayrı yollarda gitmediğini mi gösteriyor?

Listenin belirlediği trendler, kazandırdığı tanınırlık ya da ortaya çıkardığı yeni lokasyonlarla belli çevrelerde yarattığı olumlu etki yadsınamaz. Peki ya etki yaratamadığı alanlar? 50 Best, her detayıyla yemek yiyenler için değiştirdiği ve dönüştürdüğü restoran ortamlarının çalışanlar tarafında verdiği kanıksanmış zararın farkında mı? Soruyu biraz hafifletmek gerekirse; 50 Best, toksik ve adil olmayan “MICHELIN yıldızlı restoran iş deneyimi” tanımının hangi yönünde iyileşme sağlayabildi? 50 Best’in yarattığı listeler ve öne çıkardığı restoran ve şeflerle her ne kadar mutfakta mükemmelliğin sonunu getirmişçesine bir hâli olsa da MICHELIN’in restoranlardan gastronomik tapınak yaratma gücünün devamlılığına sunduğu katkıyla etki alanını büyük kardeşinin ötesine pek de taşıyamadığı bir gerçek. Sektör çalışanları tıpkı ABD yapımı The Bear dizisindeki gibi kendilerini iç karartan bir mutfak gerçekliğinde bulup boğulurken 50 Best sürdürdüğü geleneklerle eskiyen Chef’s Table rüyasını beslemeye devam ediyor.

Velhasıl, iyi yemek

50 Best’in hangi yemekleri nasıl yediğimizi bir kenara aldırtıp yediklerimiz hakkında ne dinleyip ne anlattığımızı öne çıkardığı gerçeğini kabulleniyor ve tüm bu tartışmaların esas odağına iniyoruz: İyi yemek nedir? Tanımın üzerine tekrar tekrar düşünüldüğünde, gerçekten hiçbir liste, sıralama, ödül veyahut yarattıkları kriterler “iyi yemek” deneyimini yaratacak ya da yaşatacak kadar yeterli niteliklere sahip değilse?

MICHELIN ya da 50 Best’in seçkilerine dâhil ettikleri andan itibaren; restoranların repütasyonlarına, şeflerin kariyerlerine ya da yeme içme dünyasının dinamiklerine sundukları katkılar azımsanamaz. Restoran değerlendirme sistemlerinin kendi belirledikleri kriterler “iyi yemek” tanımını standardize ediyor. Göz ardı edilen bir restoranda edinilen deneyimin öznelliği, değerlendirme sistemlerini yetersizlik ve güvensizlik ikileminde bırakıyor. Geçerlilik açısından hangi değerlendirme sistemini önde tutulacağı ise sektör ve ona bağlı zincirin tüm halkalarına sundukları fayda ve zararların terazide ortaya çıkan sonucuna bakıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

🗞️ “En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır”

Yunanistan'da SYRIZA'nın lideri Aleksis Çipras, istifasını Nazım Hikmet'in "en güzel deniz henüz gidilmemiş olandır" dizeleriyle duyurdu. Fransa'da bir gencin ölümüne ilişkin protestolar düzenlendi. Madonna hastaneye kaldırıldı.

30 Haz 2023

BMW i ile birlikte
Fotoğraf: Christophe Ena/AP Photo

YAZARLAR

Reyhan Ülker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta